وَإِنِ ٱمْرَأَةٌ خَافَتْ مِنۢ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَآ أَن يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًا وَٱلصُّلْحُ خَيْرٌ وَأُحْضِرَتِ ٱلْأَنفُسُ ٱلشُّحَّ وَإِن تُحْسِنُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا

“Und wenn eine Frau von ihrem Ehemann Widersetzlichkeit oder Meidung befürchtet, so ist es keine Sünde für sie (beide), sich in Frieden zu einigen; denn friedliche Einigung ist besser. Und die Seelen sind der Habsucht zugänglich. Doch wenn ihr wohltätig seid und gottesfürchtig, so ist Allah dessen, was ihr tut, gewiß Kundig.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre âyet, kocasının kendisinden yüz çevirmesinden veya ilgisizliğinden çekinen kadının, boşanmayı önlemek için günlerinden veya mehrinden bazı haklarından feragat ederek kocasıyla anlaşmasını caiz kılmaktadır. Bu tür bir sulh, nikah bağının devamını sağladığı için ayrılık talebinden daha hayırlı görülmüştür. Ardından âyetin, erkeklere hoşlanmadıkları eşlerine karşı sabırla ve iyilikle davranmalarını, haklarını eksiksiz vermelerini emrettiği belirtilmiştir.

يقول فلا حرج عليهما ، يعني: على المرأة الخائفة نشوز بعلها أو إعراضه عنها، أن يصلحا بينهما صلحا، وهو أن تترك له يومها، أو تضع عنه بعض الواجب لها من حق عليه، تستعطفه بذلك
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Verilen ham metin sadece ayet numarasını (Nisa 128) içermekte olup Zemahşerî'nin bu ayete dair herhangi bir tefsir açıklaması, yorumu veya görüşü metinde bulunmamaktadır.

( النساء : 128 )
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre âyetteki 'sulh' kelimesinin başındaki elif-lam'ın umum mu ifade ettiği yoksa öncesinde geçen belirli bir sulha (karı-koca arasındaki sulha) mı işaret ettiği tartışmalıdır; Râzî, önceden bilinen (ma'hûd) bir husus bulunduğunda lafzın umuma değil o ma'hûda hamledilmesinin daha evla olduğunu belirtir. Buna dayanarak Ebû Hanîfe'nin 'inkâr üzerine sulh caizdir' görüşü için bu âyeti delil getirenlerin istidlalini reddeder. Ayrıca âyetin 'lâ cünâha' ifadesinin sadece bir ruhsat değil, aynı zamanda büyük bir hayır ve fayda içerdiğini vurgular.

الأصح أن حمله على المعهود السابق أولى ، وذلك لأنا إنما حملناه على الاستغراق ضرورة أنا لو لم نقل ذلك لصار مجملا ويخرج عن الإفادة ، فإذا حصل هناك معهود سابق اندفع هذا المحذور فوجب حمله عليه
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre bu ayet, geçimsizlik durumunda uzlaşmanın ayrılıktan hayırlı olduğunu bildirir. Bu görüşünü, Hz. Sevde bint Zem'a'nın yaşlanınca Peygamber'in onu boşamak istemesi üzerine kendi gününü Hz. Aişe'ye bırakarak nikahında kalmayı teklif etmesi ve bunun kabul edilmesi kıssasıyla desteklemekte; ayrıca Hz. Hafsa hakkındaki boşama-geri alma olayını da bu bağlamda zikretmektedir. Metinde ayrıca ayetin, yaşlı veya sevilmeyen kadının kocasına kendi hakkından vazgeçip onu bu konuda serbest bırakması şeklinde de yorumlandığı (Hz. Aişe'den nakille) belirtilmektedir.

أي وسيجازيكم بذلك < الآيات أي الصلح عند المشاحة خير من الفراق ولهذا لما كبرت سودة بنت زمعة عزم رسول الله صلى الله عليه وسلم على فراقها فصالحته على أن يمسكها وتترك يومها لعائشة فقبل ذلك منها وأبقاها على ذلك
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî'ye göre âyet, kocasının kendisinden nefret edip evlilikte eşitsizlik yapmasından (mehir veya nöbet günlerinden feragat gibi) korkan kadının, boşanma yerine bu tür bir uzlaşmayı kabul etmesinin cevazına dairdir. Bu görüş, Sevde bint Zem'a ve Râfi' b. Hadîc'in eşi Havle bint Muhammed b. Mesleme hakkındaki rivayetlerle desteklenmiştir; kadınların kocalarının kendilerini boşamaması için günlerinden feragat etmeleri bu âyetin inişine sebep gösterilmiştir.

خشيت سودة أن يطلقها رسول الله صلى الله عليه وسلم فقالت : لا تطلقني وأمسكني وأجعل يومي منك لعائشة ففعل
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre eşler arasındaki nüşûz kadından hoşnutsuzluk veya ondan uzaklaşma şeklinde tezahür edebilir; bu durumda taraflar mehirden veya nöbetten (sıradan) bir kısmını feda ederek ya da erkeği kendine bağlayacak bir şey vererek aralarında sulh yapmalarında bir günah yoktur. Sulh, ayrılıktan veya kötü geçimden hayırlıdır; bu ifade sulhu diğer sulhlara üstün kılmak için değil, onun hayırlardan olduğunu belirtmek içindir. Nefislerde hazır bulunan cimrilik (şuh) nedeniyle taraflar arasındaki uyumsuzluğun mazur görüldüğü de belirtilmiştir.

فلا جناح عليهما أن يصلحا بينهما صلحا أن يتصالحا بأن تحط له بعض المهر

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Taberî, İbn Kesîr, Kurtubî ve Beydâvî; ayetin, kocasının ilgisizliğinden veya boşanma korkusundan çekinen kadının mehir/nöbet gibi haklarından feragat ederek sulh yapmasını caiz gördüğü ve bu sulhun ayrılıktan hayırlı olduğu noktasında birleşir. Taberî, İbn Kesîr ve Kurtubî bu görüşü Hz. Ali, İbn Abbas, Hz. Aişe ve özellikle Sevde bint Zem'a kıssası gibi rivayetlerle temellendirir.

Unterschiede

Taberî ve İbn Kesîr rivayet temelli bir yaklaşımla olayı sahâbe kıssalarıyla somutlaştırırken, Kurtubî hem rivayete hem dil tahliline (nüşûz/i'raz farkı, kıraat farklılıkları) yer verir. Beydâvî ise ağırlıklı olarak dilbilimsel ve kıraat analizine odaklanarak nefsteki cimrilik (şuh) unsurunu vurgular. Râzî ise fıkhi/usul tartışmasına yoğunlaşarak âyetteki 'sulh' lafzının umum mu yoksa belirli bir duruma mı işaret ettiğini tartışır ve bunu Ebû Hanîfe'nin farklı bir fıkhi görüşüne itiraz için kullanır; bu, diğerlerinden farklı olarak âyeti doğrudan bir fıkıh usulü meselesine taşıması bakımından ayrışır. Zemahşerî'ye dair mevcut metinde bir değerlendirme bulunmamaktadır.

Historischer Kontext

Taberî gibi erken dönem müfessirler rivayet ağırlıklı bir okumayla âyeti sahâbe uygulamalarına bağlarken, Râzî ve Beydâvî gibi sonraki dönem müfessirlerde dil, kıraat ve usul-i fıkıh tartışmalarının daha belirgin biçimde öne çıktığı görülür; Kurtubî ise bu iki yaklaşımı bir arada sürdürür. Temel mesaj -evlilikte uzlaşmanın ayrılığa tercih edilmesi- dönemler boyunca sabit kalmış, buna ulaşma yöntemi (rivayet veya dil analizi ağırlığı) değişmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırmalı okuma, aile içi anlaşmazlıklarda tarafların karşılıklı fedakarlıkla uzlaşma arayışının, ilişkiyi sona erdirmekten daha yapıcı bir yol olarak görülebileceğine işaret eder. Sabır, hoşgörü ve karşılıklı anlayışın aile bütünlüğünü korumadaki rolü, günümüzde de toplumsal dayanışmanın küçük ölçekli bir yansıması olarak düşünülebilir. Bu yaklaşım, ihlasla ve sağduyuyla yürütülen bir iletişimin ilişkilerdeki gerginlikleri azaltabileceğine dair genel bir hatırlatma sunar.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben