“Und Wir schenkten ihm lshaq und Ya'qub zusätzlich; und alle machten Wir rechtschaffen.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî, 'nâfile' kelimesinin İshak'a mı yoksa Yakub'a mı işaret ettiği konusunda iki görüş nakleder: Katade ve İbn Zeyd'e göre nâfile Yakub'un torunudur ve İbrahim'in dileğinin fazlası olarak verilmiştir; Mücahid ve Atâ'ya göre ise nâfile hem İshak hem Yakub için 'atâ/hediye' anlamındadır. Taberî kendisi, nâfilenin herhangi bir şeyden gelen fazlalık anlamına geldiğini belirtip, hem İshak hem Yakub'un Allah'tan İbrahim'e bir lütuf olduğunu, ancak hangisinin özellikle kastedildiğine dair kesin bir delil bulunmadığını, dolayısıyla Allah'ın söylediğinden başka bir şey söylemenin uygun olmadığını ifade eder.
وقد بينا فيما مضى قبل أن النافلة الفضل من الشيء يصير إلى الرجل من أي شيء كان ذلك، وكلا ولديه إسحاق ويعقوب كان فضلا من الله ، تفضل به على إبراهيم، وهبة منه له. وجائز أن يكون عنى به أنه آتاهما إياه جميعا نافلة منه له، وأن يكون عنى أنه آتاه نافلة يعقوب، ولا برهان يدل على أي ذلك المراد من الكلام
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî bu pasajda iki farklı ayeti ele alır. Birincisi, yıldızların/gök cisimlerinin her birinin ayrı bir yörüngesi (felek) olduğu halde 'hepsi bir yörüngede yüzerler' denilmesinin dilsel izahıdır; bu, Arapçada bir cins isme işaret edilerek her ferdin ayrı ayrı kastedilmesi anlamına gelen bir üslup örneğidir. İkincisi ise 'nafile' kelimesinin anlamıyla ilgilidir: Bu, İbrahim'in evlat (torun) hediyesi olarak yorumlanabileceği gibi, İshak'ın istenip verilmesi, Yakub'un ise istenmeden fazladan bir lütuf olarak bahşedilmesi şeklinde de açıklanmıştır.
هذا كقولهم ( كساهم الأمير حلة وقلدهم سيفا ) أي كل واحد منهم ، أو كساهم وقلدهم هذين الجنسين ، فاكتفى بما يدل على الجنس اختصارا
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Râzî bu bölümde 'nâfile' ve 'nefl' kelimesinin özel bir bağış anlamı taşıdığını belirtip, ayetteki ifadenin müfessirler arasında iki görüşle açıklandığını nakleder: bunlardan biri (Dahhâk'a ait) mastarın farklı bir lafızdan geldiğini, diğeri ise 'salâh' lafzının hepsini kapsadığını ve Allah'ın itaate uyup haramlardan kaçınma anlamında olduğunu söyler. İkinci görüş, ayetin devamındaki ifadeyle daha uyumlu bulunduğu için tercih edilmiştir.
واعلم أن النافلة العطية خاصة وكذلك النفل ويسمى الرجل الكثير العطايا نوفلا ، ثم للمفسرين ههنا قولان : الأول : أنه ههنا مصدر من وهبنا له مصدر من غير لفظه
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre 'nâfile' kelimesi, İbrahim'in İshak için dua etmesine karşılık Yakub'un ona hiçbir dua olmaksızın fazladan bahşedilmesini ifade eder; bu nedenle Yakub, İbrahim'in dilediğinin (Salihlerden bir evlat) üzerine bir ziyade/fazlalık olmuştur. Ayrıca 'nâfile' kelimesinin torun için de kullanıldığı, çünkü torunun da evlada ilaveten bir fazlalık sayıldığı belirtilir. Metin ayrıca İbrahim, İshak ve Yakub'un salih kılınmasının, Allah'ın onlarda salâh ve itaat yaratması ile itaate güç yaratması anlamına geldiğini, kulun kazandığı şeyin de Allah tarafından yaratılmış olduğunu açıklar.
أي زيادة لأنه دعا في إسحاق وزيد في يعقوب من غير دعاء فكان ذلك نافلة أي زيادة على ما سأل إذ قال : رب هب لي من الصالحين ويقال لولد الولد نافلة لأنه زيادة على الولد
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr, İbrahim'in Ya'kub'u hayatında görüp ona vasiyette bulunduğunu, ayrıca Beytü'l-Makdis'in banisi olduğunu belirtir; Ebû Zer hadisini delil gösterir. İbn Hibbân'ın Süleyman ile İbrahim arasında kırk yıl olduğu iddiasını reddeder, çünkü aralarındaki süre binlerce yıldır; Süleyman'ın sadece harap olan mescidi yenilediğini söyler. Ayrıca 'nâfile' kelimesinin (torun, yani İshak'ın oğlu Ya'kub) tefsirinde İbn Abbas, Katade ve diğer alimlerin görüşünü aktarır.
فزعم ابن حبان أن بين سليمان الذي اعتقد أنه باني بيت المقدس وإنما كان جدده بعد خرابه وزخرفه وبين إبراهيم أربعين سنة وهذا مما أنكر على ابن حبان فان المدة بينهما تزيد على ألوف سنين والله أعلم
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre 'nâfile' kelimesi, İbrahim'in istediğinin fazlası olarak verilen bir bağış anlamına gelir; bu ya İshak ve Yakub'un ikisi için hal olarak ya da torun anlamında ya da sadece İshak için istenenin fazlası olarak yorumlanabilir. Allah bu dört peygamberi (İbrahim, İshak, Yakub ve öncesindekiler) salih kılmış, insanlara doğru yolu gösteren imamlar yapmış ve onlara hayırlı işler yapmayı, namazı ve zekatı vahyetmiştir. Böylece amel ilme eklenerek kemalleri tamamlanmıştır.
نافلة عطية فهي حال منهما أو ولد ولد، أو زيادة على ما سأل وهو إسحاق فتختص بيعقوب ولا بأس به للقرينة.
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler 'nâfile' kelimesinin İbrahim'e verilen bir fazlalık/ilave lütuf anlamı taşıdığında ve bunun İshak ile Yakub'dan biri veya ikisiyle ilişkili olduğunda hemfikirdir. Ayrıca çoğu, konuyu hem dil/lugavî tahlil hem de sahabe-tabiin rivayetlerine dayanarak ele almış, kesin bir hükme varmakta temkinli davranmıştır.
Unterschiede
Taberî ve Kurtubî nâfilenin Yakub'a (torun) işaret ettiğini öne çıkarırken, Mücahid-Atâ görüşünde her ikisi için de geçerli olduğu belirtilir; Zemahşerî dil örgüsüne odaklanarak her iki ihtimali de aktarır. Râzî meseleyi daha çok kelâmî/dilbilimsel tartışmaya taşıyıp 'salâh' kavramı üzerinden farklı bir yoruma yönelir. Kurtubî ayrıca kulun fiillerinin yaratılmışlığı meselesini ekleyerek itikadî bir boyut katar. İbn Kesîr ise konuyu tarihsel-rivayet temelli ele alıp İbrahim-Yakub-Süleyman kronolojisine dair başka bir rivayeti eleştirel biçimde çürütür. Beydâvî ise dilbilimsel ihtimalleri sıralamakla birlikte, ilim ile amelin bütünleşmesi vurgusunu öne çıkarır. Bu farklılıklar, müfessirlerin ekolü (dil odaklı, rivayet odaklı, kelâm odaklı) ve yaşadıkları dönemin ilmî öncelikleriyle ilişkilidir.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessir Taberî, rivayetleri nakledip temkinli bir dil analiziyle yetinirken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî meseleyi daha çok belâgat ve dilbilim çerçevesinde derinleştirmiş; Râzî ve Kurtubî ise kelâmî tartışmaları (örneğin kulun fiillerinin yaratılmışlığı) işin içine katarak konuyu genişletmiştir. İbn Kesîr'de ise tarihsel-rivayet eleştirisi ön plana çıkar. Böylece temel soru (nâfile kime işaret ediyor) sabit kalırken, zamanla tartışmanın yöntemi rivayetten dilbilime, oradan kelâma doğru evrilmiştir; kesin bir sonuca varılmamıştır.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet ve müfessirlerin ihtiyatlı yaklaşımı, bir konuda kesin bilgi bulunmadığında farklı görüşlere saygıyla yaklaşmanın ve dil-akıl-rivaye birlikte kullanmanın önemine işaret edebilir. Ayrıca İbrahim'in duasının fazlasıyla karşılık bulması, sabır ve içtenlikle yapılan duanın/emeğin beklenenin ötesinde bir hayra vesile olabileceği şeklinde düşünülebilir. Beydâvî'nin ilim ile amelin birleşmesine dair vurgusu, günümüzde de bilgi ile hayırlı eylemin bir arada olması gerektiğine dair genel bir hatırlatma olarak okunabilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben