وَٱلْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ ٱلْحَقُّ فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ
“Das Wägen erfolgt an jenem Tag der Wahrheit (entsprechend). Wessen Waagschalen schwer sein werden, jene sind es, denen es wohl ergeht.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî, mîzân/tartı konusunda ihtilaflı görüşleri nakleder: bazıları amellerin (mükellefin şahsi) tartılmasını, bazıları bilinen iki kefeli ve dilli bir mizanı kastettiğini söylemiştir. Taberî kendi tercihini, Amr b. Dinar'dan nakledilen ve Hz. Peygamber'in hadisleriyle desteklenen görüş olarak belirtir: bu, insanların bildiği, iki kefesi ve dili olan gerçek bir mizandır ve Allah kullarının iyi ve kötü amellerini bununla tartar. Kime iyilikleri kötülüklerini kuşatırsa mizanı ağır basar, kime kötülükleri iyiliklerini kuşatırsa mizanı hafif kalır.
قال أبو جعفر: والصواب من القول في ذلك عندي القول الذي ذكرناه عن عمرو بن دينار من أن ذلك: هو الميزان المعروف الذي يوزن به، وأن الله جل ثناؤه يزن أعمال خلقه الحسنات منها والسيئات
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî, tartının (vezn) amellerin ölçülüp ağır ile hafif olanının birbirinden ayırt edilmesi anlamına geldiğini belirtir. Tartının nasıl gerçekleşeceği konusunda iki görüş nakleder: birincisi, amel sahifelerinin gerçek bir dili ve iki kefesi bulunan bir mizanla, tüm mahlukatın gözü önünde tartılacağı; ikincisi ise bunun doğru bir hüküm ve adil bir kazadan ibaret bir ifade olduğu, mizanın da tartılan şeylerin/amellerin çoğulu olarak kullanıldığıdır. Ayrıca Hasen (el-Basrî)'den nakille, hasenatın tartıldığı mizanın ağır basması, seyyiatın tartıldığı mizanın ise hafif kalmasının hak olduğu belirtilir.
واختلف في كيفية الوزن فقيل : توزن صحف الأعمال بميزان له لسان وكفتان ، تنظر إليه الخلائق ، تأكيدا للحجة ، وإظهارا للنصفة ، وقطعا للمعذرة
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Râzî'ye göre 'mevâzîn' kelimesi hakkında birkaç görüş vardır: bunun adaletten bir istiare olduğu, ya da amel-i sâlihaların kastedildiği söylenmiştir. Ayrıca kalbin fiillerine, organların fiillerine ve söze ait ayrı mizanların bulunabileceği ihtimalini de zikreder. Zeccâc'ın çoğul kullanımına dair açıklamalarını nakledip bunlara itiraz ederek, lafzın zahirinin (gerçek anlamda dil, kefeler olan mizanlar) terk edilmesini gerektiren bir zorunluluk olmadığını, dolayısıyla zahiri anlamın alınmasının gerektiğini belirtir.
ولقائل أن يقول هذان الوجهان يوجبان العدول عن ظاهر اللفظ ، وذلك إنما يصار إليه عند تعذر حمل الكلام على ظاهره ولا مانع ههنا منه فوجب إجراء اللفظ على حقيقته فكما لم يمتنع إثبات ميزان له لسان وكفتان فكذلك لا يمتنع إثبات موازين بهذه الصفة
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre âyetteki 'mevâzîn' kelimesi kulların amellerinin gerçek bir mizanla tartılacağına işaret eder ve bu, sahih rivayetlerle desteklenen görüştür. Terazinin ne ile ağırlaştığı konusunda ihtilaf nakleder: kimine göre bizzat ameller, kimine göre amellerin yazılı olduğu sahifeler tartılır; müellif ikinci görüşü (amellerin yazılı olduğu kitapların tartılması) tercih eder. Ayrıca mizanın hakikat üzere anlaşılması gerektiğini, te'vile gidilmemesi gerektiğini vurgular çünkü ümmet bu zahiri lafızları te'vilsiz kabul etmiştir.
والصحيح أن الموازين تثقل بالكتب التي فيها الأعمال مكتوبة وبها تخف وقد روي في الخبر ما يحقق ذلك
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre bu ayet mizan konusunu açıklamakta; iyilikleri kötülüklerine ağır basanlar -bir tane fazlasıyla dahi olsa- kurtuluşa erenlerdir ve cennete girerler. İyilikleri ile kötülükleri eşit olanlar ise A'raf ehli olup sırat üzerinde durur, cennet ve cehennem ehlini tanırlar. Kurtuluş, kişinin istediğine kavuşup korktuğu şeyden (cehennemden) kaçıp kurtulmasıdır.
ومن استوت حسناته وسيئاته كان من أصحاب الأعراف فوقفوا على الصراط ثم عرفوا أهل الجنة وأهل النار
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre 'vezin' terazi ile amellerin veya kişilerin tartılması anlamına gelir; çoğunluk görüşüne göre amel sayfaları dilli ve iki kefeli bir mizanla tartılır ve bu, adaletin gösterilmesi ve mazeretin kesilmesi içindir. Mizanı ağır basanlar kurtuluşa ve mükafata ulaşanlardır, hafif basanlar ise kendilerine verilen sağlam fıtratı zayi ederek ve azaba müstahak olacak işler yaparak kendilerini zarara uğratanlardır.
والجمهور على أن صحائف الأعمال توزن بميزان له لسان وكفتان، ينظر إليه الخلائق إظهارا للمعدلة وقطعا للمعذرة
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler 'mevâzîn' kelimesinin amellerin (veya amel sahifelerinin) değerlendirilmesiyle ilgili olduğunu, iyiliklerin kötülüklere galebe çalmasının kurtuluş, aksinin ise kayıp anlamına geldiğini kabul eder. Taberî, Kurtubî ve Beydâvî ayrıca gerçek, dilli ve iki kefeli bir mizanın varlığını rivayetlerle destekleyerek öne çıkarır.
Unterschiede
Taberî ve Kurtubî hadis/rivayet ağırlıklı yaklaşımla zahiri mizanı tercih ederken, Zemahşerî ve Râzî dil-belağat tahliline daha fazla yer vererek mizanın mecazi (adalet/hüküm) anlamına da açık kapı bırakır. Râzî ayrıca kalp, organ ve söz fiillerine dair çoklu mizan ihtimalini tartışır; Kurtubî tartılanın amel mi sahife mi olduğu noktasında sahifeleri tercih eder; İbn Kesîr ise konuyu daha çok A'raf ehli ve kurtuluş tanımı üzerinden ele alır.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ve sahabe-tabiin sözlerine dayanarak zahiri mizanı savunurken, sonraki dönemde Zemahşerî ve Râzî dilbilimsel/kelami tartışmaları öne çıkararak yorum çeşitliliğini genişletmiştir. Kurtubî ve Beydâvî gibi daha sonraki müfessirler ise hadis ve icma vurgusuyla zahiri anlama dönerek çoğunluk görüşünü teyit etmiştir; böylece zaman içinde yorum yelpazesi genişlese de zahiri mizan anlayışı ağırlığını korumuştur.
Bezug zur Gegenwart
Bu farklı okumalar, bir kişinin hayatını değerlendirirken hem içten (niyet, ihlas) hem dıştan (davranış, hizmet) bir bütünlük aranmasının önemini hatırlatabilir. Ayet, günlük hayatta iyilik-kötülük dengesine dikkat etmeyi, sabırla ve samimiyetle yapıcı işler yapmayı teşvik eden bir öz-muhasebe bilinci olarak düşünülebilir. Müfessirlerin farklı yaklaşımları, aynı konunun akıl ve rivayet yoluyla birlikte anlaşılabileceğini, ilim ile iman arasındaki uyumun bir örneği olarak görülebilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben