أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحُكْمَ وَٱلنُّبُوَّةَ فَإِن يَكْفُرْ بِهَا هَٰٓؤُلَآءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَّيْسُوا۟ بِهَا بِكَٰفِرِينَ

“Das sind diejenigen, denen Wir die Schrift, das Urteil und das Prophetentum gegeben haben. Wenn aber diese es verleugnen, so haben Wir damit schon (andere) Leute betraut, die dem gegenüber nicht ungläubig sind.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî bu ayette 'onlar' zamiriyle kastedilenin, ayetten önce zikredilen on sekiz peygamber olduğunu, ayetin anlamının 'Ey Muhammed, kavmin Kureyş ayetlerimizi inkâr ederse, onları senden önceki peygamberlere emanet ettik, onlar bu ayetlerin hakikatini inkâr etmezler' şeklinde olduğunu tercih eder. Bununla birlikte müfessirler arasında bu zamirin Ensar, Mekke halkına karşılık Medine halkı veya melekler olduğu yönünde farklı görüşler de nakledilmiştir. Taberî bu görüşleri sıraladıktan sonra bağlamsal delillerle kendi tercihini gerekçelendirir.

وذلك أن الخبر في الآيات قبلها عنهم مضى، وفي التي بعدها عنهم ذكر، فما بينها بأن يكون خبرا عنهم أولى وأحق من أن يكون خبرا عن غيرهم. فتأويل الكلام إذا كان ذلك كذلك: فإن يكفر قومك من قريش يا محمد بآياتنا، وكذبوا وجحدوا حقيقتها، فقد استحفظناها واسترعينا القيام بها رسلنا وأنبياءنا من قبلك الذين لا يجحدون حقيقتها ولا يكذبون بها، ولكنهم يصدقون بها ويؤمنون بصحتها.
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre ayette geçen 'kavim' ifadesi, Mekke halkının (kendilerine verilen kitap, hikmet ve nübüvveti) inkâr etmeleri durumunda Allah'ın bu değerleri kendilerine tevkil edeceği bir topluluğu ifade eder. Bu topluluğun kimliği hususunda birden fazla görüş nakledilir: zikredilen peygamberler ve onlara tabi olanlar, Peygamber'in ashabı ve ona iman edenler, Âdem oğullarından her mü'min, melekler (ki Ensar bunun kendilerine ait olduğunu iddia etmiştir) veya Mücahid'e göre Farslar. Tevkil etmenin anlamı, bu topluluğun iman etmeye ve o değerlerin haklarını yerine getirmeye muvaffak kılınmasıdır, tıpkı bir kişinin bir şeye vekil kılınıp onunla ilgilenmesi ve onu koruması gibi.

ومعنى توكيلهم بها : أنهم وفقوا للإيمان بها والقيام بحقوقها كما يوكل الرجل بالشيء ليقوم به ، ويتعهده ويحافظ عليه . والباء في { بها } صلة كافرين . وفي { بكافرين } تأكيد النفي
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ayette geçen 'o kavim' ifadesinin kime işaret ettiği tartışmalıdır; Ensar, Muhacir ve Ensar birlikte, ya da Zeccâc'ın tercih ettiği görüşe göre önceden zikredilen on sekiz peygamber olabilir. Ayrıca metin, Ka'bî'nin Mu'tezile'ye dayanan iki cevabını (Allah'ın mü'minlere iman sonrası özel lütuflar vermesi ve babanın evlatlarına eşit davranması meselesi) nakledip zayıf bulmaktadır. Son olarak ayetin, Allah'ın peygamberine yardım edeceğine ve dinini güçlendireceğine dair bir gaybî haber içerdiği ve bu haberin gerçekleşmesinin mucize sayıldığı belirtilmektedir.

اختلفوا في أن ذلك القوم من هم ؟ على وجوه ، فقيل : هم أهل المدينة وهم الأنصار ، وقيل : المهاجرون والأنصار ، وقال الحسن : هم الأنبياء الثمانية عشر الذين تقدم ذكرهم وهو اختيار الزجاج
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî bu ayette geçen 'هؤلاء' zamirinin Hz. Peygamber döneminin kâfirlerine işaret ettiğini, buna karşılık ayete iman edenlerin kimliği hususunda farklı görüşler bulunduğunu aktarır. Kendisi Ensar ve Muhacirleri kastettiğini söylerken, Katade'nin bunun Allah'ın kıssalarını anlattığı peygamberler olduğunu, Ebu Racâ'nın melekler olduğunu söylediğini, bazılarının da bunu cin, insan ve melekler arasındaki her mümin için genel bir ifade olarak yorumladığını nakleder. Ayrıca 'بكافرين' ifadesindeki 'ب' harfinin tekid amacıyla ziyade olduğunu belirtir.

وقال قتادة : يعني النبيين الذين قص الله عز وجل قال النحاس : وهذا القول أشبه بالمعنى لأنه قال بعد : أولئك الذين هدى الله فبهداهم اقتده وقال أبو رجاء : هم الملائكة وقيل : هو عام في كل مؤمن من الجن والإنس والملائكة والباء في بكافرين زائدة على جهة التأكيد
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre ayetteki 'nimet' Kitap, hüküm ve nübüvvetin verilmesidir; bu, kula rahmet ve halifeye (peygambere) bir lütuftur. 'Hâülâi' (bunlar) ifadesiyle kastedilenin İbn Abbas, Said b. Müseyyeb, Dahhâk, Katâde ve Süddî'ye göre Mekke halkı olduğu belirtilir; onlardan veya yeryüzündeki diğer Arap, Acem, müşrik ve ehl-i kitaptan bu nimetleri inkâr edenler olursa, Allah bu nimetleri Muhacirler, Ensar ve kıyamete kadar onlara tabi olanlara emanet etmiştir.

وقوله ( هؤلاء ) يعني أهل مكة قاله ابن عباس وسعيد بن المسيب والضحاك وقتادة والسدي وغير واحد أي إن يكفر بهذه النعم من كفر بها من قريش وغيرهم من سائر أهل الأرض من عرب وعجم ومليين وكتابيين فقد وكلنا بها قوما آخرين أي المهاجرين والأنصار واتباعهم إلى يوم القيامة
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre 88. ayetteki 'işte bu' ifadesi peygamberlerin bağlı olduğu dine işaret eder ve Allah'ın dilediği kuluna hidayet vermesi O'nun bir lütfu olarak sunulur. Peygamberler gibi üstün ve şerefli kimseler bile şirke düşseydi amelleri boşa gidecekti; bu, şirkin sonuçlarının kimseye ayrıcalık tanımadan geçerli olduğunu gösterir. 89. ayette kitap, hüküm/hikmet ve nübüvvetin verildiği kimseler cins olarak peygamberlere işaret eder; Kureyş bunları inkâr etse de Allah bunları koruyacak bir topluluk (peygamberler, onlara tabi olanlar veya başka görüşlere göre Ensar, sahabe, iman edenler, Farslar ya da melekler) tayin etmiştir.

ولو أشركوا أي ولو أشرك هؤلاء الأنبياء عليهم الصلاة والسلام مع فضلهم وعلو شأنهم. لحبط عنهم ما كانوا يعملون لكانوا كغيرهم في حبوط أعمالهم بسقوط ثوابها.

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Müfessirlerin çoğu ayetteki 'onlar/bu topluluk' zamirinin, Mekke halkının (veya genel olarak inkârcıların) kitap, hikmet ve nübüvveti reddetmesi durumunda Allah'ın bu değerleri emanet edeceği bir başka topluluğa işaret ettiği konusunda hemfikirdir. Bu topluluğun peygamberler, Muhacir-Ensar veya iman edenler olabileceği ortak temalar arasındadır; ayrıca 'melekler' görüşü de birçok müfessirde tekrarlanır.

Unterschiede

Taberî bağlamsal okumaya dayanarak on sekiz peygamberi tercih ederken, İbn Kesîr rivayet zincirine dayanarak Muhacir-Ensar ve tabilerini önceler. Zemahşerî ve Beydâvî dil/belağat tahliliyle çoğulcu bir liste sunar (Farslar dahil), Râzî ise Mu'tezile'ye ait kelamî yorumları nakledip eleştirir ve ayeti gaybî haber/mucize çerçevesinde okur. Kurtubî ise harf-i cer tahliliyle dilsel bir katkı sunar. Bu farklar kısmen ekol (dirayet-kelam-dil ağırlıklı yaklaşımlar) kısmen de hangi rivayet zincirinin tercih edildiğiyle ilişkilidir.

Historischer Kontext

Taberî'den Beydâvî'ye kadar geçen süreçte rivayet ağırlıklı yorumun yanına giderek dilbilimsel ve kelamî tahliller eklenmiş; erken dönemde (Taberî) rivayetler sıralanıp bağlamsal tercih yapılırken, sonraki müfessirlerde (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) belağat ve itizali tartışmalara verilen cevaplar öne çıkmıştır. Temel çoğulcu görüş yelpazesi (peygamberler, Ensar-Muhacir, melekler) ise tüm dönemlerde büyük ölçüde sabit kalmıştır.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayet, bir değerin (ilim, hikmet, doğruluk) bir toplulukça terk edilmesi halinde başka bir topluluğun o emaneti taşıyabileceği fikrini hatırlatır; bu da nesiller arası ilim ve hizmet aktarımının önemine işaret edebilir. Günümüzde bu, toplumsal dayanışma ve eğitim yoluyla değerlerin korunup aktarılması çabası olarak, ihtiyatlı bir şekilde düşünülebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben