وَحَسِبُوٓا۟ أَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُوا۟ وَصَمُّوا۟ ثُمَّ تَابَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُوا۟ وَصَمُّوا۟ كَثِيرٌ مِّنْهُمْ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِمَا يَعْمَلُونَ

“Und sie meinten, daß es keine Versuchung gäbe. Sie waren blind und taub. Hierauf nahm Allah ihre Reue an. Dann aber wurden (wieder) viele von ihnen blind und taub. Und Allah sieht wohl, was sie tun.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre bu ayet, İsrailoğulları'nın Allah'ın kendilerinden aldığı ahdi yerine getirmede ve gönderdiği rasullere itaatte gösterdikleri körlük ve sağırlığı; tövbeleri kabul edildikten sonra tekrar hakka karşı körleşmelerini anlatmaktadır. Onlar, işledikleri kötülükler (rasulleri yalanlamak, bir kısmını öldürmek) sebebiyle başlarına bela ve sıkıntı gelmeyeceğini zannetmişler, bu zan içindeyken de haktan yüz çevirip sağır kesilmişlerdir. Sonra Allah lütfuyla onları tekrar hidayete erdirmiş, ancak yine imtihan ve bela geldiğinde eski körlük ve sağırlıklarına dönmüşlerdir.

يقول: حسب القوم أن لا يكون بلاء فعموا وصموا، كلما عرض بلاء ابتلوا به هلكوا فيه
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ayette geçen körlük ve sağırlığın iki kez tekrarlanması, İsrailoğullarının hidayetten iki ayrı dönemde uzaklaşmasına işaret eder; bunlardan biri Zekeriyya, Yahya ve İsa dönemi, diğeri ise Hz. Muhammed döneminde nübüvvetini inkâr etmeleridir. Râzî ayrıca 'فعموا وصموا' kıraatinin farklı okunuş biçimlerini (fetha/damme ile) ve bunların dilbilimsel gerekçelerini tartışır.

الآية دالة على أن عماهم وصممهم عن الهداية إلى الحق حصل مرتين . واختلف المفسرون في المراد بهاتين على وجوه : الأول : المراد أنهم عموا وصموا في زمان زكريا ويحيى وعيسى عليهم السلام ، ثم تاب الله على بعضهم حيث وفق بعضهم للإيمان به
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ayette geçen kavim, Allah'ın oğulları ve sevgilileri olduklarına dair sözlerine aldanarak ve kendilerine tanınan uzun mühlete güvenerek, başlarına şiddetli bir sınama (fitne) gelmeyeceğini zannetmişlerdir. Bu fitne başlarına gelince tövbe etmişler, Allah da ya kıtlığı kaldırarak ya da Hz. Muhammed'i göndererek -iman ederlerse tövbelerini kabul edeceğini bildirerek- onlara yönelmiştir; ancak bu gerçek anlamda bir tövbe değil, şarta bağlı bir bildirimdir. Ayetin devamında 'kesirün minhüm' ifadesiyle onlardan birçoğunun hak kendilerine Muhammed (s.a.v.) ile açıkça belli olduktan sonra tekrar kör ve sağır olduğu anlatılmaktadır.

المعنى ظن هؤلاء الذين أخذ عليهم الميثاق أنه لا يقع من الله عز وجل ابتلاء واختبار بالشدائد اغترارا بقولهم : نحن أبناء الله وأحباؤه وإنما اغتروا بطول الإمهال
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre bu ifade, Allah'ın onların içinde bulundukları hâlden -bundan sonra da- haberdar ve onlara nazır olduğunu, kimin hidayete kimin dalalete müstahak olduğunu bilen olduğunu belirtmektedir.

أي مما كانوا فيه أي بعد ذلك أي مطلع عليهم وعليم بمن يستحق الهداية ممن يستحق الغواية منهم
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre İsrailoğulları, peygamberleri öldürüp yalanlamalarının kendilerine bir bela ve azap getirmeyeceğini zannettiler; bu zan onların kalplerinde kesin bilgi derecesine yükselmişti. Bunun üzerine dinden/hidayet delillerinden kör, hakkı işitmekten sağır oldular (buzağıya taptıklarında yaptıkları gibi), sonra Allah tövbelerini kabul etti, ardından yine körlük ve sağırlığa döndüler. Metin ayrıca 'عموا وصموا' fiillerinin merfû okunuşunu da ele alarak bunun Allah'ın onları köre ve sağıra çevirmesi anlamına gelebileceğini, ancak bu kullanımın dilde az, 'أعمى' ve 'أصم' şeklinin daha yaygın olduğunu belirtir.

فعموا عن الدين أو الدلائل والهدى. وصموا عن استماع الحق كما فعلوا حين عبدوا العجل. ثم تاب الله عليهم أي ثم تابوا فتاب الله عليهم. ثم عموا وصموا كرة أخرى.

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Müfessirlerin ortak vurgusu, ayetteki körlük ve sağırlığın İsrailoğulları'nın peygamberlere karşı tutumunu (yalanlama, öldürme) ve bunun sonucunda bela gelmeyeceği zannını ifade ettiği; tövbe sonrası tekrar aynı hâle dönüşün anlatıldığı yönündedir. Taberî, Kurtubî ve Beydâvî bu döngüsel körlük-sağırlık halini benzer şekilde açıklar ve hepsi dil/bağlam analizine dayanır.

Unterschiede

Taberî sahâbe-tabiîn rivayetlerine dayanarak nakilci bir okuma sunar; Râzî körlük-sağırlığın iki tarihi döneme (İsa ve Muhammed dönemleri) işaret ettiğini söyleyip kıraat tartışmalarına girer; Kurtubî ve Beydâvî ise daha çok nahiv/i'rab ve kıraat farklarına (fetha-damme, merfû okuma) odaklanarak dilbilimsel derinlik katar; İbn Kesîr ise ayeti daha kısa biçimde Allah'ın kulları hakkındaki ilmine bağlayarak yorumlar.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ağırlıklı bir yöntem izlerken, sonraki dönemlerde Râzî, Kurtubî ve Beydâvî'de dil, kıraat ve nahiv tartışmalarının giderek daha sistematik ve teknik hale geldiği görülür; temel anlam çizgisi (İsrailoğulları'nın tekrarlanan gaflet hali) tüm dönemlerde sabit kalmıştır.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayet, bir topluluğun uyarılara kulak verip bir süre doğru yola girse de zamanla yeniden gaflete dönebileceğine dair evrensel bir insanlık gerçeğine işaret eder. Günümüzde bu, kişinin ve toplumun sürekli bir iç muhasebe, sabır ve samimiyetle (ihlas) kendini yenilemesi gerektiğine dair düşündürücü bir hatırlatma olarak okunabilir; ilim ve manevi duyarlılığın birlikte sürdürülmesi bu tür gafletlerden korunmada yardımcı olabilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben