يُؤْتِى ٱلْحِكْمَةَ مَن يَشَآءُ وَمَن يُؤْتَ ٱلْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِىَ خَيْرًا كَثِيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَٰبِ
“Er gibt Weisheit, wem Er will; und wem Weisheit gegeben wurde, dem wurde da viel Gutes gegeben. Aber nur diejenigen bedenken, die Verstand besitzen.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî, 'hikmet' kelimesi hakkında nakledilen farklı görüşleri (Kur'an ve onda fıkıh, isabet, dinde akıl, anlayış, haşyet, nübüvvet) sıraladıktan sonra bunların hepsinin kendi tercih ettiği tanıma dahil olduğunu belirtir. Ona göre hikmetin aslı 'isabet'tir; çünkü işlerde isabet ancak fehim, ilim ve marifetle olur, dolayısıyla isabet eden kişi aynı zamanda haşyet sahibi, fakih ve alimdir. Nübüvvet de bu isabetin bir türü sayılır çünkü peygamberler doğruya muvaffak kılınmış kimselerdir. Ayetin tevili ise Allah'ın dilediğine söz ve fiilde doğruya isabeti verdiği şeklindedir; müteşabih ayetler hakkında bilgisizce konuşmaktan ancak akıl ve temyiz sahiplerinin sakınıp öğüt aldığı belirtilir.
فإذا كان ذلك كذلك معناه، كان جميع الأقوال التي قالها القائلون الذين ذكرنا قولهم في ذلك داخلا فيما قلنا من ذلك؛ لأن الإصابة في الأمور إنما تكون عن فهم بها وعلم ومعرفة، وإذا كان ذلك كذلك كان المصيب عن فهم منه بمواضع الصواب في أموره فهما خاشيا لله فقيها عالما، وكانت النبوة من أقسامه؛ لأن الأنبياء مسددون مفهمون، وموفقون لإصابة الصواب في بعض الأمور، والنبوة بعض معاني الحكمة.
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre bu ifade, kendilerine az bir ilim verilen kimselere (burada Ehl-i Kitab'a) hitaben inen bir uyarı niteliğindedir; onlara Tevrat ilminin Allah'ın ilmi yanında çok az kaldığı söylenmiştir.
فقيل لهم : إن علم التوراة قليل في جنب علم الله
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre âyetteki 'hikmet' kavramı ilim ve amel olmak üzere iki temel fazilete dayanır; ilim, nefsin hakiki tasavvur ve tasdiklere ulaşması, amel ise dünya ve ahiret menfaatlerine en uygun işlerin yapılmasıdır. Ayrıca âyetin 'çok hayır' ifadesi, insanlara nispetle çok, Allah'ın ilmine nispetle az olan bir bilgiyi işaret eder ve bu bağlamda ilim sahipleri Allah'ın sıfatlarını bilenler (usûl âlimleri) ve hükümlerini bilenler (fukaha) olarak ikiye ayrılır.
واعلم أن الفضائل على ثلاثة أقسام النفسانية والبدنية والخارجية ، والفضائل النفسانية محصورة في قسمين العلم والعمل / أما العلم فهو أن تصير النفس بالتصورات الحقيقية والتصديقات النفسانية بمقتضي الطاقة البشرية ، وأما العمل فهو أن يكون الإ سان آتيا بالعمل الأصلح الأصوب بمصالح الدنيا والآخرة ، فهذا هو الحكمة
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr, 'hikmet' kelimesinin tefsirinde selef alimlerinden gelen çok sayıda görüşü aktarır: Kur'an'ın nasih-mensuhunu, muhkem-müteşabihini, helal-haramını bilmek; sözde doğruluk; ilim, fıkıh ve Kur'an; Allah korkusu; kitap ve anlayış; akıl; dinde fıkıh gibi tanımlar sıralanır. Sonuçta İbn Kesîr, hikmetin cumhurun görüşüne göre sadece nübüvvete has olmayıp daha genel bir kavram olduğunu, nübüvvetin ise hikmetin en üstün ve özel bir türü olduğunu belirtir.
والصحيح أن الحكمة كما قاله الجمهور لا تختص بالنبوة بل هي أعم وأعلاها النبوة والرسالة أخص ولكن لا تباع الأنبياء حظ من الخير على سبيل التبع
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre 'hikmet' bilgiyi tam kavrama ve ilmi sağlam bir şekilde uygulama anlamına gelir. Hikmet verilen kişiye çok hayır verilmiştir çünkü bu, dünya ve ahiret hayrının kendisinde toplanması demektir. Ayetteki 'tezekkür etme' ise ya ayetlerle verilen kıssalardan ibret alma ya da tefekkür etme anlamındadır; çünkü tefekkür eden kişi, Allah'ın kalbine bilkuvve yerleştirdiği ilimleri hatırlayan kimse gibidir. Bundan da yalnızca vehim kirlerinden ve heva takibinden arınmış saf akıl sahipleri (ulü'l-elbab) yararlanabilir.
يؤتي الحكمة تحقيق العلم وإتقان العلم. من يشاء مفعول أول أخر للإهتمام بالمفعول الثاني ومن يؤت الحكمة بناؤه للمفعول لأنه المقصود.
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler 'hikmet' kavramının ilim ile sıkı bağını kabul eder; bu ilmin salt bilgi değil doğru anlayış/isabetli davranışla birleştiğini vurgularlar. Ayrıca çoğu, hikmetin nübüvvete has olmayıp daha genel bir kavram olduğunu, ancak nübüvvetin de bu hikmetin en üstün türü sayıldığını belirtir. Son olarak hemen hepsi bu hikmetten yararlanmanın ancak akıl ve temyiz sahibi (ulü'l-elbab) kimselere mahsus olduğunu ifade eder.
Unterschiede
Taberî rivayetleri cem ve tevfik yöntemiyle 'isabet' merkezli tek bir tanıma indirger; İbn Kesîr ise benzer rivayetleri sıralamakla yetinip cumhurun genel-özel ayrımına vurgu yapar, kesin bir tanıma zorlamaz. Zemahşerî bağlamı Ehl-i Kitab'a özgü bir uyarı olarak okurken, Râzî hikmeti ilim-amel ikilisine dayalı akli bir taksimle çözümler ve ilim sahiplerini usûlcü-fakih olarak ikiye ayırır. Beydâvî ise dilbilimsel/belağî analizle hikmeti bilgiyi kavrama ve uygulama sanatı olarak tanımlar, tezekkürü ibret veya tefekkür şeklinde iki olasılığa açar. Bu farklılıklar büyük ölçüde kullanılan yönteme (rivayet toplama, bağlamsal okuma, akli taksim, dil analizi) ve müfessirin ekolüne (Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı; Zemahşerî ve Beydâvî dil/bağlam ağırlıklı; Râzî akli-kelamî ağırlıklı) bağlıdır.
Historischer Kontext
Taberî'den İbn Kesîr'e kadar rivayet temelli yaklaşım büyük ölçüde sabit kalmış, farklı selef görüşlerinin toplanıp yorumlanması yöntemi sürmüştür; ancak Zemahşerî, Râzî ve Beydâvî ile birlikte dil tahlili, bağlamsal okuma ve akli-kavramsal çözümleme daha belirgin hale gelmiştir. Bu, tefsir geleneğinde zamanla rivayet ağırlıklı yorumdan dil ve akıl temelli yorumlamaya doğru bir zenginleşme olduğunu, fakat temel kavramın (hikmet-ilim ilişkisi) özünde değişmediğini gösterir.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, bilginin tek başına yeterli olmadığını, onun doğru anlayış ve isabetli davranışla bütünleşmesi gerektiğini hatırlatır; bu da ilim ile iman/amel arasındaki uyumun önemine işaret eder. Günümüzde de bilgi edinme sürecinin sabır, ihlas ve derin tefekkürle desteklenmesi, sahip olunan bilginin toplum yararına yapıcı bir tutumla kullanılması teşvik edilebilir. Bu, eğitim ve ilim yolunda hem zihinsel hem ahlaki olgunluğun birlikte aranmasına dair ihtiyatlı bir hatırlatma olarak okunabilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben