Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî, ayette geçen ifadenin, batıldan ve Allah'ın kullarından beğenmediği şeylerden yüz çeviren kimseleri anlattığını belirtir. Bu görüşünü desteklemek için önceki müfessirlerin (ehl-i te'vil) de aynı yönde görüş bildirdiğini aktarır ve İbn Abbas'a dayanan bir rivayet zincirini nakletmeye başlar.
يقول تعالى ذكره: والذين هم عن الباطل وما يكرهه الله من خلقه معرضون. وبنحو الذي قلنا في تأويل ذلك قال أهل التأويل
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre bu ayette geçen 'lağv', kişiye faydası olmayan, mürüvvetin terkini gerektirdiği söz veya fiillerdir; oyun ve şakalaşma gibi şeyler bu kapsamdadır. Bu, müminlerin ciddiyetlerinin onları boş ve anlamsız şeylerden alıkoyduğunu ifade eder. Namazdaki huşû vasfının ardından lağvden yüz çevirme vasfının zikredilmesi, nefse ağır gelen yapma (fiil) ve terk etme (kaçınma) eylemlerini bir araya getirmek içindir; zira bu ikisi teklifin temel dayanaklarıdır.
اللغو : ما لا يعنيك من قول أو فعل ، كاللعب والهزل وما توجب المروءة إلغاءه وإطراحه يعني أن بهم من الجد ما يشغلهم عن الهزل . لما وصفهم بالخشوع في الصلاة ، أتبعه الوصف بالإعراض عن اللغو ، ليجمع لهم الفعل والترك الشاقين على الأنفس اللذين هما قاعدتا بناء التكليف
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Râzî bu metinde 'lağv' kelimesinin tefsirinde farklı görüşleri sıralar: haram, mekruh ve zaruret olmadan yapılan mübah şeyleri kapsadığı; sadece haram olan şeyleri ifade ettiği; özellikle söz ve konuşmadaki günahı ifade ettiği; ya da ihtiyaç duyulmayan mübah şeyler olduğu görüşleridir. Bu görüşler arasında kapsam bakımından hususilik derecesi farklıdır, ikincisi birinciden, üçüncüsü ikinciden daha özeldir.
وفي اللغو أقوال : أحدها : أنه يدخل فيه كل ما كان حراما أو مكروها أو كان مباحا ، ولكن لا يكون بالمرء إليه ضرورة وحاجة وثانيها : أنه عبارة عن كل ما كان حراما فقط ، وهذا التفسير أخص من الأول وثالثها : أنه عبارة عن المعصية في القول والكلام خاصة ، وهذا أخص من الثاني ورابعها : أنه المباح الذي لا حاجة إليه
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre bu ifadedeki 'lağv'den yüz çevirmek, kapsam bakımından geniş bir anlam taşımaktadır. Bazı müfessirler bunu şirk olarak, bazıları günahlar olarak, bazıları ise fayda vermeyen söz ve fiiller olarak açıklamıştır. Metin bu farklı görüşleri bir arada zikretmektedir.
أي عن الباطل وهو يشمل الشرك كما قاله بعضهم والمعاصي كما قاله آخرون ومالا فائدة فيه من الأقوال والأفعال
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu metne göre müminler sadece lehv ve boş sözden uzak durmakla kalmayıp, bunlardan tam bir kararlılıkla yüz çevirmektedirler; bu, 'terk' etmekten daha güçlü bir anlam taşır çünkü cümlenin isim cümlesi olarak kurulması, hükmün zamir üzerine bina edilmesi ve 'إعراض' lafzının 'ترك' yerine konulması onların bu şeylerden hem doğrudan hem sebep yoluyla hem eğilim hem de hazır bulunma bakımından tam bir uzaklığını ifade eder. Ayrıca zekatı eda etme vasfının namazdaki huşu vasfından sonra zikredilmesi, onların bedeni ve mali ibadetlerde ve haramlardan sakınmada gayet mertebeye ulaştıklarını gösterir.
معرضون لما بهم من الجد ما شغلهم عنه، وهو أبلغ من الذين لا يلهون من وجوه جعل الجملة اسمية وبناء الحكم على الضمير، والتعبير عنه بالاسم وتقديم الصلة عليه وإقامة الإعراض مقام الترك ليدل على بعدهم عنه رأسا مباشرة وتسببا وميلا وحضورا
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler ayetteki 'lağv'den yüz çevirme ifadesinin müminlerin faydasız, anlamsız, günah veya haram olan söz ve fiillerden kararlı biçimde uzak durduğunu gösterdiği konusunda birleşir. Taberî, İbn Kesîr ve Râzî 'lağv' kapsamına şirk, günah, haram veya faydasız mübah şeylerin girebileceğini nakleder; Zemahşerî ve Beydâvî ise bu tutumun sadece terk değil, bilinçli bir yüz çevirme olduğunu vurgular.
Unterschiede
Taberî rivayet zincirine (İbn Abbas) dayanarak nakil yöntemini öne çıkarırken, Zemahşerî ve Beydâvî dil/belağat tahliline yoğunlaşıp cümle yapısı, zamir kullanımı ve 'إعراض' kelimesinin seçimi üzerinden anlam çıkarır. Râzî ve İbn Kesîr ise 'lağv' kelimesinin farklı anlam katmanlarını (haram, mekruh, gereksiz mübah, söz günahı) sıralayarak kapsamı tartışır; bu farklar ekolsel değil, çoğunlukla yöntemsel (rivayet-nakil vs. dil-belağat analizi) ve kelimenin semantik genişliğine dair yaklaşım farkından kaynaklanır.
Historischer Kontext
Taberî'den Beydâvî'ye kadar geçen süreçte temel anlam (lağvden kararlı uzaklaşma) sabit kalmış, ancak zamanla tefsir yöntemi rivayet ağırlıklı yaklaşımdan dil ve belağat odaklı ince analizlere evrilmiştir. Bu, tefsir ilminde nakil temelli erken dönem yaklaşımının, sonraki dönemlerde dilbilimsel ve mantıksal derinleşmeyle desteklenmesinin bir yansımasıdır.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, günümüzde kişinin sözlerinde ve davranışlarında anlamsız, faydasız veya zarar verici şeylerden bilinçli bir çabayla uzak durmasının, ibadet ruhunun bir parçası olarak görülebileceğine işaret edebilir. Bu, hem bireysel ahlaki gelişim hem de toplumsal huzur açısından, boş sözden kaçınıp yapıcı ve anlamlı iletişime yönelmenin önemine dair ihtiyatlı bir çağrışım taşır. Sabır ve ihlas temaları burada, kişinin hem içsel hem dışsal olarak bu tür şeylerden arınma çabasıyla örtüşür.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben