تِلْكَ ٱلْقُرَىٰ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنۢبَآئِهَا وَلَقَدْ جَآءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِٱلْبَيِّنَٰتِ فَمَا كَانُوا۟ لِيُؤْمِنُوا۟ بِمَا كَذَّبُوا۟ مِن قَبْلُ كَذَٰلِكَ يَطْبَعُ ٱللَّهُ عَلَىٰ قُلُوبِ ٱلْكَٰفِرِينَ

“Das sind die Städte. Über sie erzählen Wir dir (einiges) von ihren Berichten. Ihre Gesandten kamen ja zu ihnen mit den klaren Beweisen, aber sie konnten nicht an das glauben, was sie zuvor für Lüge erklärt hatten. So versiegelt Allah die Herzen der Ungläubigen.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre bu ayet, Peygamber'e kendisinden önceki kavimlerin (Nûh, Âd, Semûd, Lût ve Şuayb kavimleri) haberlerinin anlatılma sebebini açıklar; bu haberler, Allah'ın elçilerine ve inananlara dünyada yardım ettiğini bildirmek ve kendisini yalanlayan kavmine, önceki yalanlayıcıların sonunun ne olduğunu göstermek içindir. Ayrıca 'kendilerine geldiğinde önceden yalanladıkları için inanmadılar' ifadesinin yorumunda iki görüş nakleder: biri bunun Âdem'in sırtından çıkarılıp mîsak alındığı gündeki inkârlarına işaret ettiği, diğeri ise Allah'ın ezelî ilminde onların yalanlayacağının önceden bilinmiş olduğu yönündedir.

فقال بعضهم: معناه: فما كان هؤلاء المشركون الذين أهلكناهم من أهل القرى ليؤمنوا عند إرسالنا إليهم بما كذبوا من قبل ذلك، وذلك يوم أخذ ميثاقهم حين أخرجهم من ظهر آدم عليه السلام
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre 'tilke'l-kurâ' ifadesi bu köylerin haberlerinden bir kısmının anlatıldığını, diğer bazı haberlerin ise zikredilmediğini bildirir. Ayrıca 'fe-mâ kânû li-yu'minû' ifadesindeki lam-ı te'kid, bu toplulukların peygamberler gelip mucizeler gösterdiğinde başlangıçta yalanladıkları şey üzerinde ölünceye kadar direnip inanmadıklarını, küfür ve inatlarında ısrar ettiklerini vurgular. Mücahid'den nakledilen görüşe göre ise buradaki 'zulüm' ifadesi 'küfür' anlamında kullanılmıştır, çünkü ikisi aynı köktendir.

أي استمروا على التكذيب من لدن مجيء الرسل إليهم إلى أن ماتوا مصرين ، لا يرعوون ولا تلين شكيمتهم في كفرهم وعنادهم مع تكرار المواعظ عليهم وتتابع الآيات . ومعنى اللام تأكيد النفي وأن الإيمان كان منافيا لحالهم في التصميم على الكفر
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu metin, ayetin Cebrail aracılığıyla Hz. Muhammed'e vahyedildiğini ve geçmiş peygamber kıssalarının hak üzere anlatıldığını belirtir. Ardından kâfirlerin iman etmeyişiyle ilgili üç görüş nakledilir: İbn Abbas ve Sedi'ye göre bu, Âdem'in sulbünden çıkarılıp misak alındığında verdikleri sözü daha önce yalanlamış olmalarıyla ilgilidir; Zeccâc'a göre mucizeleri gördükten sonra önceden yalanladıklarına iman etmemeleridir; üçüncü görüşe göre ise helak edildikten sonra diriltilseler bile önceden yalanladıklarına iman etmeyecekleridir.

قال ابن عباس والسدي : فما كان أولئك الكفار ليؤمنوا عند إرسال الرسل بما كذبوا به يوم أخذ ميثاقهم حين أخرجهم من ظهر آدم ، فآمنوا كرها ، وأقروا باللسان وأضمروا التكذيب
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî'ye göre ayetteki 'insanların iman etmeyecekleri' ifadesi, Allah'ın ezelî ilminde onların Peygamberlere iman etmeyeceklerinin bilinmesine dayanır; bu helak edilen kavimler (Nuh, Ad, Lut, Hud, Şuayb kavimleri) hakkında geçmişte gerçekleşen imansızlığın, tekrar diriltilseler de değişmeyeceği anlatılır. Ayrıca 'her mütekebbir kalbe' ifadesindeki dil yapısı üzerinde durularak, mühürlemenin (tab') tüm mütekebbir/cebbar kişilerin kalplerine tek tek uygulandığı, cümlede hazif (bir kelimenin düşürülmesi) bulunduğu belirtilir.

وقال بن عباس والربيع : كان في علم الله تعالى يوم أخذ عليهم الميثاق أنهم لا يؤمنون بالرسل
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, ayette geçen 'ekserisinin iman etmemesi'nin sebebinin, Allah'ın ezelî ilminde onların iman etmeyeceklerinin bilinmesi olduğunu, bazı rivayetlerde ise misak günü zorla/isteksizce iman ettiklerine işaret edildiğini nakleder. Ayrıca Ba harfinin sebebiyet bildirdiğini, yani gelen delillere rağmen önceki yalanlamaları sebebiyle iman etmediklerini belirtir.

أي فما كانوا ليؤمنوا بما جاءتهم به الرسل بسبب تكذيبهم بالحق أول ماورد عليهم حكاه ابن عطية رحمه الله وهو متجه حسن
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre 'tilke'l-kurâ' ifadesi önceden zikredilen ümmetlerin şehirlerini kastetmekte olup, ayette anlatılan haberler bu şehirlerin haberlerinin tamamı değil bir kısmıdır ('min' harfi teb'îz içindir). Elçiler kendilerine mucizelerle geldiğinde bu kavimler önceden yaptıkları tekzip üzere kalıcı olarak devam etmişler, tekrarlanan davet ve ardı ardına gelen ayetler onlarda hiçbir etki yapmamıştır; bu durum kalplerinin mühürlenmesiyle açıklanır. Ayrıca çoğu insan/ümmet Allah'a verdikleri ahdi -imana ve takvaya dair veya sıkıntı anında verdikleri sözleri- yerine getirmemiş, bilakis fâsık olarak bulunmuştur.

فما كانوا ليؤمنوا مدة عمرهم بما كذبوا به أولا حين جاءتهم الرسل، ولم تؤثر فيهم قط دعوتهم المتطاولة والآيات المتتابعة، واللام لتأكيد النفي والدلالة على أنهم ما صلحوا للإيمان لمنافاته لحالهم في التصميم على الكفر والطبع على قلوبهم.

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Müfessirlerin ortak vurgusu, geçmiş kavimlerin (Nûh, Âd, Semûd, Lût, Şuayb kavimleri) helak kıssalarının ibret ve tesellî amacıyla anlatıldığı, bu kavimlerin peygamberler mucizelerle geldiğinde önceki tekzip tavırlarını sürdürerek iman etmedikleri noktasıdır. Ayrıca çoğu müfessir 'iman etmeme' ifadesini açıklarken hem rivayet hem dil/belağat analizini birlikte kullanır ve konuyu Allah'ın ezelî ilmi veya Âdem'in sırtından alınan misakla ilişkilendirme eğilimindedir.

Unterschiede

Taberî, Râzî, Kurtubî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı olarak meseleyi misak günü veya ezelî ilim çerçevesinde ele alırken, Zemahşerî ve Beydâvî daha çok dilbilimsel/belağî tahlile (lam-ı te'kid, 'min' harfinin teb'îziyeti, hazif, i'rab imkanları) yoğunlaşır. Râzî üç farklı görüşü sıralayarak meseleyi genişletir, Kurtubî ise kıraat farklılıkları ve şiirle istişhad gibi ayrıntılarla dilsel yönü zenginleştirir; bu farklar müfessirlerin yöntem tercihlerinden (rivayet tefsiri/dirayet tefsiri) kaynaklanır.

Historischer Kontext

En eski müfessir Taberî'den en yenisi Beydâvî'ye kadar geçen süreçte rivayet malzemesi (Süddî, Mücahid, İbn Abbas gibi) sabit bir kaynak olarak korunmuş, fakat zaman içinde dilbilimsel ve belağî tahlillerin (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî'de görüldüğü gibi) ayrıntılandığı ve tefsir yönteminin rivayetten dirayete doğru genişleyen bir katmanlaşma gösterdiği söylenebilir.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayet, geçmişten ders çıkarmanın ve kalbin katılaşmasına (mütekebbirlik, inat) karşı uyanık olmanın önemine işaret ediyor olarak düşünülebilir. Sabır ve ihlasla hakikate açık kalmak, büyüklenme ve inatla gelen delilleri görmezden gelmemek, bugün de kişisel ve toplumsal ölçekte anlam taşıyan bir tutum olarak değerlendirilebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben