أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَيْسَ لَهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ إِلَّا ٱلنَّارُ وَحَبِطَ مَا صَنَعُوا۟ فِيهَا وَبَٰطِلٌ مَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

“Those are they for whom is naught in the Hereafter save the Fire. (All) that they contrive here is vain and (all) that they are wont to do is fruitless.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre onların yaptıkları (sun') ahirette boşa gitmiştir, çünkü bu işleriyle ahireti değil dünyayı istemişlerdir; dünyayı istedikleri için de istedikleri kendilerine tastamam verilmiştir, ama ahirette bir karşılığı (sevap) yoktur.

يعني : لم يكن له ثواب لأنهم لم يريدوا به الآخرة ، إنما أرادوا به الدنيا ، وقد وفي إليهم ما أرادوا
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayetteki âteşte kalma ifadesi, gösteriş (riyâ) yapanın bu hâli üzere küfür üzere ölmesi durumuna hamledilir; çünkü mü'min ebedî kalmaz. Bir başka görüşe göre ise âyetin anlamı, onların belirli günlerde ateşte kalıp sonra şefaatle veya Allah'ın kabzasıyla çıkacaklarıdır. Âyet, imanın selbi (yok olması) tehdidini içerir ve rivayette geçen ifade özellikle riyâyı kastetmektedir, çünkü riyâ bir tür şirktir.

إشارة إلى التخليد والمؤمن لا يخلد لقوله تعالى : إن الله لا يغفر أن يشرك به ويغفر ما دون ذلك الآية فهو محمول على ما لو كانت موافاة هذا المرائي على الكفر
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre bu ayet, dünya hayatını ve süsünü isteyerek iyilik ve hayır işleyen kimselerle ilgilidir; bunlara dünyada sağlık, itibar, geniş rızık ve çok çocuk gibi amellerinin karşılığı tam olarak verilir, hiçbir eksiklik yapılmaz. Ancak âhirette bunlar için ateşten başka bir şey yoktur, çünkü amellerinin sûret bakımından gerektirdiği karşılığı dünyada almışlar, kötü niyetlerinin (ihlassızlıklarının) günahı ise üzerlerinde kalmıştır. Bu durumun sebebi, sevaba hak kazandıran esas unsurun ihlas olması ve bu kişilerin amellerinde Allah rızasını gözetmemiş olmalarıdır. Beydâvî ayrıca bu ayetin riyakârlar, münafıklar veya kâfirler hakkında olduğuna dair farklı görüşleri de nakleder.

أولئك الذين ليس لهم في الآخرة إلا النار مطلقا في مقابلة ما عملوا لأنهم استوفوا ما تقتضيه صور أعمالهم الحسنة وبقيت لهم أوزار العزائم السيئة.
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayette kastedilenler Beni Ubeyrik hakkında çalışıp dolap çeviren kişilerdir. Said b. Cübeyr'e göre bu ayet Rum suresindeki benzer ayet gibidir. Mücahid'e göre ise ayetin anlamı, dünyada yaptıkları amellerin karşılığının kendilerine dünyada tam olarak verilmesi ve dünyada yaptıklarının (ahirette bir karşılığının) kalmamasıdır.

يقول تعالى ذكره: هؤلاء الذين ذكرت أنا نوفيهم أجور أعمالهم في الدنيا يصلونها
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Râzî'ye göre ayet, dünya hayatını ve süsünü isteyip ahiret saadetini talep etmeyenler hakkındadır. Bu görüşü taşıyanlar arasında ihtilaf vardır: kimi bunu bâisi inkar edenler, kimi münafıklar, kimi Yahudi ve Hıristiyanlar olarak yorumlamıştır. Kâdî'nin tercih ettiği dördüncü görüşe göre ise maksat, hayır işlerini dünya hayatı ve süsü için yapan kimsedir; bu bağlamda hayır işleri ibadetler ve hayvana fayda ulaştırma olmak üzere iki kısma ayrılır.

وعمل الخير قسمان : العبادات ، وإيصال المنفعة إلى الحيوان

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin, dünya hayatını ve onun süsünü asıl amaç edinip amellerini bu niyetle yapan kimselerle ilgili olduğunda birleşir; bu kişilere dünyada karşılıklarının tastamam, eksiksiz verildiği ve ahirette amellerine karşılık hiçbir sevabın kalmadığı ortak vurgudur. Niyet-amel ilişkisi ve dünya-ahiret karşılığının birbirini dışlaması temel ortak eksendir.

Differences

Zemahşerî meseleyi dil tahlili ve niyet-amel ilişkisinin metin içi izahıyla ele alırken, Taberî rivayet ağırlıklı olarak ayeti belirli bir olayla (Beni Ubeyrik) ve alimlerin (Said b. Cübeyr, Mücahid) sözleriyle temellendirir. Kurtubî ateşte kalma ifadesini akaidi bir tartışmaya taşıyıp bunu riya ve şirk bağlamında ele alırken, mü'minin ebedî kalmayacağı ilkesini korumaya çalışır. Beydâvî ihlas kavramını merkeze alarak kelamî bir çıkarım sunar ve farklı rivayet görüşlerini de nakleder. Râzî ise en çok görüş çeşitliliğini nakleden isimdir; ayetin kime işaret ettiği konusunda (kâfirler, münafıklar, ehl-i kitap veya riyakârca ibadet edenler) dört farklı yorumu aktarır ve bunlar arasında tercih yapar. Farklar, her müfessirin yönteminden (dil/belağat, rivayet, kelam, karşılaştırmalı görüş nakli) kaynaklanır.

Historical context

Taberî gibi erken dönem müfessirler rivayet ve tarihi olaylarla ayeti bağlamına yerleştirmeye odaklanırken, Zemahşerî ve Beydâvî gibi sonraki dönem müfessirler dil tahlili ve kelamî çıkarımlarla (ihlas kavramı, niyet-amel ilişkisi) konuyu daha sistematik hale getirmiştir. Kurtubî ve Râzî gibi müfessirler ise farklı görüşleri bir arada nakledip aralarında tercih yapma eğilimindedir; bu, tefsir geleneğinin zamanla daha kapsayıcı ve çok yönlü bir yorum biçimine evrildiğini gösterir. Temel mesaj (niyetin amel üzerindeki belirleyiciliği) dönemler boyunca sabit kalmıştır.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, bir işin veya iyiliğin sadece dünyevi kazanç, görünürlük ya da beğeni için yapılması ile içten bir samimiyetle (ihlas) yapılması arasındaki farkın önemine dikkat çekebilir. Günlük hayatta çalışma, eğitim veya toplumsal hizmet gibi alanlarda niyetin şeffaflığı ve içtenliği, hem kişisel huzur hem de yapılan işin anlamı açısından düşündürücü bir referans noktası olabilir. Bu bağlamda ayet, ihlas ve sabır gibi temaların günümüz insanının amaç-araç ilişkisini sorgulamasına ihtiyatlı bir vesile sunabilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar