“mit Rangstufen von Ihm und Vergebung und Erbarmen. Allah ist Allvergebend und Barmherzig.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî bu bölümde Allah'ın 'Afüvv' ve 'Rahîm' sıfatlarını tevbe eden kullarla ilişkilendirerek açıklar. Ona göre Allah, tevbe edip günahından dönen, şirkten imana geçen, zıhar yaparak batıl söz söyleyen veya başkasının çocuğunu kendine evlat edinen kimsenin günahını, tevbe ettikten sonra bağışlar ve cezalandırmaktan vazgeçer. Aynı şekilde cilbablarını örtmede kusur eden mümin kadınların da tevbe etmeleri halinde cezalandırılmayacakları belirtilir.
يقول تعالى ذكره: وكان الله ذا عفو عن ذنوب من تاب من عباده وراجع طاعته، وذا رحمة به أن يعاقبه على ذنوبه بعد توبته منها
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre ayetteki 'Rahîm' vasfı, kullarına genişlik/kolaylık sağlayan Allah'ın, tövbe eden kimseyi zorluktan çıkarmasıyla ilgilidir. Kadınların geçmişte yaptığı kusurlar da tövbe ile birlikte bağışlanır; bu husus akıl yoluyla bilinebilecek bir konudur. Allah'ın rahmeti gazabını geçmiştir; öyle ki küçük günahlar büyük günahlardan kaçınmakla örtülür, büyük günahlar da tövbe ile bağışlanır.
رحمته سابقة لغضبه ، حيث يكفر السيئات باجتناب الكبائر ، ويغفر الكبائر بالتوبة
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre 'ğafûran rahîmâ' ifadesi Allah'ın zalim kula karşı gafur, cahil kula karşı rahim olduğunu bildirir; Allah şirk dışındaki tüm zulümleri/günahları bağışlayacağını vaad etmiştir. Ayrıca metinde mağfiret ile rahmet kavramları arasındaki fark açıklanmakta, mağfiretin kusuru örtme, rahmetin ise acizlik sebebiyle iyilikle yönelme anlamına geldiği, bu iki kavramın zikrediliş sırasının farklı anlamlar doğurduğu belirtilmektedir.
المغفرة هو أن يسترد القادر القبيح الصادر ممن تحت قدرته حتى أن العبد إذا ستر عيب سيده مخافة عقابه لا يقال إنه غفر له ، والرحمة هو أن يميل إليه بالإحسان لعجز المرحوم إليه لا لعوض
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî bu bölümde Ahzâb 51. ayetteki 'gafûran, rahîmâ' ifadesini kasıtlı günahın bağışlanması ve hata (hataen işlenen) günahın kaldırılmasıyla ilişkilendirir. Ayrıca 'وليس عليكم جناح فيما أخطأتم' ifadesinin mücmel olduğunu, Atâ ve birçok âlimin bu görüşte olduğunu; kasıt olmaksızın yapılan hatalarda (örn. yanlış dinarı iyi sanıp alma, tanımadığı kişiye selam verme, babası zannettiği kişiye nispet etme) sorumluluk olmadığını aktarır.
وقد قيل : إن قول الله تبارك وتعالى : وليس عليكم جناح فيما أخطأتم مجمل أي وليس عليكم جناح في شيء أخطأتم وكانت فتيا عطاء وكثير من العلماء على هذا
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr, Allah'ın bir şeyi murad ettiğinde onu dilediği gibi gerçekleştirdiğini, dolayısıyla Kur'an'ın hükümlerinin farklılık göstermesinin söz konusu olmadığını, çünkü tümünün Allah katından olduğunu belirtir. Bu bağlamda müstazaflar (zayıf bırakılan mü'minler) konusuyla ilgili olarak, Hz. Peygamber'in namazlarda Mekke'de kalan zayıf müslümanların (Velid b. Velid, Ayyaş b. Ebî Rebîa, Selem e b. Hişam gibi) kurtulması için dua ettiğine dair çeşitli hadis rivayetlerini nakleder. Ayrıca cennette mücahidler için hazırlanan yüksek derecelere ilişkin hadisleri de zikreder.
فإن الله لم يرد شيئا إلا أصاب به الذي أراد فلا يختلفن عليك القرآن فإن كلا من عند الله عز وجل
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre âyette mücahidlerin faziletinin tekrar zikredilmesi mübalağa ve teşvik amacıyladır; 'derece', 'ecir', 'mağfiret' ve 'rahmet' kelimeleri farklı i'rab vecihleriyle (bedel, masdar, hal) izah edilmiştir. Ayrıca oturanların ve mücahidlerin iki farklı grup olabileceğine dair görüşler nakledilmiş; birinci derecenin dünyevi ganimet ve zafer, ikincisinin ise ahiretteki mertebeler olabileceği belirtilmiştir. Bir başka görüşe göre ilk mücahidler kâfirlerle savaşanlar, ikinciler ise nefisle mücadele edenlerdir ve bu, 'küçük cihaddan büyük cihada döndük' hadisiyle ilişkilendirilmiştir.
وقيل المجاهدون الأولون من جاهد الكفار والآخرون من جاهد نفسه وعليه قوله عليه الصلاة والسلام «رجعنا من الجهاد الأصغر إلى الجهاد الأكبر»
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Taberî, Zemahşerî, Râzî ve Kurtubî 'gafûr' ve 'rahîm' sıfatlarının Allah'ın kulun günahını/hatasını bağışlamasıyla ilişkili olduğunda ortaklaşır; tevbe ve kasıtsız hata ayrımı (kasıtlı günah-bağışlanma, hataen işlenen-sorumsuzluk) birden fazla müfessirde vurgulanır. İbn Kesîr ve Beydâvî ise farklı bir bağlamda (müstazaflar, mücahidler) rivayet ve i'rab tahlillerine odaklanmıştır, bu nedenle ortak nokta kısmen sınırlıdır.
Unterschiede
Taberî rivayet ağırlıklı bir bağlamsal okuma sunarken (zıhar, evlatlık, cilbab), Zemahşerî ve Râzî daha çok dil/belağat ve akli-kelami tahlile yönelir; Râzî ayrıca mağfiret-rahmet farkını kavramsal olarak ayrıştırır. Kurtubî fıkhi çıkarımı önceler ve mücmel lafız tartışmasına girer. İbn Kesîr tamamen rivayete dayanırken, Beydâvî i'rab vecihleri ve mübalağa/teşvik amacı üzerinden dilbilimsel bir yol izler; bu farklar müfessirlerin yöntem (rivayet/dirayet) ve dönemsel ilgi alanlarındaki çeşitliliği yansıtır.
Historischer Kontext
Erken dönem (Taberî, İbn Kesîr) rivayet ve siyer bağlamına daha bağlı kalırken, orta ve sonraki dönem müfessirler (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî) dil, belağat ve fıkhi/kelami tahlillere daha fazla yer açmıştır. Bu, tefsir ekollerinin zamanla dirayet ve lugavi yönteme doğru genişlemesiyle uyumlu bir seyir olup, temel mesaj (Allah'ın bağışlayıcılığı ve hoşgörüsü) değişmeden sabit kalmıştır.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, kasıt ile hata arasındaki ayrımın günlük hayatta bağışlayıcılık ve vicdan muhasebesi için bir zemin oluşturabileceğini hatırlatır. Tevbe ve hoşgörü vurgusu, aile ve toplum ilişkilerinde sabır ve anlayışla yaklaşmayı teşvik eden bir tutum olarak düşünülebilir. Ayrıca farklı müfessirlerin yöntem çeşitliliği, ilim yolunda çok boyutlu düşünmenin ve ihtiyatlı yorumun değerine dair bir hatırlatma sunar.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben