يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَرِثُوا۟ ٱلنِّسَآءَ كَرْهًا وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا۟ بِبَعْضِ مَآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ إِلَّآ أَن يَأْتِينَ بِفَٰحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ وَعَاشِرُوهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَىٰٓ أَن تَكْرَهُوا۟ شَيْـًٔا وَيَجْعَلَ ٱللَّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا

“O die ihr glaubt, es ist euch nicht erlaubt, Frauen wider (ihren) Willen zu erben. Und drangsaliert sie nicht, um (ihnen) einen Teil von dem, was ihr ihnen gegeben habt, zu nehmen, außer sie begehen etwas klar Abscheuliches. Und geht in rechtlicher Weise mit ihnen um. Wenn sie euch zuwider sind, so ist euch vielleicht etwas zuwider, während Allah viel Gutes in es hineinlegt.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî, ayetin birden fazla boyutunu ele alır: Öncelikle 'fahişe-i mübeyyine' ifadesinin ne olduğu konusunda nüşuz, zina veya evden çıkma gibi farklı görüşleri aktarır. Ardından 'onlarla iyi geçinin' emrinin, kadınlardan hoşlanılmasa bile onları elde tutmanın hayır getirebileceği anlamına geldiğini açıklar. Son olarak cahiliye dönemindeki bir uygulamaya değinerek, bir kimse öldüğünde yakınlarının onun karısını miras gibi sahiplenip ya kendileri nikahlaması ya da başkasıyla evlenmesini engelleyerek onu ölünceye kadar bekletme âdetinin bu ayetle yasaklandığını belirtir.

إن ذلك ليس من معنى وراثتهن إذا هن متن فتركن مالا، وإنما ذلك أنهن في الجاهلية كانت إحداهن إذا مات زوجها كان ابنه أو قريبه أولى بها من غيره ومنها بنفسها، إن شاء نكحها وإن شاء عضلها فمنعها من غيره ولم يزوجها حتى تموت، فحرم الله تعالى ذلك على عباده
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî, 'فاحشة' kelimesinin farklı okunuşlarına (fetha/kesre) göre birkaç yorumu sıralıyor: bazılarına göre bu zina anlamına gelir ve kadınlar bu durumda haddin uygulanması için dışarı çıkarılır; bazılarına göre nüşûz (kocaya isyan) sebebiyle boşanmadır ki bu da kadının oturma hakkını düşürür; bazılarına göre ise kötü söz/hayasızlık (بذاء) anlamındadır. Ayrıca kadının iddet bitmeden evden çıkmasının kendisinin bir fahişe/çirkinlik sayılabileceği görüşü de nakledilir. Son olarak 'Allah'ın ortaya çıkaracağı iş' ifadesinin, kocanın kalbinin nefretten sevgiye, isteksizlikten istekliliğe, boşanma kararından pişmanlığa dönüşmesi anlamına geldiği belirtilir.

قيل : هي الزنا ، يعني إلا أن يزنين فيخرجن لإقامة الحد عليهن وقيل : إلا أن يطلقن على النشوز ، والنشوز يسقط حقهن في السكنى
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre 'fâhişe-i mübeyyene' ifadesi hakkında iki görüş vardır: birincisi kadının nüşûzu, kötü huyu, kocasına ve ailesine eziyet etmesidir ki bu durumda kocanın mehrin bir kısmını almak için kadını sıkıştırması mazur görülür; ikincisi ise zina olduğudur (Hasan, Ebû Kılâbe ve Süddî'nin görüşü). Ayrıca 'illâ en ye'tîne bi fâhişetin mübeyyinetin' istisnasının neden istisna olduğu konusunda da, malların alınmasından mı yoksa evde hapsetmekten mi istisna olduğu tartışılmıştır.

المسألة الأولى : في الفاحشة المبينة قولان : الأول : أنها النشوز وشكاسة الخلق وإيذاء الزوج وأهله ، والمعنى إلا أن يكون سوء العشرة من جهتهن فقد عذرتم في طلب الخلع ، ويدل عليه قراءة أبي بن كعب : إلا أن يفحش عليكم . والقول الثاني : أنها الزنا ، وهو قول الحسن وأبي قلابة والسدي
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî, 'onlar için de sizin üzerinizdeki hakların bir misli vardır' ayeti bağlamında 'onların üzerinize olan hakkı gibi, sizin de onlar üzerinde bir hakkınız vardır' anlayışını nakletmekte ve kadınlarla iyi geçinmenin (hüsn-i muâşere) kocaya vacip olduğunu, bunun mehir ve nafakayı eksiksiz vermeyi, yüzüne asılmamayı, kaba ve sert olmamayı, başka bir kadına meyil göstermemeyi kapsadığını belirtmektedir. Ayrıca 'fâhişe' kelimesinin tefsirinde âlimler arasında ihtilaf bulunduğunu, kimilerine göre bunun zina, kimilerine göre nüşûz (kadının kocaya baş kaldırması), kimilerine göre ise dille kötü söz söylemek (bezâ') olduğunu aktarmaktadır. Bu farklı görüşlere göre kocanın kadından mal alıp alamayacağı hükmü de değişmektedir.

فأمر الله سبحانه بحسن صحبة النساء إذا عقدوا عليهن لتكون أدمة ما بينهم وصحبتهم على الكمال فإنه أهدأ للنفس وأهنأ للعيش وهذا واجب على الزوج ولا يلزمه في القضاء
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre bu ayet, cahiliye döneminde yaygın olan bir uygulamayı yasaklamaktadır: bir kadının kocası öldüğünde, velilerinin veya akrabalarının o kadını kendi istekleri doğrultusunda evlendirme, evlendirmeme veya mehrini geri almak amacıyla alıkoyma hakkına sahip olmalarıdır. Ayrıca ayetin, kocanın karısından hoşlanmadığında ona sıkıntı vererek mehrini geri almasını sağlamaya çalışması (fahişe irtikabı hariç) durumunu da kapsadığı aktarılmaktadır. Bu görüşler çok sayıda sahabe ve tabiinden nakledilen rivayetlerle desteklenmektedir.

قال كانوا إذا مات الرجل كان أولياؤه أحق بإمرأته إن شاء بعضهم تزوجها وإن شاؤا زوجوها وإن شاؤا لم يزوجوها فهم أحق بها من أهلها فنزلت هذه الآية
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ayet, kadınları miras yoluyla mal gibi ele geçirip zorla nikahlama, başkasına nikahlayıp mehrini alma ya da mirastan aldıklarını fidye vermeleri için sıkıştırma gibi cahiliye âdetlerini yasaklamaktadır. 'Kerhen' kelimesi hem kadınların istemediği hem de zorla dayatılan durumu ifade edebilir; 'la ta'dulûhunne' ise kadınları evlenmekten men etmeyi yasaklar. Ayrıca metinde, kocaların eşlerinden hoşlanmasalar da ayrılmamaları, çünkü nefsin hoşlanmadığı şeyde çoğu zaman hayır bulunabileceği belirtilir.

ولا تعضلوهن لتذهبوا ببعض ما آتيتموهن عطف على أن ترثوا، ولا لتأكيد النفي أي ولا تمنعوهن من التزويج، وأصل العضل التضييق يقال عضلت الدجاجة ببيضها.

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler ayeti iki eksende ele alır: (1) cahiliye döneminde kadınların miras gibi sahiplenilmesi, evlenmelerinin engellenmesi ya da mehrini geri almak için sıkıştırılması âdetinin yasaklanması; (2) 'fahişe-i mübeyyine' ifadesinin zina, nüşuz veya kötü söz gibi farklı anlamlara gelebileceği ihtilafı. Ayrıca kocanın eşinden hoşlanmasa da sabırla iyi geçinmesinin (hüsn-i muâşere) tavsiye edildiği ve bunda hayır bulunabileceği ortak vurgulanır.

Unterschiede

Taberî ve İbn Kesîr ağırlıklı olarak rivayet ve cahiliye âdetlerinin tarihsel bağlamına odaklanırken, Zemahşerî, Râzî ve Beydâvî kıraat farklılıkları ve dil/belağat tahliline daha fazla yer verir. Kurtubî ise fıkhi sonuçlara (mehir, nafaka, mal alma hükmü) daha çok eğilir. Fahişe kelimesinin zina mı nüşuz mu olduğu konusunda kesin bir birlik yoktur; bu farklılık büyük ölçüde hangi rivayetin veya kıraatin esas alındığına bağlıdır.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ağırlıklı sade bir aktarım sunarken, sonraki dönemlerde (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) dilbilimsel ve kıraat temelli incelikli tartışmalar öne çıkmış; Kurtubî ve İbn Kesîr ise rivayetleri sistematik biçimde derleyip fıkhi ve tarihi bağlamı daha kapsamlı biçimde işlemiştir. Temel mesaj -kadına haksızlık yapılmaması ve iyi geçinme- dönemler boyunca sabit kalmış, sadece izah yöntemleri ve vurgu noktaları çeşitlenmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırmalı okuma, aile içi ilişkilerde sabır, karşılıklı hak ve iyi geçinme ilkesinin zaman ve yorum farkına rağmen özünü koruduğunu gösterir. Günümüzde de eşler arasında hoşnutsuzluk anlarında sabırla ve adaletle davranmanın, maddi çıkar veya baskı yerine anlayışı önceleyen bir tutumun aile huzuruna katkı sağlayabileceği hatırlanabilir. Bu bakış, toplumsal dayanışma ve karşılıklı saygı temelli bir aile anlayışına ışık tutan ihtiyatlı bir hatırlatma olarak değerlendirilebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben