مَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَلَا هَادِىَ لَهُۥ وَيَذَرُهُمْ فِى طُغْيَٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ
“Wen Allah in die Irre gehen läßt, der hat keinen, der ihn rechtleiten könnte; Er läßt sie in ihrer Auflehnung umherirren.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre bu ayette, ayetleri yalanlayıp Allah'ın hüccetlerini düşünmekten yüz çeviren kimselerin bu tutumu, Allah'ın onları saptırmasından kaynaklanmaktadır. Allah dileseydi onları hidayete erdirir, ibret alıp doğru yolu görmelerini sağlardı; fakat Allah onları saptırmış, bu yüzden ne doğru yolu görebilmekte ne de hidayet bulabilmektedirler. Allah'ın saptırdığı kimseye başka bir hidayet edici bulunmadığından, bu kişiler küfür ve şirklerinde ısrar ederek Allah'ın kendileri için takdir ettiği azap ve elem verici cezayı hak etmektedirler.
ولو هداهم الله لاعتبروا وتدبروا فأبصروا رشدهم، ولكن الله أضلهم فلا يبصرون رشدا ولا يهتدون سبيلا، ومن أضله عن الرشاد فلا هادي له
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre ayetteki 'يذرهم' kelimesi hem 'ي' hem 'ن' ile, hem ref' hem cezm ile okunabilir. Ref' okunuşunda bu bir istifhâm (yeni başlangıç) cümlesi olur; cezm okunuşunda ise mahalline atfedilerek 'men yudlilillâhu lâ yehdihî ehadün' (Allah kimi saptırırsa onu hiç kimse hidayete erdiremez ve onları bırakır) anlamı ortaya çıkar.
قرىء : ( ويذرهم ) بالياء والنون ، والرفع على الاستئناف ، ويذرهم ، بالياء والجزم عطفا على محل كأنه قيل : من يضلل الله لا يهده أحد ويذرهم
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu metin, Fahreddin er-Râzî'nin naklettiği kırâat farklılıklarına odaklanmakta; 'يكفر' ve 'ويذرهم' kelimelerinin farklı okunuş biçimlerini (cezm, ref' gibi) ve bunların dilbilgisel gerekçelerini aktarmaktadır. Ayrıca 'من يضلل الله' ifadesiyle ilgili olarak hidayet ve dalâletin Allah'tan olduğuna dair Ehl-i Sünnet istidlalinin, daha önceki ayette geçen tartışmayla aynı olduğunu, bu nedenle tekrara gerek görmediğini belirtmiştir.
واعلم أن استدلال أصحابنا بهذه الآية على أن الهدى والضلال من الله مثل ما سبق في الآية السالفة ، وتأويلات المعتزلة ، وجوابنا عنها مثل ما تقدم فلا فائدة في الإعادة
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî bu metinde 'يعمهون' kelimesinin kıraat farklılıklarına (ref' ile istinaf üzere okunması, cezm ile fâ ve sonrasının mahalline atfen okunması) ve anlamına dair açıklama yapmaktadır. Kelimenin 'yetehayyerûne' (şaşkın kalırlar) anlamına geldiğini, bazılarının ise 'yeteredderûne' (bocalarlar) şeklinde yorumladığını belirtmiştir. Bu konunun Bakara suresinin başında detaylı olarak işlendiğine atıfta bulunmuştur.
بالرفع على الإستئناف وقرئ بالجزم حملا على موضع الفاء وما بعدها ( يعمهون ) أي يتحيرون وقيل : يترددون
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre bu ayetler, hidayet ve saptırmanın münhasıran Allah'a ait olduğunu göstermektedir; Kaderiyye fırkası ve onlara benzeyenlerin iddia ettiği gibi kulların hidayeti veya sapmayı kendi seçimleriyle yapması söz konusu değildir. Bu fırka, görüşlerini Kur'an'ın müteşabih ayetlerine dayandırıp kendilerini açıkça reddeden muhkem ayetleri terk etmektedir. Münafıkları Allah'ın kurtuluş yolundan saptırdığı ve onlar için ne bir hidayet edici ne de bir kurtarıcı bulunmadığı, çünkü Allah'ın hükmüne kimsenin engel olamayacağı belirtilmektedir.
إلى غير ذلك من الآيات الدالة على أنه سبحانه هو المنفرد بالهداية والإضلال لا كما تقول الفرقة القدرية ومن حذا حذوهم من أن العباد هم الذين يختارون ذلك ويفعلونه ويحتجون على بدعتهم بمتشابه من القرآن ويتركون ما يكون فيه صريحا في الرد عليهم
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre ayet, insanları göklerin ve yerin mülkünde ve Allah'ın yarattığı her şeyde delil arayışı gözüyle bakmaya çağırır; bu bakış onlara yaratıcının kudretinin kemalini, birliğini ve mülkün sahibinin azametini gösterecektir. Ayrıca ecellerinin yaklaşmış olabileceği düşüncesi de bu bakışa dahildir, ki bu onları hakkı aramaya ve kurtuluşa yönelmeye sevk etmelidir. Kur'an'dan sonra hangi söze inanacakları sorusu ise, delil ikame edildikten sonra onların küfür üzerinde ısrar edeceklerine dair bir haber niteliğindedir; bir başka görüşe göre bu ifade 'umulur ki' cümlesine bağlıdır ve Kur'an'dan daha üstün bir söz beklemelerinin anlamsızlığını ifade eder.
أولم ينظروا نظر استدلال. في ملكوت السماوات والأرض وما خلق الله من شيء مما يقع عليه اسم الشيء من الأجناس التي لا يمكن حصرها ليدلهم على كمال قدرة صانعها، ووحدة مبدعها وعظم شأن مالكها
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Müfessirlerin çoğu ayetin hem dilbilimsel/kıraat boyutuna (yudlil, ya'merûn, yezerhüm gibi kelimelerin ref'/cezm okunuşları ve bunun anlam farkları) hem de hidayet-dalâlet meselesinin Allah'a ait olduğu fikrine değinir. Taberî, Zemahşerî, Râzî, Kurtubî ve İbn Kesîr, Allah'ın saptırdığı kimseye başka bir hidayet edici bulunmayacağı noktasında birleşir.
Unterschiede
Taberî ayetin anlamını doğrudan tefsir bi'l-me'na yoluyla açıklarken, Zemahşerî, Râzî ve Kurtubî ağırlıklı olarak kıraat farklılıklarının i'rab ve atıf açısından incelenmesine odaklanır; bu, dil/belağat ekolünün karakteristiğidir. İbn Kesîr ise meseleyi doğrudan kelami bir tartışmaya taşıyıp Kaderiyye görüşünü muhkem ayetlerle reddeder; böylece itikadi bir çerçeve öne çıkar. Beydâvî ise ayeti daha çok tabiatta delil arama ve kâinatın yaratılışını düşünme çağrısı olarak okur, bu da diğerlerinden farklı bir vurgudur.
Historischer Kontext
En eski müfessir Taberî ayetin anlamını sade bir bağlamsal okumayla verirken, sonraki dönemlerde (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî) dil ve kıraat analizi daha teknik ve ayrıntılı hale gelmiş, İbn Kesîr döneminde ise mesele açıkça kelami bir tartışmaya (kader-özgür irade) bağlanmıştır. Beydâvî'de ise ayetin tabiat ve yaratılışı düşünmeye çağıran boyutu daha belirgin işlenmiştir; temel çerçeve zamanla sabit kalmış, ancak vurgu ve yöntem zenginleşmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, insanın çevresindeki tabiatı ve yaratılışı ibretle seyretmesinin ilim ile iman arasında bir uyum kurabileceğini hatırlatır. Ayrıca hakikate karşı yüz çevirme tutumunun, kişiyi düşünmekten ve öğrenmekten uzaklaştırabileceği fikri, günümüzde sabırlı ve açık bir zihinle araştırma, öğrenme ve hoşgörülü diyalog kurma çağrısı olarak yorumlanabilir. Bu bağlamda ayet, bireyin kendi iç muhasebesini yaparken ihlasla ve tefekkürle hareket etmesine dair genel bir teşvik olarak okunabilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben