فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدُهُم مِّن فَضْلِهِۦ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱسْتَنكَفُوا۟ وَٱسْتَكْبَرُوا۟ فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَلَا يَجِدُونَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا

“Was nun diejenigen angeht, die glauben und rechtschaffene Werke tun, so wird Er ihnen ihren Lohn in vollem Maß zukommen lassen und ihnen von Seiner Huld noch mehr erweisen. Was aber diejenigen angeht, die es verschmähen und sich hochmütig verhalten, so wird Er sie mit schmerzhafter Strafe strafen. Und sie werden für sich außer Allah weder Schutzherrn noch Helfer finden.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre bu ayette, Allah'a kulluktan çekinip büyüklenenler, Allah kendilerine acı bir azap verdiğinde, onları bu azaptan kurtaracak ne bir veli ne de bir yardımcı bulacaklardır. İman edip salih amel işleyenlere gelince, Allah onlara dua ve isteklerine icabet etmenin yanında, kendi fazlından istemediklerini de vererek karşılıklarını fazlasıyla artıracaktır. Bu fazla ziyade konusunda bazı müfessirler bunun kardeşlerine şefaat etme imkânı olduğunu, bazıları ise iyiliğin on katından yedi yüze veya iki bine kadar çıkabilen sevap artışı olduğunu söylemiştir.

يعني جل ثناؤه بذلك: فأما المؤمنون المقرون بوحدانية الله، الخاضعون له بالطاعة، المتذللون له بالعبودية، والعاملون الصالحات من الأعمال ، وذلك أن يردوا على ربهم، قد آمنوا به وبرسله، وعملوا بما أتاهم به رسله من عند ربهم، من فعل ما أمرهم به، واجتناب ما أمرهم باجتنابه يعني جل ثناؤه: ويزيدهم على ما وعدهم من الجزاء على أعمالهم الصالحة والثواب عليها من الفضل والزيادة ما لم يعرفهم مبلغه ولم يحد لهم منتهاه
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî, ayette şefaatçinin varlığının değil, 'yakın dost/şefaatçi' vasfının zikredilip nefyedilmesinin özel bir faydası olduğunu belirtir. Ona göre bu vasfın zikri, vasfın kendisinin bulunmadığına delil kılınmak için mevsufun (vasıf taşıyanın) yokluğunun ortaya konmasıdır, çünkü vasıf mevsufsuz gerçekleşmez. Bunu, savaşa katılmayan birinin 'binecek atım da, savaşacak silahım da yok' demesi örneğiyle açıklar; bu ifade aracın/vasfın yokluğunu, fiilin imkânsızlığına delil yapar.

قلت : في ذكرها فائدة جليلة ، وهي أنها ضمت إليه ، ليقام انتفاء الموصوف مقام الشاهد على انتفاء الصفة ، لأن الصفة لا تتأتى بدون موصوفها ، فيكون ذلك إزالة لتوهم وجود الموصوف
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre 'hesapsız' ifadesinin birkaç anlamı olabilir: Allah'ın verdiğinin tükenme korkusu olmadığından hesaba ihtiyaç yoktur; ayrıca bu ifade cennet ehlinin rızkına işaret edebilir, çünkü sevap vaad ve fazl hükmüyle daimidir ve zamanla azalmaz. Bir diğer izah da, Allah'ın verdiği şeyin, hazinesindekine kıyasla sonlu olup sonsuza nispet edilemeyeceği, dolayısıyla hesaba gerek olmadığıdır. Metin ayrıca 'yezîdühüm' ifadesinin, Allah'ın kullarına dualarına icabet ederken istediklerinden daha fazlasını, sırf hak ettiklerinin üstünde bir fazl olarak vereceğini belirtir.

وذلك لأن الحساب إنما يحتاج إليه إذا كان بحيث إذا أعطى شيئا انتقص قدر الواجب عما كان ، والثواب ليس كذلك فإنه بعد انقضاء الأدوار والأعصار يكون الثواب المستحق بحكم الوعد والفضل باقيا
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî bu metinde 'yestenkifu' kelimesinin kök tahlilini yapmakta ve bunun 'nekefe' fiilinden geldiğini, ye-sin-te harflerinin ziyade olduğunu belirtmektedir. Bu kökten hareketle âyetteki ifadenin, Mesih'in kulluktan çekinmeyeceğini, ondan uzaklaşmayacağını, ondan kesilip ayrılmayacağını ve bunu ayıp saymayacağını ifade ettiğini açıklamaktadır. Ayrıca Zeccâc'ın görüşünü ve bazı hadis örneklerini de bu kelimenin farklı anlam katmanlarını göstermek için nakletmektedir.

أي لن يمتنع المسيح ولن يتنزه من العبودية ولن ينقطع عنها ولن يعيبها
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre bu ayette Allah, kullarına salih amellerinin karşılığını verirken bunun üzerine kendi fazlından, ihsanından ve rahmetinin genişliğinden ziyadeler bahşeder. Ayrıca rivayet edilen bir görüşe göre 'ecirlerinin verilmesi' onları cennete koyması, ve fazladan verilen şey ise dünyada kendilerine iyilik yapılanlar için ateşi hak edenlere şefaat etmeleri olarak açıklanmıştır. İman eden kalpler ve şeriata uygun salih ameller işleyen organlar zikredilmiş, Allah'ın onların duasına icabet edip bunun üzerine daha fazlasını vereceği belirtilmiştir.

أي فيعطيهم من الثواب على قدر أعمالهم الصالحة ويزيدهم على ذلك من فضله وإحسانه وسعة رحمته وإمتنانه وقد روى ابن مردويه من طريق بقية عن إسماعيل بن عبد الله الكندي عن الأعمش عن سفيان عن عبد الله مرفوعا قال قال رسول الله صلى الله عليه وسلم أجورهم قال أدخلهم الجنة قال الشفاعة فيمن وجبت له النار ممن صنع إليهم المعروف في دنياهم وهذا إسناد لا يثبت وإذا روى عن ابن مسعود موقوفا فهو جيد
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre bu pasaj, sözün akışından (fahvâ) anlaşılan genel karşılık/mükâfat-ceza ilkesinin ayrıntılı açılımıdır. Sanki âyet 'Allah onları hesap için topladığında hepsini kendine haşredecek' demiş gibidir; ayrıca iman edip amel edenlere verilen mükâfat ve ihsan, inkâr edip büyüklenenler için bizatihi bir azap ve hasret sebebi sayılmaktadır.

تفصيل للمجازاة العامة المدلول عليها من فحوى الكلام، وكأنه قال فسيحشرهم إليه جميعا يوم يحشر العباد للمجازاة، أو لمجازاتهم فإن إثابة مقابليهم والإحسان إليهم تعذيب لهم بالغم والحسرة.

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Müfessirlerin çoğu, iman edip salih amel işleyenlere Allah'ın hem karşılıklarını tam vereceğini hem de kendi fazlından bir ziyade bahşedeceğini kabul eder; büyüklenip kulluktan çekinenlerin ise bu lütuftan mahrum kalacağı ve bir kurtarıcı bulamayacağı vurgusu ortaktır.

Unterschiede

Taberî ve İbn Kesîr rivayet temelli bir yöntemle 'fazla ziyade'yi şefaat imkânı veya sevabın katlanması gibi selef görüşleriyle açıklarken, Zemahşerî ve Beydâvî dil/belağat odaklı mantıksal-edebî istidlallerle vasıf-mevsuf ilişkisi ve sözün akışı üzerinden yorum yapar; Râzî kelami bir yaklaşımla 'hesapsız' ifadesini istihkak-fazl ayrımı çerçevesinde çözümler; Kurtubî ise filolojik kök tahliline yönelerek farklı bir kelimeye (yestenkifu) odaklanır.

Historischer Kontext

Erken dönem müfessirler (Taberî) rivayet ağırlıklı bir aktarım tarzını benimserken, sonraki dönemlerde dil/belağat ve kelam ilimlerinin gelişmesiyle Zemahşerî, Râzî ve Beydâvî gibi müfessirler daha analitik ve sistematik yöntemler kullanmış; Kurtubî ve İbn Kesîr ise rivayet ile dil tahlilini birleştiren bir çizgide durmuştur. Temel mesaj (Allah'ın fazlının sınırsızlığı) dönemler boyunca sabit kalmıştır.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırmalı okuma, ibadetin sadece bir hesap-kitap ilişkisi değil, ihlasla yapılan iyiliklerin beklenenin çok üzerinde bir karşılık bulabileceği bir güven ve umut kaynağı olduğunu hatırlatabilir. Günümüzde bu, kişinin yaptığı iyiliklerde çıkar hesabından uzak, sabırlı ve samimi bir tutum geliştirmesine, ilim ile gönül dünyasının bu tür metinler üzerinden birlikte derinleştirilmesine bir teşvik olarak düşünülebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben