يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِهِۦ عِلْمًا

“Er weiß, was vor ihnen und was hinter ihnen liegt, sie aber umfassen es nicht mit (ihrem) Wissen.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî, ayeti Allah'ın kullarını ilmiyle kuşattığını, kulların ise O'nu ilimle kuşatamayacağını ifade ettiği şeklinde açıklar. Ayrıca bazılarının bu ifadeyi meleklerin de önlerindekini ve arkalarındakini bilemeyeceği şeklinde yorumladığını, bunun meleklere tapanları kınamak ve ibadetin ancak yerde ve gökte hiçbir şey kendisinden gizli olmayana yakışacağını göstermek amacıyla söylendiğini nakleder.

ومعنى الكلام: أنه محيط بعباده علما، ولا يحيط عباده به علما
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî, ayette şart ile ceza arasındaki uyumu açıklarken, cehren zikretmenin anlamının şöyle olduğunu belirtir: kişi Allah'ı dua veya başka bir şekilde açıktan zikrettiğinde, bunun Allah'ın onun cehrine muhtaç olmadığını bilmesi gerektiğini ifade eder. Bu, aynı zamanda cehirden nehiy anlamına da gelebilir. Ayrıca 'yalem ma beyne' ifadesinin, onların önündeki ve arkalarındaki halleri kapsadığını, ancak kulların Allah'ın bilgisini kuşatamayacaklarını açıklar.

فإن قلت كيف طابق الجزاء الشرط ؟ قلت : معناه وإن تجهر بذكر الله من دعاء أو غيره فأعلم أنه غني عن جهرك
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu metinde, ayette geçen zamirin kime/neye râci olduğu tartışılmaktadır. Râzî iki görüş nakleder: birincisi zamirin kullara (العباد) râci olup, kulların önlerindekini ve arkalarındakini ilmen kuşatamadıklarını ifade ettiği; ikincisi ise zamirin Allah'a râci olup kulların Allah'ı ilmen kuşatamadıklarını belirttiğidir. Râzî, zamirin en yakın zikredilene dönmesi gerektiği kuralına dayanarak birinci görüşü tercih etmektedir.

الضمير في قوله : أي العباد لا يحيطون بما بين أيديهم وما خلفهم علما . الثاني : المراد لا يحيطون بالله علما والأول أولى لوجهين : أحدهما : أن الضمير يجب عوده إلى أقرب المذكورات والأقرب ههنا قوله
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî'ye göre 'به' zamiri Allah'a râcidir; yani hiçbir kimse Allah'ı ilmen kuşatamaz, çünkü ihâta bir sınırlanmayı gerektirir, Allah ise sınırlanmaktan münezzehtir. Ayrıca zamirin 'ilim'e râci olabileceği, yani kimsenin Allah'ın bildiği şeyi tam olarak bilgice kuşatamayacağı görüşü de nakledilir. Taberî'den nakledilen üçüncü görüşe göre ise 'أيديهم' ve 'خلفهم' ve 'يحيطون' zamirleri meleklere râcidir; Allah, kendilerine tapılan bu meleklerin önlerinde ve arkalarında olanı bilemediklerini bildirmiştir.

الهاء في ( به ) لله تعالى أي أحد لا يحيط به علما إذ الاحاطة مشعرة بالحد ويتعالى الله عن التحديد وقيل : تعود على العلم أي أحد لا يحيط علما بما يعلمه الله
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, Ebû Abdurrahman es-Sülemî'nin Kur'an öğretimi sırasındaki uygulamasını nakleder; ona Kur'an okuyan kişiye 'ilim aldın, artık amel dışında senden daha faziletli biri yoktur' dediğini ve ardından ilgili ayeti okuduğunu belirtir. Ayrıca Sahih-i Müslim'deki bir hadise atıfla, kulun Allah'a hakkıyla senâ edemeyeceği, Allah'ın kendi nefsini nasıl senâ ettiği kadar senânın mümkün olmadığı fikrini bu bağlamla ilişkilendirir.

قد أخذت علم الله فليس أحد اليوم أفضل منك إلا بعمل
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre "يعلم ما بين أيديهم وما خلفهم" ifadesi, insanların geçmiş hallerini ve gelecekte karşılaşacakları şeyleri Allah'ın bilmesini, buna karşın kulların O'nun bildiklerini kuşatamayacağını anlatır; bu bilinemezlik zâtına veya ilmine ait olabilir. "وعنت الوجوه للحي القيوم" ifadesindeki yüzlerin boyun eğmesi, esirlerin kahredici bir hükümdar karşısındaki zilletine benzetilmiştir; bu ifade zahiren tüm yüzleri kapsasa da müfessir bunun sadece günahkârların yüzlerine tahsis edilebileceğini de belirtir. Son olarak "وقد خاب من حمل ظلما" ifadesi, ya yüzlerin boyun eğme halini pekiştiren bir durum cümlesi ya da bu boyun eğişin sebebini açıklayan yeni bir başlangıç cümlesi olarak yorumlanabilir.

وعنت الوجوه للحي القيوم ذلت وخضعت له خضوع العناة وهم الأساري في يد الملك القهار، وظاهرها يقتضي العموم ويجوز أن يراد بها وجوه المجرمين فتكون اللام بدل الإضافة

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Müfessirlerin çoğu ayetteki 'ihâta' kavramının, kulların Allah'ın ilmini veya zâtını tam olarak kavrayamayacağı anlamına geldiği noktasında birleşir. Ayrıca zamirin merciinin (kullara, Allah'a veya meleklere dönmesi) dil açısından tartışmalı olduğu ortak bir vurgu olarak öne çıkar.

Unterschiede

Taberî ve Kurtubî, zamirin meleklere râci olabileceği görüşünü de nakledip bunu meleklere tapınmayı eleştiren bir bağlama oturturken, Zemahşerî ve Beydâvî meseleyi daha çok dil ve belâgat (şart-ceza uyumu, isim-i mevsûlün delaleti, teşbih) çerçevesinde ele alır. Râzî zamirin en yakın zikredilene dönmesi kuralına dayanarak kullara râci olma görüşünü tercih ederken, Kurtubî Allah'a râci olma görüşünü öne çıkarır. İbn Kesîr ise dil tahlilinden ziyade rivayet ve ahlakî/amelî bir yorum sunar; bu farklar müfessirlerin yöntemsel öncelikleri (dilci, rivayetçi, kelamcı) ile ilişkilidir.

Historischer Kontext

Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte ayetin temel anlamı -Allah'ın ilminin kuşatıcılığı, kulların bilgisinin sınırlılığı- sabit kalmış, fakat zamanla dilbilimsel ve belâgi tahlil derinleşmiş, zamirin merci tartışması daha sistematik hale gelmiştir. İbn Kesîr'de rivayet ağırlıklı bir ahlakî vurgu öne çıkarken, Beydâvî'de gramer analizi zirveye ulaşmıştır; bu, tefsir usulünün dilci-kelamcı ekollerle birlikte olgunlaşmasını yansıtır.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayet, insanın bilgisinin ne denli sınırlı olduğunu hatırlatarak ilim ile tevazu arasındaki dengeye işaret edebilir; ilim sahibi olmak, kişiyi büyüklenmeye değil daha çok hizmet ve amel bilincine yöneltmelidir. Günümüzde bilimsel bilgi arttıkça bu bilinç, ilim ile iman arasında uyumlu bir tutum geliştirmeye, sabır ve alçakgönüllülükle bilgiyi toplum yararına kullanmaya bir teşvik olarak düşünülebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben