وَءَاخَرُونَ مُرْجَوْنَ لِأَمْرِ ٱللَّهِ إِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَإِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ

“Und (wieder) andere werden zurückgestellt, bis die Anordnung Allahs (ergeht). Entweder straft Er sie, oder Er nimmt ihre Reue an. Allah ist Allwissend und Allweise.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre bu ayet, tevbe konusunda kararsız bırakılan üç kişiyi (Kâ'b b. Mâlik, Hilâl b. Ümeyye ve Mürâre b. Rebî') anlatmaktadır; Resûlullah sahabesine bunlarla selamlaşmamalarını ve konuşmamalarını emretmiştir. Bu üç kişi, kendilerini direklere bağlayıp sızlanma ve üzüntü gösteren Ebû Lübâbe ve arkadaşları gibi hareket etmemiş, herkesin onlara ilgisiz kaldığını görünce işlerini Allah'a havale edip niyetlerini halis kılmışlardır. Bu içtenlik sonucunda tevbeleri kabul edilmiş ve Allah kendilerine rahmet etmiştir.

أمر رسول الله صلى الله عليه وسلم أصحابه أن لا يسلموا عليهم ولا يكلموهم ، ولم يفعلوا كما فعل أبو لبابة وأصحابه من شد أنفسهم على السواري وإظهار الجزع والغم ، فلما علموا أن أحدا لا ينظر إليهم فوضوا أمرهم إلى الله تعالى ، وأخلصوا نياتهم ، ونصحت توبتهم ، فرحمهم الله
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî'ye göre ayette geçen 'إما' ifadesi Arapçada iki husustan biri için kullanılır; Allah işlerin sonucunu bilmekle birlikte, hitap kullarına onların bilgisi ölçüsünde yapılmıştır. Yani kullar açısından durum ümit ve bekleyiş üzere olmalıdır, çünkü kulların elinden gelen bundan ibarettir.

والله عز وجل عالم بمصير الأشياء ولكن المخاطبة للعباد على ما يعرفون أي ليكن أمرهم عندكم على الرجاء لأنه ليس للعباد أكثر من هذا
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre bu grup Allah'ın affı altındadır; Allah dilerse onları cezalandırır, dilerse bağışlar. Ancak Allah'ın rahmetinin gazabına galip gelmesi sebebiyle bağışlanma yönü öne çıkmaktadır.

أي هم تحت عفو الله إن شاء فعل بهم هذا وإن شاء فعل بهم ذاك ولكن رحمته تغلب غضبه
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre ayetteki 'başkaları' ifadesi, tövbeleri Allah'ın hükmüne bırakılan (mürce') kimseleri, yani Tebük Gazvesi'nden geri kalıp Hz. Peygamber'e mazeret bildirmeyen ve kendilerini direklere bağlamayan üç kişiyi (Hilal b. Ümeyye, Mürare b. Rebî' ve Kâ'b b. Malik) ifade etmektedir. Bunların işi Allah'a havale edilmiş, kimileri helak olduklarını, kimileri de Allah'ın onları affedeceğini düşünmüştür; sonunda Allah tövbelerini kabul etmiştir.

وكان ثلاثة منهم يعني من المتخلفين عن غزوة تبوك لم يوثقوا أنفسهم بالسواري أرجئوا
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ayetteki 'أما' lafzı şüphe ifade etse de, buradaki maksat, kişilerin durumunun korku ve ümit arasında olması gerektiğini belirtmektir; bazıları helak olduklarını söylerken bazıları Allah'ın kendilerini bağışlayabileceğini ummuştur. Ayrıca sadece nedamet duymanın tövbenin sıhhati için yeterli olmadığı, tövbenin kabulünün insanların övgü ve yergisine önem vermemeye bağlı olduğu ifade edilir. Cübbâî'nin bu ayetten tövbe etmeyenin affedilmeyeceğine dair istidlaline karşı, Allah'ın affının bütün günahkarlar hakkında kesin olmadığı, ancak genel olarak sabit olduğu belirtilerek cevap verilmiştir.

لا شك أن القوم كانوا نادمين على تأخرهم عن الغزو وتخلفهم عن الرسول عليه اسلام
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre 105. ayette Allah'ın, Peygamberin ve müminlerin amelleri göreceği bildirilir; kıyamette gaybı ve şehadeti bilen Allah'a dönülecek ve yapılanlar haber verilecektir. 106. ayette ise savaştan geri kalıp durumu askıya alınmış bir grup zikredilir; bunların ya azaba uğratılacağı ya da tövbelerinin kabul edileceği belirtilir ve bu tercih kulların değil Allah'ın iradesine bağlanır. Metin bu kişileri Kâ'b b. Mâlik, Hilâl b. Ümeyye ve Mürâre b. Rebî' olarak isimlendirir; Peygamberin ashabına onlarla selamlaşmamalarını ve konuşmamalarını emrettiğini, bunun üzerine onların niyetlerini halis kılıp işlerini Allah'a havale ettiklerini ve Allah'ın da onlara rahmet ettiğini nakleder.

والمراد بهؤلاء كعب بن مالك وهلال بن أمية ومرارة بن الربيع

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler ayetin Tebük Gazvesi'nden geri kalıp mazeret bildirmeyen ve kendilerini direklere bağlamayan üç kişiyi (Kâ'b b. Mâlik, Hilâl b. Ümeyye, Mürâre b. Rebî') konu aldığında birleşir. Bunların işlerini Allah'a havale ettikleri, niyetlerini halis kıldıkları ve sonunda tövbelerinin kabul edildiği ortak vurgudur. Ayrıca durumun korku-ümit arasında bir bekleyiş hali olduğu, kararın kula değil Allah'a ait olduğu noktasında da mutabakat vardır.

Unterschiede

Zemahşerî ve Beydâvî olayı rivayet temelli, anlatı ağırlıklı sunarken; Kurtubî ve Râzî 'إما/أما' edatının dilsel-belagat boyutuna eğilip bunun şüphe mi yoksa kulun bilgi sınırlılığına işaret mi olduğunu tartışır. Râzî ayrıca Cübbâî'nin kelamî istidlaline cevap vererek meseleyi fıkhi-kelami bir tartışmaya taşır; bu diğerlerinde görülmez. İbn Kesîr ise meseleyi Allah'ın rahmet-gazap dengesi ilkesi çerçevesinde ele alarak daha genel bir teolojik çerçeve sunar.

Historischer Kontext

Taberî'den başlayan rivayet ağırlıklı okuma zamanla (Zemahşerî, Beydâvî) korunmuş; ancak Kurtubî ve özellikle Râzî ile dil ve kelam tahlilleri daha sistemli hale gelmiş, tartışmalı görüşlere (Cübbâî) cevap verme ihtiyacı doğmuştur. İbn Kesîr'de ise rivayet ile teolojik ilke sentezi öne çıkar. Temel anlatı sabit kalmakla birlikte yöntemsel derinlik ve tartışma boyutu dönemler ilerledikçe genişlemiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayet, bir hatanın ardından başkalarının teveccühünü aramak yerine içtenlikle öze dönmenin ve sabırla bekleyişin değerine işaret eder. Toplumsal dışlanma karşısında öfke ya da gösteriş değil, ihlas ve teslimiyetle hareket etmenin olgun bir tutum olduğu günümüz insan ilişkilerinde de düşünülebilir bir örnektir. Ayrıca umut ile sorumluluk bilincini bir arada tutmanın, kişisel gelişim ve toplumsal dayanışma açısından dengeli bir tavır olduğu söylenebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben