شَهْرُ رَمَضَانَ ٱلَّذِىٓ أُنزِلَ فِيهِ ٱلْقُرْءَانُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَبَيِّنَٰتٍ مِّنَ ٱلْهُدَىٰ وَٱلْفُرْقَانِ فَمَن شَهِدَ مِنكُمُ ٱلشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَن كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ ٱللَّهُ بِكُمُ ٱلْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ ٱلْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُوا۟ ٱلْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا۟ ٱللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَىٰكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

“Der Monat Ramadan (ist es), in dem der Qur'an als Rechtleitung für die Menschen herabgesandt worden ist und als klare Beweise der Rechtleitung und der Unterscheidung. Wer also von euch während dieses Monats anwesend ist, der soll ihn fasten, wer jedoch krank ist oder sich auf einer Reise befindet, eine (gleiche) Anzahl von anderen Tagen (fasten). Allah will für euch Erleichterung; Er will für euch nicht Erschwernis, - damit ihr die Anzahl vollendet und Allah als den Größten preist, dafür, daß Er euch rechtgeleitet hat, auf daß ihr dankbar sein möget.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ayetteki 'iddetin tamamlanması' ifadesi, hasta veya yolcu olup Ramazan'da tutamadığı günleri, sağlığına kavuştuktan veya yolculuğu bittikten sonra kaza etmesi anlamına gelir. Allah'ın kolaylık istemesi, hastalık ve yolculuk hallerinde oruç tutmamaya izin vermesiyle ilgilidir; zorluk istememesi ise bu hallerde oruç tutmanın zor olduğunu bilmesinden dolayı bu yükü onlara yüklememesidir. Yolculukta oruç tutmakla tutmamak arasında serbestlik olduğu, Peygamber'den nakledilen rivayetlerle desteklenmektedir.

يعني تعالى ذكره بذلك: يريد الله بكم أيها المؤمنون بترخيصه لكم في حال مرضكم وسفركم في الإفطار، وقضاء عدة أيام أخر من الأيام التي أفطرتموها بعد إقامتكم وبعد برئكم من مرضكم التخفيف عليكم، والتسهيل عليكم لعلمه بمشقة ذلك عليكم في هذه الأحوال.
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî'ye göre 'şehide' (şahit olma) ifadesi, ramazan ayının mescûdun bih (kendi içinde tanık olunan bir zarf) olduğunu belirtmek içindir, böylece Cuma gününün haftanın diğer günlerinden ayrıldığı gibi bu ay da diğer aylardan temyiz edilmiş olur. Ayrıca 'الشهر' kelimesi mef'ûlün bih değil zarf olarak mansubdur; buna göre anlam, kişinin o ayda ikamet edip vatanında hazır bulunması durumunda oruç tutmasıdır, aksi halde yolcu ile mukimin ikisi de aynı şekilde aya şahit olur ki bu ayrım ortadan kalkar.

ولكن يجعل مشهودا فيه حتى يحصل التميز كما تميز يوم الجمعة عن أيام الأسبوع بكونه مشهودا فيه دونها ، ولم يجز أن يكون مشهودا في نفسه ؛ لأن سائر أيام الأسبوع مثله يشهدها كل من يشهده
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre Kur'an hem müttakiler hem de kâfirler için bir delil ve hidayet kaynağı olmakla birlikte, Allah ayette sadece müttakileri zikretmiştir; çünkü onlar Kur'an'ı kabul edip ondan faydalanan kimselerdir. Bu tahsis bir övgü amacıyla yapılmıştır, yoksa Kur'an'ın hidayet oluşu sadece müttakilere has bir özellik değildir.

إلا أن الله تعالى ذكر المتقين مدحا ليبين أنهم هم الذين اهتدوا وانتفعوا به
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî, âyetteki 'hüdâ' kelimesinin Kur'an'dan hal olarak nasb konumunda olduğunu ve 'insanlar için hidayet ve yol gösterici' anlamına geldiğini belirtir. 'Beyyinât' ise buna atfedilmiş olup Kur'an'ın muhkem-müteşabih, nâsih-mensuh tüm ayetlerini kapsar, ancak özellikle helal-haram ve ahkâm bildiren açık hükümler bu isimle şereflendirilerek özel olarak zikredilmiştir. Ayrıca Kur'an'ın Ramazan ayında, Kadir gecesinde Levh-i Mahfuz'dan bir defada indirilip sonra Cebrail tarafından yirmi(bir) yıl boyunca parça parça indirildiği açıklanır.

هدى في موضع نصب على الحال من القرآن أي هاديا لهم ( وبينات ) عطف عليه و ( الهدى ) الإرشاد والبيان كما تقدم أي بيانا لهم وإرشادا والمراد القرآن بجملته من محكم ومتشابه وناسخا ومنسوخ ثم شرف بالذكر والتخصيص البينات منه يعني الحلال والحرام والمواعظ والأحكام
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre 'şehru ramazân' ifadesi 'sıyâm'a mazâf hazfiyle bedeldir; ramazan kelimesi 'ramad' (yanma) kökünden gelip has isim olmuş ve elif-nun sebebiyle gayr-i munsarif kılınmıştır. 'Fîhi ünzile'l-Kur'ân' ifadesi Kur'an'ın o ayda inzalinin başladığını, bunun Kadir gecesi olduğunu veya toptan dünya semasına indirilip sonra parça parça yeryüzüne nazil olduğunu belirtir; 'fe men şehide' ise mukim olup ayı idrak edenin oruç tutmasını, hasta ve yolcunun ise başka günlerde sayı tutmasını ifade eder. 'Litükemmilû'l-adde' ve devamındaki gayeler, mahzuf bir fiile (yani orucun ve ruhsatın meşru kılınmasına) taalluk eden ta'lil cümleleridir.

والشهر: من الشهرة، ورمضان: مصدر رمض إذا احترق فأضيف إليه الشهر وجعل علما ومنع من الصرف للعلمية والألف والنون
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre Allah, sağlıklı ve mukim kimseye orucu farz kılmış, hasta ve yolcuya ruhsat vermiş, oruca güç yetiremeyen yaşlıya ise fidye (fakir doyurma) hükmünü getirmiştir. Yaşlının fidye vermesinin gerekip gerekmediği konusunda alimler arasında iki görüş bulunmakta olup, çoğunluğun ve sahih olan görüşe göre her gün için fidye vermesi gerekmektedir. Ayrıca ramazan orucunun farziyetiyle ilgili önceki ruhsatın (fidye verip iftar etme) bu ayetle neshedildiği, hastalık ve yolculuk halinde ise kaza şartıyla iftar ruhsatının devam ettiği belirtilmiştir.

وهو أحد قولي الشافعي [ والثاني ] وهو الصحيح وعليه أكثر العلماء أنه يجب عليه فدية عن كل يوم كما فسره ابن عباس وغيره من السلف

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler, hasta ve yolcunun Ramazan'da oruç tutmayabileceği, bunun yerine başka günlerde kaza edeceği hükmünde birleşir. Ayrıca Kur'an'ın Ramazan ayında, özellikle Kadir gecesinde indirilmeye başlandığı ve hidayet/beyyinat vasfı taşıdığı konusunda da genel bir mutabakat görülür.

Unterschiede

Taberî ve İbn Kesîr daha çok rivayet ve fıkhi çıkarıma (nesih, fidye, kaza şartları) ağırlık verirken; Zemahşerî ve Beydâvî meseleyi i'râb ve nahiv tartışmaları (zarf-mef'ûl, bedel, hazf) üzerinden ele alır. Râzî ayetin belâgat inceliğine (müttakilerin tahsisi) odaklanırken, Kurtubî dil tahlili ile rivayeti birleştirir. Bu farklılıklar, müfessirlerin ait olduğu ekol (dilci/kelamcı-Mu'tezilî Zemahşerî, kelamcı-Eş'arî Râzî, hadis ve fıkıh ağırlıklı Taberî ve İbn Kesîr) ve yöntemsel tercihlerinden kaynaklanır.

Historischer Kontext

Taberî'den İbn Kesîr'e uzanan süreçte temel fıkhi hüküm (hasta/yolcunun ruhsatı) sabit kalmış, ancak zamanla tefsir yöntemi rivayetten dil ve belâgat tahliline, sonra tekrar fıkhi-rivayet sentezine doğru çeşitlenmiştir. Bu, tefsir geleneğinin farklı dönemlerde farklı ilimlerin (nahiv, kelam, fıkıh) öne çıkmasıyla zenginleştiğini gösterir.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayetin sunduğu kolaylık ilkesi, günümüzde de ibadetlerde zorluk yerine sabır ve hikmetle hareket etmenin, kişinin durumuna göre esneklik gösterebilmenin önemini hatırlatabilir. Farklı müfessirlerin aynı ayete dil, fıkıh ve belâgat açısından yaklaşması, ilim ile iman arasındaki uyumun ve çok yönlü düşünmenin değerine dair ihtiyatlı bir örnek sunar.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben