فَلَمَّآ أَنجَىٰهُمْ إِذَا هُمْ يَبْغُونَ فِى ٱلْأَرْضِ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّمَا بَغْيُكُمْ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُم مَّتَٰعَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ثُمَّ إِلَيْنَا مَرْجِعُكُمْ فَنُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
“Yet when He hath delivered them, behold! they rebel in the earth wrongfully. O mankind! Your rebellion is only against yourselves. (Ye have) enjoyment of the life of the world; then unto Us is your return and We shall proclaim unto you what ye used to do.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre bu ayet, denizde büyük bir sıkıntı içinde kendilerini kuşatılmış zannedip Allah'a dua eden kişilerin, Allah onları kurtardığında verdikleri sözden dönüp yeryüzünde haddi aştıklarını anlatır. Onlara verilen bu haksızlığın gerçekte kendi nefislerine yaptıkları bir zulüm olduğu, bu dünya hayatının geçici olduğu ve nihai dönüşün Allah'a olacağı belirtilir. Kıyamet günü yaptıkları amellerin kendilerine haber verileceği ve dünyada işledikleri günahların karşılığının verileceği ifade edilmektedir.
يا أيها الناس إنما اعتداؤكم الذي تعتدونه على أنفسكم وإياها تظلمون، وهذا الذي أنتم فيه يقول: ثم إلينا بعد ذلك معادكم ومصيركم، وذلك بعد الممات
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî'ye göre 'yemkurûne mekra's-seyyi' ifadesi kötülükte ileri gitmeyi, aşırılık ve tekrar etmeyi ifade eder ve bu, 'yara kötüleşip fesada varmak' anlamındaki Arap sözünden alınmıştır. Bu görüşünü desteklemek için Ka'b'ın İbn Abbas'a Tevrat'ta 'kim bir çukur kazarsa ona düşer' yazdığını söylediği ve İbn Abbas'ın bunu bu ayette bulduğunu belirttiği rivayeti ile Arap atasözünü ('kim kardeşi için bir kuyu kazarsa yüzüstü ona düşer') zikreder. Ayrıca Hamza'nın ayetteki bir kelimeyi hemzeyi sakin okuyarak farklı bir kıraatle okuduğunu, bunun sebebinin harflerin ağırlığından kaynaklanan bir telaffuz tercihi olabileceğini açıklar.
وعن كعب أنه قال لابن عباس رضي الله عنهما : قرأت في التوراة : من حفر مغواة وقع فيها . قال : أن وجدت ذلك في كتاب الله ، وقرأ الآية . وفي أمثال العرب : من حفر لأخيه جبا وقع فيه منكبا
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre ayetteki ifade, dünyadaki amellere karşılık verilecek cezanın vaadini bildirmektedir; buradaki 'enbâ' (haberler) kelimesi, kişinin yaptıklarına karşılık kendisine azapla tehdit edilmesi anlamında kullanılmıştır. Bu durum, bir kişinin başka birine 'sana yaptığın şeyi haber vereceğim' demesi örneğine benzetilmiştir.
أي ما وعدنا من المجازاة على أعمالكم في الدنيا ، والأنباء هو الأخبار ، وهو في هذا الموضع وعيد بالعذاب كقول الرجل لغيره سأخبرك بما فعلت
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre bu ayette geçen 'bağy' (isyan/haddi aşma) kavramı, fesad ve şirk ile ilişkilendirilir; kelimenin aslı 'talep' anlamına dayanır, yani haksız yere yeryüzünde üstünlük ve yükseklik talep etmektir. Bu üstünlük talebi, hakkı yalanlamak (tekzib) yoluyla gerçekleşir. Ayrıca isyanın/zulmün vebalinin failin kendisine döneceği belirtilir.
والبغي : الفساد والشرك من بغى الجرح إذا فسد وأصله الطلب أي يطلبون الاستعلاء بالفساد بغير الحق أي بالتكذيب ومنه بغت المرأة طلبت غير زوجها
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ayet, azabın hemen bastırılıp geldiğini, sanki hiçbir şey olmamış gibi geçmiş bir hâl olduğunu, ancak azgınlığın (bağy) vebalinin sadece onu işleyenlere döneceğini, başkasına zarar vermeyeceğini anlatır. Dönüş ve varış hepsinin Allah'a olacağı, oradan herkese yaptıklarının tam olarak haber verileceği belirtilir; hayır bulan Allah'a şükretmeli, kötülük bulan ise kendinden başkasını suçlamamalıdır.
إنما يذوق وبال هذا البغي أنتم أنفسكم ولا تضرون به أحدا غيركم كما جاء في الحديث ما من ذنب أجدر أن يعجل الله عقوبته في الدنيا مع ما يدخر لصاحبه في الآخرة من البغي وقطيعة الرحم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî, gemidekilerin şiddetli fırtına ve dalgalar karşısında her türlü ortak koşmadan uzak, saf bir bağlılıkla Allah'a yalvardıklarını, kurtulunca ise verdikleri sözü unutup yeryüzünde haksız yere azgınlığa döndüklerini açıklar. Ayrıca 'bağy' kelimesinin sadece haksız yere işlenen bozgunculuğu kapsadığını, müslümanların kâfir diyarlarını tahrip etmesi gibi haklı gerekçeye dayanan yıkımın bu kapsama girmediğini belirtir. Son olarak 'bagyukum ale enfüsikum' ifadesinin, azgınlığın zararının bizzat kendilerine veya kendi türlerine döneceği anlamına geldiğini, dünya hayatının bu geçici menfaatinin sonunda hesap gününde karşılık göreceğini vurgular.
دعوا الله مخلصين له الدين من غير إشراك لتراجع الفطرة وزوال المعارض من شدة الخوف، وهو بدل من ظنوا بدل اشتمال لأن دعاءهم من لوازم ظنهم.
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler ayetin, insanın darlıkta Allah'a sığınıp kurtulduğunda sözünden dönerek yeryüzünde haddi aşması (bağy) temasını işlediğinde birleşir. Bu azgınlığın vebalinin başkasına değil bizzat işleyen kişiye döneceği ve nihai dönüşün Allah'a olup kıyamette amellerin haber verileceği ortak vurgudur.
Differences
Zemahşerî ve Kurtubî kelime kökü ve dil analizine (mekr, bağy) ağırlık verirken, Râzî 'enbâ' kelimesini tehdit üslubu bağlamında belağat açısından ele alır. İbn Kesîr rivayet/hadis temelli ahlaki bir okuma sunarken, Beydâvî hem dilbilimsel hem fıkhi bir ayrım getirerek haklı-haksız tahribatı birbirinden ayırır; Taberî ise daha çok olayın bağlamsal akışını nakleder.
Historical context
Erken dönem (Taberî) olayı bağlamıyla anlatırken, sonraki dilci-belagatçi müfessirler (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî) kelime tahlillerine ve kıraat farklarına yönelmiş, daha sonraki dönemde Beydâvî ve İbn Kesîr bu birikimi özetleyip fıkhi ve ahlaki çıkarımlarla zenginleştirmiştir. Temel mesaj sabit kalmış, yöntem ve vurgu zamanla dile ve fıkha doğru genişlemiştir.
Modern connection
Bu ayet, insanın darlıkta içtenlikle yöneldiği değerlere bolluk zamanında da sadık kalmasının önemine işaret eder; bu, günlük hayatta ihlas ve tutarlılık bilincini hatırlatabilir. Ayrıca kişinin kendi hatalarının sorumluluğunu üstlenmesi, toplumsal dayanışma ve öz eleştiri kültürü için yapıcı bir zemin sunar.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar