يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَيَأْمُرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَيُسَٰرِعُونَ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ وَأُو۟لَٰٓئِكَ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
“Sie glauben an Allah und den Jüngsten Tag und gebieten das Rechte und verbieten das Verwerfliche und beeilen sich mit den guten Dingen. Jene gehören zu den Rechtschaffenen.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayette anlatılan kimseler, Allah'a ve ölümden sonra dirilişe iman eden, Allah'ın amellerine göre kendilerini karşılıklandıracağını bilen kişilerdir. Bunlar, Allah'ın birliğini inkâr eden, O'na ortak koşan, ba'si yalanlayan ve amellere karşılık verilmesini inkâr eden müşrikler gibi değildirler; bilakis hayırlı işlere, ölüm kendilerine yetişmeden önce koşarcasına yönelirler. Ehl-i kitaptan bu vasıfta olanlar salihler zümresindendir; içlerinden fâsık olanlar ise Allah'a küfürleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve Allah'ın hadlerini aşmaları sebebiyle O'nun gazabına uğramışlardır.
يعني بقوله جل وعز: يصدقون بالله، وبالبعث بعد الممات، ويعلمون أن الله مجازيهم بأعمالهم؛ وليسوا كالمشركين الذين يجحدون وحدانية الله، ويعبدون معه غيره، ويكذبون بالبعث بعد الممات، وينكرون المجازاة على الأعمال والثواب والعقاب
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî bu ifadenin iki anlama gelebileceğini belirtiyor: birincisi, kişilerin ibadetlere/hayırlı işlere büyük bir istekle koşup öne geçmeleri; ikincisi ise, dünyada menfaatleri ve ikram edilme yönlerini acele isteyip talep etmeleri anlamıdır.
يحتمل معنيين ، أحدهما : أن يراد يرغبون في الطاعات أشد الرغبة فيبادرونها . والثاني : أنهم يتعجلون في الدنيا المنافع ووجوه الإكرام
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayet, mü'minleri teheccüd namazı ve Kur'an okumakla övdükten sonra, Yahudilerin de gece ibadeti ve Tevrat okumaları olduğu halde peygamberleri inkâr edip günahlardan sakınmadıkları için hakiki iman ve ahiret bilincine ulaşamadıklarını ortaya koyar. İnsanın kemali, hakkı bilmek (nazari güç) ile hayrı işlemekten (ameli güç) oluşur; övülen kimselerde bu iki yön birleşmiştir ve bu, insanlığın son mertebesi, meleklik mertebesinin ise ilk basamağıdır. Ayrıca metinde 'müsâraat' (hayırlara koşma) ile 'acele' arasındaki fark açıklanır: acele yapılmaması gerekeni öne almaktır, müsâraat ise dine dair şeylerde aşırı istek sebebiyle yapılması gerekeni geciktirmeden yapmaktır.
واعلم أن كمال الإنسان أن يعرف الحق لذاته ، والخير لأجل العمل به ، وأفضل الأعمال الصلاة وأفضل الأذكار ذكر الله ، وأفضل المعارف معرفة المبدأ ومعرفة المعاد
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre bu ifade, Allah'a inanıp Hz. Muhammed'i tasdik eden kimselerin, yaptıkları amellerde sevaplarının kadrini bilmelerinden dolayı ağırdan almadan, acele ederek hayırlara koşmalarını ifade eder. Bir başka görüşe göre ise bu, fırsat kaçmadan, yani salih kimselerle birlikte olma imkânı elden gitmeden amele koşmak anlamına gelir; buradaki salihler Hz. Muhammed'in cennetteki ashabıdır.
يعني يقرون بالله ويصدقون بمحمد صلى الله عليه وسلم التي يعملونها مبادرين غير متثاقلين لمعرفتهم بقدر ثوابهم وقيل : يبادرون بالعمل قبل الفوت أي مع الصالحين وهم أصحاب محمد صلى الله عليه وسلم في الجنة
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre metinde işaret edilenler, sûrenin sonunda zikredilen kimselerdir; yani bu ayette bahsedilenlerle sûre sonunda anılanlar aynı kişilerdir.
وهؤلاء هم المذكورون في آخر السورة
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre bu ayetlerde sayılan sıfatlar (Allah'a ve ahirete iman, iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak, hayırlarda acele etmek) bu ümmeti Yahudilerden ayıran özelliklerdir; çünkü Yahudiler haktan sapmış, geceleri ibadet etmeyen, Allah'a ortak koşan, O'nun sıfatlarında inkarcı, ahireti gerçek vasfının aksine tanımlayan, hesap günü konusunda gevşek ve hayırlarda ağır davranan kimselerdir. Yapılan hayrın karşılıksız bırakılmayacağı ifadesi, sevabın zayi olmayacağı ve eksilmeyeceği anlamına gelir; bu inkar edilmeme durumu 'küfran' olarak adlandırılmıştır, nasıl ki sevabın tam verilmesi 'şükür' olarak adlandırılmışsa. Ayetin sonu, takvanın hayrın ve güzel amelin başlangıcı olduğuna, Allah katında kazananın ehl-i takva olduğuna dair bir müjde ve işarettir.
صفات أخر لأمة وصفهم بخصائص ما كانت في اليهود، فإنهم منحرفون عن الحق غير متعبدين في الليل مشركون بالله ملحدون في صفاته، واصفون اليوم الآخر بخلاف صفته، مداهنون في الاحتساب متباطئون عن الخيرات.
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Müfessirlerin çoğu (Taberî, Fahreddin er-Râzî, Beydâvî, kısmen Kurtubî) ayetteki ifadeyi, mü'minlerin hayırlı işlere ve ibadete gösterdikleri istekli, gecikmesiz yönelişi anlatan bir övgü olarak okur. Ayrıca birden fazla müfessir (Taberî, Râzî, Beydâvî) bu tavrı, kitap ehlinden iman etmeyen veya hakkı inkâr eden kimselerin tutumuyla karşılaştırarak bir ayrım/üstünlük vurgusu yapar.
Unterschiede
Zemahşerî dil temelli yaklaşımıyla ifadenin iki farklı anlama (ibadete koşma veya dünyevi menfaate koşma) gelebileceğini belirterek çok anlamlılığı öne çıkarır; bu diğerlerinden farklı bir açık uçluluk sunar. Râzî felsefi/akli bir çerçeve ekleyip 'müsâraat' ile 'acele' arasında kavramsal bir ayrım yaparken, Kurtubî rivayet temelli iki ayrı yorumu (sevabın kıymetini bilme / salihlerle birlikte olma fırsatını kaçırmama) nakleder. İbn Kesîr ise doğrudan yorum yapmak yerine ayeti sûrenin bağlamına, sonundaki kişilerle irtibatlandırarak ele alır; bu farklar büyük ölçüde yöntem farkından (rivayet tefsiri, dil/belağat tefsiri, akli-felsefi tefsir, bağlamsal tefsir) kaynaklanır.
Historischer Kontext
En eski müfessir Taberî rivayet ve bağlam eksenli sade bir okuma sunarken, sonraki dönemlerde (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) dil, belagat ve akli tahlil boyutu güçlenmiş, yorum çok yönlü hale gelmiştir. Kurtubî ve İbn Kesîr gibi daha sonraki müfessirler ise önceki rivayet ve yorumları bir arada nakletme eğilimindedir. Temelde tüm dönemlerde ortak kalan nokta, ayetin hayra yönelişi övdüğü fikridir; değişen, bu övgünün hangi yöntemle temellendirildiğidir.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, kişinin iyiliğe ve hizmete gönülden, ertelemeden yönelmesinin değerli bir tutum olarak görülebileceğini hatırlatır. Bilgiyi (hakkı bilmek) davranışla (hayrı işlemek) birleştirme vurgusu, ilim ile amelin, dolayısıyla iman ile yapıcı çalışmanın uyum içinde olabileceğine dair ihtiyatlı bir çağrışım sunar. Ayrıca farklı toplulukların ibadet ve ahlak anlayışlarının karşılaştırılması, hoşgörülü bir öz-değerlendirme ve toplumsal dayanışma bilinci için bir zemin olabilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben