وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ زَهْرَةَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰ
“Und richte nur nicht deine Augen auf das, was Wir manchen von ihnen paarweise als Nießbrauch gewähren - den Glanz des diesseitigen Lebens -, um sie darin der Versuchung auszusetzen. Die Versorgung deines Herrn ist besser und beständiger.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre bu ayette Allah, Peygamber'e kâfirlerin dünya hayatında verilen zenginlik ve gösterişten yararlanmalarına imrenerek bakmamasını, çünkü bunun geçici bir imtihan ve aldatıcı bir zevk olduğunu bildirmektedir. Allah'ın peygambere ahirette vaad ettiği rızık ve sevap, dünyalıklardan daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Ayrıca bu ayetin, Hz. Peygamber'in bir Yahudi'den rehin karşılığında yiyecek ödünç almak zorunda kalması olayı üzerine indiği rivayet edilmektedir.
ولا تنظر إلى ما جعلنا لضرباء هؤلاء المعرضين عن آيات ربهم وأشكالهم متعة في حياتهم الدنيا، يتمتعون بها، من زهرة عاجل الدنيا ونضرتها يقول: لنختبرهم فيما متعناهم به من ذلك، ونبتليهم، فإن ذلك فان زائل، وغرور وخدع تضمحل
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre Allah'ın kâfirlere verdiği dünya nimetleri gerçekte bir azap vesilesidir; çünkü bu mallar onları ganimet ve esarete maruz bırakır, çeşitli belalar ve musibetlerle sınanmalarına, istemeye istemeye hayır yollarında infaka zorlanmalarına ve mal kazanma, biriktirme ve çocuk yetiştirmede türlü sıkıntı ve meşakkate katlanmalarına sebep olur. Ayrıca göz gezdirmenin uzatılması, görülen şeye hayranlık duyup onu istemek şeklinde yorumlanır; bu da Karun'a bakanların yaptığı gibi zalimlerin bina, mal, giysi ve binitlerine göz dikmenin yasaklanmasına dayanır. Bu durum ya dünyada azaba müstahak olmaları için bir imtihan, ya da ahirette kendilerine verilecek daha hayırlı ve daha kalıcı sevaba bedel olarak, ya da mallarının çoğunlukla gasp ve hırsızlık yoluyla elde edilmiş olmasından kaynaklanan bir azap şeklidir.
فإن الله تعالى إنما أعطاهم ما أعطاهم للعذاب ، بأن عرضه للتغنم والسبي ، وبلاهم فيه بالآفات والمصائب ، وكلفهم الإنفاق منه في أبواب الخير ، وهم كارهون له على رغم أنوفهم
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî bu ayette 'lâ temüdden' ifadesini 'lâ tenzuranne'den daha etkili bulur ve dünya nimetlerine (zehretü'l-hayât) değer verilmemesi gerektiğini belirtir; çünkü göz uzatmak hırsla birlikte olur, bakmak ise mutlaka hırs gerektirmez. Ayrıca 'zehre' kelimesinin dünya hayatının süsü, çekiciliği anlamına geldiğini ve bunun kalıcı olmadığını vurgular. Ayetin bağlamının, önceki ayetlerdeki geçmiş ümmetlerin ibret alınmaması eleştirisi ve gelecek azap tehdidiyle bağlantılı olarak Peygamber'e mal-mülk karşısında sabır ve dünyayı küçümseme emri olduğunu belirtir.
ومعنى الآية : لا تجعل يا محمد لزهرة الدنيا وزنا فإنه لا بقاء لها أبلغ من لا تنظرن لأن الذي يمد بصره إنما يحمله على ذلك حرص مقترن والذي ينظر قد لا يكون ذلك معه
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu ayet, Hz. Peygamber'i dünya nimetlerinden mahrum kalması hususunda teselli etmek amacı taşımaktadır; İbn Kesîr, Hz. Ömer'in Peygamber'i sade bir hasır üzerinde yatarken görüp ağladığı, Peygamber'in ise Kisrâ ve Kayser gibi hükümdarların dünyevî nimetlerle avutulduğunu, kendisinin ise Allah'a yakınlığından dolayı bunlardan müstağni olduğunu bildirdiği rivayeti nakletmektedir. Ayrıca müfessire göre 'lenebtelîhüm' ifadesi, Allah'ın kendilerine verdiği nimetlerle insanları imtihan etmesi anlamındadır; kimin hidayette sabit kalacağı kimin sapıklığa döneceğinin bu yolla ortaya çıkacağı belirtilmiştir.
فقال له رسول الله صلى الله عليه وسلم ما يبكيك يا عمر فقال يا رسول الله إن كسرى وقيصر فيما هما فيه وأنت صفوة الله من خلقه فقال أو في شك أنت يا ابن الخطاب أولئك قوم عجلت لهم طيباتهم في حياتهم الدنيا
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre Hz. Peygamber'e kâfirlere verilen dünya süsüne göz dikmemesi emredilmektedir; onlara verilen zenginlik ve zinet sadece bir imtihan aracıdır ve Allah'ın kendisine ahirette veya hidayet/nübüvvet olarak verdiği rızık, dünyalıklardan hem daha hayırlı hem de kalıcıdır. 'Zehrete'l-hayâti'd-dünyâ' ifadesi dünyanın süsü ve göz alıcılığı olarak açıklanır; Ya'kûb kıraatinde farklı bir okuyuşla bu kelimenin, kâfirlerin dünyaya düşkünlüğünü ve zâhid müminlerin haline zıt bir gösterişi ifade ettiği belirtilir.
زهرة الحياة الدنيا منصوب بمحذوف دل عليه متعنا أو به على تضمينه معنى أعطينا، أو بالبدل من محل به أو من أزواجا بتقدير مضاف ودونه، أو بالذم وهي الزينة والبهجة.
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayette geçen mal-mülk sahiplerine göz dikmeme emri iki farklı şekilde anlaşılabilir: birincisi göz ile bakma anlamındadır ve kâfirlerin dünya malına hayranlıkla, imrenerek uzun uzun bakılmaması gerektiğini ifade eder; ikincisi ise Ebu Müslim'in görüşüne göre burada nehyedilen şey bakış değil, kaybedilen dünya nimetine üzülmek (esef)tir. Ayrıca dünya malının çokluğunun kişiyi Allah'tan uzaklaştırıp hesabını ağırlaştıracağına dair rivayetler nakledilerek dünyaya aşırı düşkünlükten sakındırılmıştır.
الذي نهى عنه بقوله : ليس هو النظر ، بل هو الأسف
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler ayetin, Hz. Peygamber'e (ve dolayısıyla müminlere) kâfirlerin/zenginlerin dünya süsüne imrenerek bakmamasını öğütlediği konusunda birleşir. Dünya nimetinin geçici bir imtihan aracı olduğu, ahiretteki karşılığın daha hayırlı ve kalıcı olduğu vurgusu ortaktır. Ayrıca 'zehre' kelimesinin dünya hayatının süsü/çekiciliği anlamına geldiği ve bunun kalıcı olmadığı noktasında da uzlaşı vardır.
Unterschiede
Taberî ve Beydâvî daha çok dil tahlili ve nüzul rivayetiyle konuyu sınırlarken, Zemahşerî dünya nimetini bizzat bir azap ve imtihan vesilesi olarak yorumlayıp Karun kıssasına atıfla ahlaki-teolojik bir derinlik katar. Kurtubî dilsel inceliğe (nazar/medd farkı) odaklanarak sabır ve dünyayı küçümseme vurgusunu öne çıkarır; nüzul rivayetini zayıf bulup eleştirir. İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir okuma sunarak Peygamber'in zühdünü teselli bağlamında işler. Râzî ise ayetteki yasağın 'bakış' mı yoksa 'üzülme (esef)' mi olduğu konusunda dilsel bir ayrım getirerek Ebu Müslim'in farklı görüşünü de aktarır. Bu farklar, müfessirlerin ekolsel eğilimlerinden (Zemahşerî'nin belagat-Mu'tezilî yorumu, Kurtubî ve İbn Kesîr'in rivayet ağırlıklı yaklaşımı, Râzî'nin kelamcı-analitik tarzı) kaynaklanmaktadır.
Historischer Kontext
Taberî'den başlayarak Râzî'ye kadar geçen süreçte ayetin temel mesajı (dünya malına imrenmeme, ahiretin üstünlüğü) sabit kalmış, fakat yorum yöntemleri zenginleşmiştir. Erken dönemde rivayet ve nüzul sebebi ağırlıklıyken, sonraki müfessirlerde dil tahlili, kıraat farklılıkları ve kelami tartışmalar (bakış-üzülme ayrımı gibi) daha belirgin hale gelmiştir. Nüzul rivayetinin bazı müfessirlerce (Kurtubî/İbn Atıyye) eleştirilmesi, tefsir geleneğinin zamanla rivayetlere daha eleştirel yaklaştığını gösterir.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, kişinin başkalarının maddi imkânlarıyla kendini kıyaslamak yerine kanaat ve sabır duygusunu geliştirmesine dair bir hatırlatma olarak okunabilir. Aile ve toplum hayatında gösterişe dayalı tüketim yerine paylaşma ve dayanışma ruhunu önceleyen bir bakış açısı bu okumadan ilham alabilir. İlim ve mana dengesini gözeten bir yaklaşımla, maddi başarıyı tek ölçüt görmeyen bir hayat anlayışı bugün de anlamlı bir referans noktası olabilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben