فَقَالَ ٱلْمَلَؤُا۟ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ مَا هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَٰٓئِكَةً مَّا سَمِعْنَا بِهَٰذَا فِىٓ ءَابَآئِنَا ٱلْأَوَّلِينَ
“Da sagte die aus seinem Volk führende Schar, die ungläubig war: "Dieser ist nur ein menschliches Wesen wie ihr, das einen Vorzug euch gegenüber haben will. Und wenn Allah gewollt hätte, hätte Er wahrlich Engel herabgesandt. Wir haben so etwas bei unseren Vorvätern nicht gehört.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre Nuh kavminin ileri gelenleri, tevhidi inkar edip Nuh'u yalanlayarak kavimlerine onun kendileri gibi bir beşer olduğunu, ona uymakla ona bir üstünlük ve tabi olma konumu kazandırmak istediğini söylediler. Ayrıca Allah kendisinden başka bir şeye ibadet edilmemesini dileseydi, bu daveti tebliğ etmek üzere melekler gönderirdi; bunun yerine Nuh'un çağırdığı bu inancı geçmiş atalarından hiçbirinde işitmediklerini ifade ettiler.
فقالت جماعة أشراف قوم نوح، الذين جحدوا توحيد الله وكذبوه، لقومهم: ما نوح أيها القوم إلا بشر مثلكم، إنما هو إنسان مثلكم وكبعضكم، يقول: يريد أن يصير له الفضل عليكم، فيكون متبوعا وأنتم له تبع.
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ifade, kişinin üzerinizde bir üstünlük ve fazlalık elde etmeyi, ayrıca size başkanlık edip reislik yapmayı istemesi anlamına gelir.
أن يطلب الفضل عليكم ويرأسكم ، كقوله تعالى :
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre kavmin peygambere yönelttiği 'aranızda üstünlük ve reislik istiyor' şüphesi geçersizdir; eğer bununla tebliğ görevine itaati zorunlu kılmak kastediliyorsa bu resule zaten vaciptir, eğer kibir ve tahakküm kastediliyorsa peygamberler bundan münezzehtir. Ayrıca kavmin öne sürdüğü 'bunu işitmedik', 'onda cinnet var' ve 'onu bir süre bekleyin' şeklindeki itirazların her biri ayrı ayrı çürütülmüştür; taklit ve teamülün bulunmayışı bir şeyin yokluğuna delil olmaz, kavim peygamberin akıl kemaline zaten zaruri olarak vakıftı, mucize ortaya çıkınca da beklemeye gerek kalmaz çünkü devletin/iktidarın zuhuru hakikate delil değildir.
وأما قولهم ما سمعنا بهذا فهو استدلال بعدم التقليد على عدم وجود الشيء وهو في غاية السقوط لأن وجود التقليد لا يدل على وجود الشيء فعدمه من أين يدل على عدمه
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre kavmin 'أن يتفضل عليكم' ifadesi, Nuh'un kendilerine üstünlük taslayıp tabi olunan, kendilerinin ise tabi olan konumuna düşürülmek istemesi anlamındadır. 'ما سمعنا بهذا في آبائنا الأولين' ifadesindeki 'ب' harfinin zait olduğu, yani bu tür bir davetin veya risaletin geçmiş atalarında hiç işitilmediğini ifade ettiği belirtilmiştir. Bu görüş İbn Abbas'a nispet edilmiştir.
والباء في بهذا زائدة أي ما سمعنا هذا كائنا في آبائنا الأولين ثم عطف بعضهم على بعض فقالوا ( إن هو ) يعنون نوحا
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr, kavmin peygambere itirazını aktarıyor: Onlara göre Allah bir peygamber göndermek isteseydi, insan değil kendi katından bir melek gönderirdi. Ayrıca 'ma sema'na bihaza' ifadesiyle beşer olarak peygamber gönderilmesinin geçmiş atalarında ve dedelerinde hiç işitilmemiş bir şey olduğunu söylediklerini belirtiyor.
لو أراد أن يبعث نبيا لبعث ملكا من عنده ولم يكن بشرا ما سمعنا بهذا أي ببعثة البشر في آبائنا الأولين يعنون بهذا أسلافهم وأجدادهم في الدهور الماضية
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre bu ayetler, Nûh kıssasının anlatımıyla insanların kendilerine peş peşe verilen nimetleri nasıl inkâr ettiklerini ve bu nimetlerin zevalinin başlarına nasıl geldiğini beyan etmek için sevk edilmiştir. Kavminin ileri gelenleri (mele') Nûh'u kendileri gibi bir beşer olarak görüp ona üstünlük taslamak istediğini iddia etmişler, eğer Allah bir resul göndermek isteseydi melek indireceğini söylemişlerdir. Ayrıca atalarından böyle bir şey duymadıklarını belirterek Nûh'u delilikle itham etmiş ve iyileşmesini bekleyerek ona tahammül etmeyi önermişlerdir.
فقال الملأ الأشراف. الذين كفروا من قومه لعوامهم. ما هذا إلا بشر مثلكم يريد أن يتفضل عليكم أن يطلب الفضل عليكم ويسودكم. ولو شاء الله أن يرسل رسولا. لأنزل ملائكة رسلا.
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler, Nuh kavminin ileri gelenlerinin (mele') itirazının iki temel unsurundan hareket eder: Nuh'un kendileri gibi bir beşer olması ve bu nedenle ona tabi olmanın ona haksız bir üstünlük/reislik kazandıracağı düşüncesi; ayrıca atalarından böyle bir davetin işitilmediği iddiası. Taberî, Zemahşerî, Kurtubî ve Beydâvî bu 'üstünlük taslama' vurgusunda büyük ölçüde birleşir.
Unterschiede
Taberî, Kurtubî ve Beydâvî çoğunlukla dil/belağat ve rivayet temelli lafzî izah yaparken (Kurtubî özellikle harf-i cerrin zaid oluşuna ve İbn Abbas rivayetine dayanır), Fahreddin er-Râzî bambaşka bir yöntemle kavmin itirazlarını kelamî/mantıki argümanlarla tek tek çürütmeye girişir; bu, onun kelam ekolündeki akli istidlal yöntemini yansıtır. İbn Kesîr bağlamsal okumayla nakli aktarmaya odaklanır, Beydâvî ise ayrıca bir kıraat farkını da dilsel tespit olarak ekler.
Historischer Kontext
Daha erken dönem müfessirleri (Taberî, İbn Kesîr) rivayet ve lafzî izaha dayanırken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Kurtubî'de dil tahlili derinleşmiş, Râzî'de ise kelamî mantık ve şüphelere sistematik cevap verme yöntemi öne çıkmıştır; Beydâvî bu birikimi özetleyip kıraat farkı gibi ince dilsel ayrıntılarla tamamlamıştır. Temel anlam çerçevesi sabit kalmış, yöntem ve derinlik zamanla çeşitlenmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, bir kişinin sadece toplumsal konumu ya da soyu üzerinden değil, taşıdığı doğru söz ve samimi çaba üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatabilir. Yeniliğe veya farklı bir sese kapalı kalmak, geçmiş alışkanlıkları tek ölçü saymak, ilim ve hakikat arayışını engelleyebilir; bu açıdan hoşgörülü ve araştırmacı bir tutum teşvik edici olabilir. Ayrıca ihlasla bir doğruyu anlatan kişiye karşı önyargısız yaklaşmak, toplumsal dayanışma ve sağlıklı diyalog açısından düşündürücü bir örnek sunar.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben