ذَٰلِكَ بِأَنَّ ٱللَّهَ يُولِجُ ٱلَّيْلَ فِى ٱلنَّهَارِ وَيُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِى ٱلَّيْلِ وَأَنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌۢ بَصِيرٌ
“Dies, weil Allah die Nacht in den Tag eindringen und den Tag in die Nacht eindringen läßt und weil Allah Allhörend und Allsehend ist.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayet, gecenin saatlerinden eksilenin gündüzün saatlerine, gündüzden eksilenin de gecenin saatlerine katılmasını; birinden kısalanın diğerinde uzaması şeklindeki tekvinî kudret tecellisini anlatmaktadır. Aynı kudretle Allah, Hz. Muhammed (s.a.v.) ve ashabını, kendilerine haksızlık edip yurtlarından ve mallarından çıkaranlara karşı desteklemiştir. Ayrıca Allah'ın müşriklerin söylediklerini işiten (semî') ve yaptıklarını gören (basîr) olduğu, bunların hepsinin karşılığını vereceği belirtilmiştir.
يدخل ما ينقص من ساعات الليل في ساعات النهار، فما نقص من هذا زاد في هذا ويدخل ما انتقص من ساعات النهار في ساعات الليل، فما نقص من طول هذا زاد في طول هذا
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî bu bölümde, Hac 62'de geçen 'gece ve gündüzü birbirine sokma' ifadesinin Allah'ın kudretinin sınırsızlığına delalet ettiğini, O'nun sözleri işitip fiilleri gördüğünü ve zerre miktarı bile bir şeyin O'ndan gizli kalmadığını anlatır. Ardından zıhar ayetinin nüzul sebebi olarak Havle bint Sa'lebe (veya farklı nesep rivayetlerine göre bint Duleyc/Huveylid/Sâmit) ile kocası Evs bin Sâmit kıssasını, Seleme bin Sahr rivayetiyle birlikte aktarır. Kefaret olarak köle azadı, iki ay oruç ve altmış fakiri doyurma sırasının Hz. Peygamber tarafından bildirildiği nakledilir.
يسمع الأقوال ويبصر الأفعال فلا يعزب عنه مثقال ذرة ولا دبيب نملة إلا يعلمها ويسمعها ويبصرها
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre bu ayet, Allah'ın kullarının söz ve fiillerini işitip görmesini, gece ile gündüzü birbirine kattığını, birini uzatıp diğerini kısalttığını ve mevsimleri (yaz, kış, ilkbahar, sonbahar) kudretiyle takdir ettiğini anlatmaktadır. Ayrıca Katâde'nin îlâc kavramına dair görüşü İbn Cerîr et-Taberî tarafından zayıf bulunmuş, İbn Kesîr de bu değerlendirmeyi doğru bulmuştur.
وقد ضعف ابن جرير قول قتادة ههنا وقال إنما معنى الإيلاج الأخذ من هذا في هذا وليس هذا مرادا في هذه الآية وهذا الذي قاله ابن جرير حق
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî bu ayette 'zâlike'nin işaret ettiği şeyin (nusret/yardım) sebebini, Allah'ın gece ile gündüzü birbirine sokması, yani zıt şeyler arasında değişimi (mudâvele) icra eden kudreti ile ilişkilendirir. Bu, Allah'ın işitici ve görücü olması sebebiyle zalim ile mazlumun sözünü işitip fiillerini görüp onları ihmal etmediğini gösterir. Ardından Allah'ın Hakk olması, kendisinden başka tapılanların bâtıl olması ve O'nun yüce (Aliyy) ve büyük (Kebîr) olmasının da aynı şekilde bu nusretin sebebi olduğunu belirtir.
بسبب أن الله تعالى قادر على تغليب الأمور بعضها على بعض، جار عادته على المداولة بين الأشياء المتعاندة ومن ذلك إيلاج أحد الملوين في الآخر، بأن يزيد فيه ما ينقص منه
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre Allah'ın tüm sesleri işitmesi ve tüm görülenleri görmesi tek bir halde gerçekleşir; bunlardan birini idrak etmesi diğerini idrakten alıkoymaz. Ayrıca ayetteki 'kad' edatı, Hz. Peygamber ile mücadele eden kadının Allah'ın onun şikayetini işitip bir çözüm indirmesini beklemekte olduklarını ifade eden bir 'tevakku' (bekleyiş) anlamı taşır.
لا يشغله إدراك بعضها عن إدراك بعض
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre Allah'ın işitici ve görücü olması, kendisine yakaranların sözlerini işittiğini ve kendisine yönelenleri gördüğünü ifade eder; O'nun söylenenleri işitip yapılanları görmesi, başkasının gücünün yetmediği şeylere kadir olması gibi bir kemal sıfatıdır. Bu durum, işitilen ve görülen hususlarda caiz olmayan şeylere yönelmekten tam bir sakınmayı ve kaçınmayı gerekli kılar.
يسمع كلام من يناديه ، ويبصر من يتضرع إليه
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler ayetin, Allah'ın gece-gündüzü birbirine katma kudreti ile semî' (işiten) ve basîr (gören) sıfatları arasında bir bağ kurduğunda birleşir; O'nun hiçbir söz ve fiili gözden kaçırmadığı vurgusu ortaktır.
Unterschiede
Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir yöntemle nüzul bağlamına ve tekvinî kudret tecellisine odaklanırken, Kurtubî zıhar ayetinin nüzul sebebi kıssasına daha geniş yer ayırır. Beydâvî ve Zemahşerî dil/belağat tahliline yoğunlaşarak işaret zamiri ve 'kad' edatı gibi gramer unsurlarını işler; Râzî ise akli çıkarım yoluyla Allah'ın idrak sıfatlarını kemal sıfatı olarak temellendirir. Bu farklar, her müfessirin ait olduğu ekol (rivayet tefsiri, dirayet/belağat tefsiri, kelam merkezli tefsir) ve yöntemsel tercihinden kaynaklanır.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessirlerden (Taberî) geç döneme (Râzî, Beydâvî) doğru bakıldığında, rivayet ağırlıklı yaklaşımdan dil ve akıl temelli analize doğru bir yöntem çeşitlenmesi görülür; ancak ayetin temel mesajı olan Allah'ın kudreti ve her şeyi işitip görmesi fikri sabit kalmıştır.
Bezug zur Gegenwart
Bu ortak vurgu, günlük hayatta söz ve davranışlarımızın bir gözetim altında olduğu bilincini, dolayısıyla ihlas ve dürüstlükle hareket etmeyi hatırlatabilir. Ayrıca gece-gündüz döngüsündeki düzenin ilim ve iman arasında bir uyum arayışına, tabiattaki işleyişi tefekkürle okumaya davet ettiği söylenebilir. Mazlumun sesinin işitildiği vurgusu ise toplumsal dayanışma ve sabır temalarıyla ihtiyatlı biçimde ilişkilendirilebilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben