ثُمَّ تَوَلَّيْتُم مِّنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ فَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ لَكُنتُم مِّنَ ٱلْخَٰسِرِينَ
“Dann kehrtet ihr euch nach alledem ab. Aber wenn nicht Allahs Huld gegen euch und Sein Erbarmen gewesen wären, gehörtet ihr wahrlich zu den Verlierern.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre bu ayette geçen 'i'raz' (yüz çevirme) ifadesi, Allah'ın kendilerinden aldığı ahdi ve emirlerine bağlılık sözünü, Kitap ehlinin arkalarına atarak terk etmelerini anlatır. Allah'ın lütfu İslam, rahmeti ise Kur'an olarak açıklanmış; eğer Allah tövbe lütfunda bulunmasaydı bu ahdi bozanların hüsrana uğrayanlardan olacakları belirtilmiştir. Ayrıca hitabın, Hz. Peygamber döneminde yaşayan Kitap ehline yöneltilmiş olsa da esasen onların eski atalarının fiillerine dair bir haber olduğu, Arapların bir kabilenin eski atalarının fiilini muhataplarına nispet etme âdetine benzetilerek açıklanmıştır.
يعني بذلك أنكم تركتم العمل بما أخذنا ميثاقكم وعهودكم على العمل به بجد واجتهاد بعد إعطائكم ربكم المواثيق على العمل به والقيام بما أمركم به في كتابكم فنبذتموه وراء ظهوركم.
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ayetteki 'sonra siz bundan yüz çevirdiniz' hitabı üç yönden yorumlanabilir: ya geçmiş İsrailoğullarına, ya Hz. Peygamber döneminde bulunan Yahudilere (atalarının yüz çevirmesi gibi mucizeler görüldükten sonra yüz çevirmeleri) ya da doğrudan muhataplara yöneliktir. Ayrıca 'levlâ fadlullah' ifadesi ile ilgili olarak, Allah'ın lütfu olmasaydı hüsrana uğrayacaklarının bildirilmesi, tövbe edinceye kadar kendilerine mühlet verilmesi veya dağın üzerlerine kaldırılması gibi lütuflarla ilişkilendirilir. Kâ'bî'nin Mu'tezile'yi savunmak için verdiği cevap ise dil âlimlerinin 'levlâ' edatının bir şeyin, başka bir şeyin varlığı sebebiyle yokluğunu ifade ettiğine dair görüşleriyle çelişmesi nedeniyle zayıf bulunmuştur.
أن لقائل أن يقول كلمة { لولا } تفيد انتفاء الشيء لثبوت غيره ، فهذا يقتضي أن انتفاء الخسران من لوازم حصول فضل الله تعالى فحيث حصل الخسران وجب أن لا يحصل هناك لطف الله تعالى
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî, 'فضل' kelimesinin Sîbeveyh'e göre mübteda olarak merfû olduğunu, haberinin ise Arapların îzahına ihtiyaç duymadıkları için hazfedildiğini belirtir. 'فضل' Allah'ın lütfu ve mühlet vermesi, 'رحمته' ise bu lütfa atfedilmiş bir kavram olarak açıklanır; bir görüşe göre fazl tövbeyi kabul, rahmet ise affetmektir. Ayrıca fazl ile fadl arasındaki farkı, fazlın vacip olanın üzerine fazlalık, ifdalin ise vacip olmayanı yapmak olduğunu izah eder.
فضل مرفوع بالابتداء عند سيبويه والخبر محذوف لا يجوز إظهاره لأن العرب استغنت عن إظهاره إلا أنهم إذا أرادوا إظهاره جاؤوا بأن فإن جاؤوا بها لم يحذفوا الخبر والتقدير فلولا فضل الله تدارككم
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu bölümde İbn Kesîr, ayetteki 'sonra siz döndünüz' ifadesinin, kulların Allah'ın kendilerinden aldığı ağır ve pekiştirilmiş misakı bozmalarına, ondan yüz çevirmelerine işaret ettiğini; Allah'ın bu dönüşe rağmen tövbelerini kabul edip peygamberler göndermek suretiyle onlara merhamet ettiğini belirtir. Bu, dünyada ve ahirette misakın bozulmasına dair bir açıklama olarak sunulmaktadır.
يقول تعالى ثم بعد هذا الميثاق المؤكد العظيم توليتم عنه وانثنيتم ونقضتموه أي بتوبته عليكم وإرساله النبيين والمرسلين إليكم بنقضكم ذلك الميثاق في الدنيا والآخرة
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre bu ayet, İsrailoğullarının Musa'ya tabi olma ve Tevrat'ın hükümlerini uygulama konusunda verdikleri ahdi anlatır. Tevrat'taki ağır yükümlülükleri kabullenmekte zorlanmaları üzerine dağın üzerlerine kaldırılıp gölge yapılması ile ahdi kabul ettikleri rivayet edilir. 'Aldığınızı kuvvetle alın, içindekini hatırlayın' emri kitabın hükümlerini ciddiyetle uygulamayı, unutmamayı ve amel etmeyi ifade eder; buna rağmen ahitten sonra yüz çevirmişlerdir ve Allah'ın lütfu olmasaydı hüsrana uğrayanlardan olacaklardı.
روي أن موسى عليه الصلاة والسلام لما جاءهم بالتوراة فرأوا ما فيها من التكاليف الشاقة كبرت عليهم وأبوا قبولها، فأمر جبريل عليه السلام فقلع الطور فظلله فوقهم حتى قبلوا
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler ayeti, İsrailoğulları'nın Allah'a verdikleri ahdi bozup yüz çevirmeleri ve buna rağmen Allah'ın lütuf ve rahmetiyle onlara mühlet/tövbe imkânı tanıması çerçevesinde ele alır; 'levlâ fadlullah' ifadesinin bu lütuf olmasaydı hüsrana uğrayacaklarını bildirdiği konusunda görüş birliği vardır.
Unterschiede
Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir okumayla hitabın kime yönelik olduğu ve ahdin mahiyeti üzerinde dururken, Râzî hitabın üç farklı muhataba (geçmiş İsrailoğulları, Peygamber dönemi Yahudileri veya doğrudan muhataplar) yönelik olabileceğini tartışıp kelâmi bir boyut (Mu'tezile eleştirisi) katar. Kurtubî ve Beydâvî ise daha çok dil/nahiv tahliline yoğunlaşarak 'fazl' ve 'rahmet' kelimelerinin sözdizimsel işlevini ve anlam farklarını inceler; Beydâvî ayrıca dağın kaldırılması rivayetini de ekler.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessir Taberî'de rivayet ve dilsel açıklama iç içeyken, sonraki dönemlerde Râzî'yle kelâmi tartışmalar, Kurtubî ve Beydâvî'yle daha sistemli nahiv/sarf analizleri öne çıkmıştır; temel anlam (ahdin bozulması, Allah'ın lütfu) sabit kalmış, açıklama yöntemleri ve vurgular zamanla çeşitlenmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, verilen söz ve sorumluluklara bağlı kalmanın önemini, insanın zaman zaman bu bağlılıkta zaafa düşebileceğini ama tövbe ve yeniden doğrulma imkânının hep var olduğunu hatırlatabilir. Aile ve toplum hayatında ahde vefa, sabır ve hoşgörüyle ilişkileri onarma çabası bu bağlamda düşünülebilir. Ayrıca müfessirlerin dil ve rivayet yöntemlerini birlikte kullanmaları, ilim ile derin anlama çabasının uyumlu şekilde yürütülebileceğine dair bir örnek sunar.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben