ٱلَّذِينَ يَذْكُرُونَ ٱللَّهَ قِيَٰمًا وَقُعُودًا وَعَلَىٰ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِى خَلْقِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَٰذَا بَٰطِلًا سُبْحَٰنَكَ فَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ
“die Allahs stehend, sitzend und auf der Seite (liegend) gedenken und über die Schöpfung der Himmel und der Erde nachdenken: "Unser Herr, Du hast (all) dies nicht umsonst erschaffen. Preis sei Dir! Bewahre uns vor der Strafe des (Höllen)feuers.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre 'yad ederler' ifadesi, namaz içinde ve namaz dışında Allah'ı zikretmeyi ve Kur'an okumayı kapsar; ayak üstünde, otururken ve yanları üzerinde yatarken zikretmek insanın tüm hallerini ifade eder ve bu Allah'tan bir kolaylık ve hafifletmedir. Ayrıca 'ma haleqte hâzâ bâtılâ' ifadesindeki 'hâzâ'nın tekil kullanılmasının sebebi, gökler ve yerdeki yaratılışın topluca kastedilmesidir; bu yaratılış sevap, ceza, hesap ve karşılık için var edilmiştir, boş yere değil.
فحسن عطف ذلك على القيام والقعود لذلك المعنى، كما قيل: وأما قوله: يعني بذلك تعالى ذكره: ويتفكرون في خلق السماوات والأرض، قائلين: فترك ذكر قائلين، إذ كان فيما ظهر من الكلام دلالة عليه؛ وقوله: يقول: لم تخلق هذا الخلق عبثا ولا لعبا، لم تخلقه إلا لأمر عظيم من ثواب وعقاب ومحاسبة ومجازاة
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî bu ifadenin takdir edilmiş anlamının 'Allah bir kimseyle ancak vahyederek, ya da perde arkasından işittirerek, ya da bir elçi göndererek konuşur' şeklinde olduğunu belirtir. Ayrıca 'vahyen' kelimesinin 'kelâmen' (konuşma) yerine konulmuş olabileceğini, çünkü vahyin hızlı ve gizli bir konuşma türü olduğunu açıklar; bunu 'cehren' ve 'hafâen' gibi konuşmanın iki türüne benzetir.
وما صح أن يكلم أحدا إلا موحيا ، أو مسمعا من وراء حجاب ، أو مرسلا . ويجوز أن يكون : وحيا ، موضوعا موضع : كلاما ؛ لأن الوحي كلام خفي في سرعة ، كما تقول : لا أكلمه إلا جهرا وإلا خفانا
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî, ayette geçen ayakta, oturarak ve yanları üzere zikretme hallerinin insanın çoğu zaman içinde bulunduğu üç durumu kapsadığını ve bunun zikrin her halde câiz olduğuna delalet ettiğini belirtir. Bazı âlimler helada dahi zikri câiz görürken bazıları mekruh saymış, Kurtubî ayet ve hadisin umumuna dayanarak cevaz görüşünü tercih etmiştir. Ayrıca bir grup müfessirin bu ifadeyi namaza, yani mazeret halinde oturarak veya yan üzere kılınan namaza hamlettiğini de aktarır.
وقد اختلف العلماء في هذا فأجاز ذلك عبد الله بن عمرو وبن سيرين والنخعي وكره ذلك بن عباس وعطاء والشعبي والأول أصح لعموم الآية والحديث
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre 'kıyâmen ve kuûden ve alâ cünûbihim' ifadesi, zikredenlerin her halde (ayakta, oturarak, yanları üzerine yatarken) Allah'ı gizli ve açık olarak zikretmekten kesilmediklerini ifade eder; bu durum namazın hastalık gibi hallerde de farklı şekillerde ayakta, oturarak veya yan yatarak kılınabileceğine dair hadisle de örneklendirilir. Ardından bu kişilerin göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür edip, Allah'ın yaratmayı abes/boş yere değil hak ve adaletle yaptığını, iyilik yapanları güzellikle iyilik yapmayanları ise yaptıklarıyla cezalandıracağını düşündükleri belirtilir. Bu tefekkür onları Allah'ı her türlü noksanlık, ayıp ve abesten tenzih etmeye (sübhaneke demeye) ve cehennem azabından korunma, salih amele muvaffak olma duasına sevk eder.
أي لا يقطعون ذكره في جميع أحوالهم بسرائرهم وضمائرهم وألسنتهم أي ما خلقت هذا الخلق عبثا بل بالحق لتجزى الذين أساؤا بما عملوا وتجزي الذين أحسنوا بالحسنى ثم نزهوه عن العبث وخلق الباطل فقالوا ( سبحانك ) أي عن أن تخلق شيئا باطلا
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre ayette geçen 'ayakta, oturarak ve yanları üzerine' ifadesi, Allah'ı her halde devamlı zikretmeyi anlatır; ayrıca bu ifade güçlerine göre üç şekilde namaz kılmayı da ifade edebilir ve bu okuma Şâfiî'nin hasta kişinin sağ yanı üzerine yatarak namaz kılması görüşüne delil olur. Gökler ve yerin yaratılışını tefekkür etmek ise en üstün ibadet sayılır çünkü kalbe has olup yaratılışın asıl amacıdır; bu tefekkür Allah'ın hiçbir şeyi boş yere yaratmadığını, aksine büyük hikmetler için yarattığını, bunun insanın varoluş sebebi, geçim kaynağı ve Allah'ı tanımaya götüren bir delil olduğunu kavramaya götürür. 'Bizi ateş azabından koru' duası ise bu tefekkürde eksiklik göstermenin ve gereğini yerine getirmemenin bir sonucu olarak, yaratılış hikmetini bilmenin sığınmaya sevk ettiğine işaret eder.
فهو حجة للشافعي رضي الله عنه في أن المريض يصلي مضطجعا على جنبه الأيمن مستقبلا بمقاديم بدنه. ويتفكرون في خلق السماوات والأرض استدلالا واعتبارا، وهو أفضل العبادات كما قال عليه الصلاة والسلام «لا عبادة كالتفكر»
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Râzî bu ayette geçen 'tesbih'in iki farklı şekilde anlaşılabileceğini belirtir: birincisi göklerdeki cisimlerin (yıldızlar, gezegenler) çeşitliliği ve düzeninin akıl yoluyla bir tahsis ediciye (Allah'a) delalet etmesi; ikincisi ise bu tesbihin mecazi/manevi anlamda alınması, yani göklerin, yerin, dağların, denizlerin, cennet ve cehennemin, arşın, levh ve kalemin tümünün Allah'ın celaline hakir ve boyun eğmiş, O'nun tasarrufuna itaat eden varlıklar olması. Ayrıca metinde kulların dilleriyle zikir, bedenleriyle itaat, kalpleriyle de Allah'ın azametinin delillerini tefekkür ettikleri, bununla birlikte ateş azabından korunmayı Allah'tan diledikleri anlatılır.
فيقضي العقل بأن اختصاص كل واحد منها بما اختص به لا بد وأن يكون بتخصيص مخصص
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî; 'ayakta, oturarak, yanları üzerinde' ifadesinin insanın tüm hallerini kapsadığı ve zikrin/tefekkürün her durumda sürekli olması gerektiği konusunda birleşir. Ayrıca göklerin ve yerin yaratılışının boş yere (abes) olmadığı, aksine hikmet, hesap ve karşılık için var edildiği fikri Taberî, İbn Kesîr, Beydâvî ve Râzî'de ortak bir vurgu olarak görülür.
Unterschiede
Zemahşerî ve Râzî ayeti daha çok dil/belâgat ve akli-kelamî çözümlemeyle ele alırken (Râzî ayrıca Mu'tezile ile kelamî tartışmaya girer), Kurtubî ve Beydâvî meseleyi fıkhi sonuçlara taşıyarak hasta namazı ve zikrin her halde cevazı gibi hükümler çıkarır. Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir yorum sunarken, Râzî tesbihi hem astronomik/akli hem de mecazi-manevi iki farklı düzlemde okur; bu farklar müfessirlerin yöntemsel eğilimlerinden (dil analizi, fıkıh, kelam, rivayet) kaynaklanır.
Historischer Kontext
En eski müfessir Taberî'den en yeni olan Beydâvî ve Râzî'ye kadar temel okuma (zikrin sürekliliği, yaratılışın hikmetli oluşu) sabit kalmış, ancak zaman içinde yorum katmanları çoğalmıştır: erken dönemde rivayet ve dil analizi ağırlıklıyken, sonraki dönemlerde fıkhi hüküm çıkarımı (Kurtubî, Beydâvî) ve kelamî/felsefi istidlal (Râzî) devreye girmiştir. Bu, tefsir geleneğinin zamanla farklı ilim dallarıyla (fıkıh, kelam, belâgat) etkileşime girerek genişlediğini gösterir.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, zikir ve ibadetin sadece belirli anlarla sınırlı olmayıp günlük hayatın her hâlinde sürdürülebilecek bir iç tutum olduğunu hatırlatır; bu da ilim ile iman arasında bir uyum arayışını, tabiatı ve yaratılışı tefekkür ederek anlamaya çalışmayı teşvik eder. Ayrıca farklı müfessirlerin aynı ayete kattığı çeşitli bakış açıları, günümüzde de farklı yorumlara açık bir metni anlamada sabır ve hoşgörüyle yaklaşmanın, tek bir okumaya saplanmadan zenginliği görmenin bir örneği olarak düşünülebilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben