إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَمَاتُوا۟ وَهُمْ كُفَّارٌ أُو۟لَٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ ٱللَّهِ وَٱلْمَلَٰٓئِكَةِ وَٱلنَّاسِ أَجْمَعِينَ

“Diejenigen aber, die ungläubig sind und als Ungläubige sterben, auf ihnen liegt der Fluch Allahs und der Engel und der Menschen allesamt,” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre âyetteki lânet, kâfir olarak ölenlerin üzerine hem Allah'ın hem meleklerin hem de tüm insanların lânetini kapsar; buradaki 'insanlar' ifadesi özellikle mü'minlere değil, herkesin 'Allah zalime lânet etsin' türünden sözleriyle her kâfiri kapsayan genel bir lânete işaret eder. Ayrıca kıyamet günü kâfirin meleklerin gelişiyle karşılaşacağına dair kıraatteki 'ref' okuyuşu, 'hafd' okuyuşuna tercih edilir çünkü Peygamber'in haberlerine ve Kitab'ın zahir delaletine daha uygundur.

وأولى هذه الأقوال بالصواب عندنا قول من قال: عنى الله بذلك جميع الناس بمعنى لعنهم إياهم بقولهم: لعن الله الظالم أو الظالمين، فإن كل أحد من بني آدم لا يمنع من قيل ذلك كائنا من كان
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu metin, meleklerin/canlıların hem tesbihle hem lanetle meşgul olmalarının nasıl mümkün olduğu sorusunu ele alır; Ka'bü'l-Ahbâr'ın nefes-konuşma benzetmesine dayanan cevabını nakleder, ardından Râzî bu benzetmenin geçersizliğini gösterip iki alternatif cevap sunar: Allah'ın onlara birçok dil yaratmış olabileceği ve lanetin 'tard/uzaklaştırma', tesbihin ise Allah'a hamd olduğu, hamdin de zaten Allah hakkında yakışıksız inanan kişinin uzaklaştırılmasını (lanetini) gerektirdiği yönündeki açıklama. Ayrıca ayetin kimi kapsadığı (Ehl-i Kitap mı, dinden dönenler mi, ayetleri gizleyenler mi) ve kâfir üzerine ölüm halinde sabitlenen hükmün (lanet, cehennemde ebedi kalış) delaletleri tartışılır.

أجاب كعب الأحبار فقال : التسبيح لهم كالتنفس لنا فكلما أن اشتغالنا بالتنفس لا يمنعنا من الكلام فكذلك اشتغالنا بالتسبيح لا يمنعهم من سائر الأعمال . وأقول : لقائل أن يقول الاشتغال بالتنفس إنما لم يمنع من الكلام لأن آلة التنفس غير آلة الكلام أما اللعن والتسبيح فهما من جنس الكلام فاجتماعهما في الآية الواحدة محال .
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî'ye göre ayetteki lâm ile ifade edilen la'net, kâfirlerin Allah'ın rahmetinden kovulup uzaklaştırılması anlamına gelir; kul tarafındaki la'net kovma, Allah tarafındaki ise azap demektir. Muayyen bir kâfirin lânetlenmesi konusunda âlimler ihtilaf etmiştir: bazıları küfür üzere vefat edeceği bilinmediği için buna cevaz vermez, İbnü'l-Arabî ise zâhir haline bakılarak ve öldürülmesinin/savaşılmasının cürüz olması nedeniyle cevaz verilebileceğini savunur. Ayrıca âyetin, kıyamet günü kâfirin kendi kavmi dahil bütün insanlar tarafından lânetleneceğine dair bir haber niteliğinde olduğu, bunun emir olmadığı belirtilir.

والصحيح عندي جواز لعنه لظاهر حاله ولجواز قتله وقتاله وقد روي عن النبي صلى الله عليه وسلم أنه قال : ( اللهم إن عمرو بن العاص هجاني وقد علم أني لست بشاعر فالعنه واهجه عدد ما هجاني ( فلعنه وإن كان الإيمان والدين والإسلام مآله
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr'e göre bu ayet, kâfirlerin kıyamete kadar süren lanet altında olduklarını ve akabinde cehennem ateşinde bu lanete eşlik edeceklerini bildirmektedir. Bir grup âlim ise belirli/muayyen bir kâfire lanet etmenin cevaz olduğunu söylemiş, bu görüşü Ebû Bekir İbnü'l-Arabî el-Mâlikî tercih etmiştir. Bu görüş, içki içen birine lanet eden adama Peygamber'in 'ona lanet etme, çünkü o Allah'ı ve Resûlünü sever' demesiyle ilgili rivayete dayandırılmış, buradan Allah ve Resûlü'nü sevmeyenin lanetlenebileceği sonucu çıkarılmıştır.

وقالت طائفة أخرى بل يجوز لعن الكافر المعين واختاره الفقيه أبو بكر بن العربي المالكي ولكنه احتج بحديث فيه ضعف واستدل غيره بقوله عليه السلام في قصة الذي كان يؤتي به سكران فيحده فقال رجل لعنه الله ما أكثر ما يؤتي به فقال رسول الله صلى الله عليه وسلم لا تلعنه فانه يحب الله ورسوله فدل على أن من لا يحب الله ورسوله يلعن
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre âyet, hakkı gizleyenlerden tövbe etmeden ölenlerin üzerine Allah'ın, meleklerin ve insanların lanetinin sabit olduğunu bildirir. 'Hâlidîne fîhâ' ifadesindeki zamir öncesinde açıkça anılmayan bir isme râcidir; bu, ya lanet ya da ateş kastedilerek işin büyüklüğünü vurgulamak içindir. Ayrıca 'lâ yunzarûn' ifadesi kendilerine mühlet verilmeyeceği, özür beyan etme fırsatı tanınmayacağı veya rahmet nazarıyla bakılmayacağı şeklinde birkaç anlama gelebilir.

خالدين فيها أي في اللعنة، أو النار

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî ayetteki lânetin kâfir olarak ölenleri kapsadığında ve bunun Allah, melekler ve insanların ortak lânetini içerdiğinde birleşir; ayrıca Kurtubî ve İbn Kesîr, muayyen/belirli bir kâfire lânet etmenin cevazı meselesini benzer rivayetlerle (İbnü'l-Arabî'nin görüşü, hadisler) ele alır.

Unterschiede

Taberî meseleyi daha çok rivayet (tabiîn görüşleri) ve kıraat farkı (ref-hafd) üzerinden ele alırken, Râzî ayeti kelami/akli bir soruna dönüştürüp meleklerin hem tesbih hem lânetle nasıl meşgul olabileceğini dilsel-mantıksal çözümlerle tartışır. Kurtubî ve İbn Kesîr fıkhi açıdan muayyen kâfire lânetin cevazını tartışırken, Beydâvî konuyu tamamen dil/belağat düzleminde (zamir müphemliği, îrab) ele alıp fıkhi tartışmaya girmez. Bu farklar, her müfessirin ağırlıklı yönteminden (rivayet, kelam, fıkıh, belağat) kaynaklanır.

Historischer Kontext

En eski müfessir Taberî rivayet ve kıraat eksenli bir okuma sunarken, sonraki dönemlerde Râzî kelami sorgulamaları, Kurtubî ve İbn Kesîr fıkhi tartışmaları (muayyen kişiye lânet cevazı) daha belirgin hale getirmiş, Beydâvî ise özet ve dilbilimsel bir yaklaşımla önceki birikimi sadeleştirmiştir. Temel mesaj -kâfirin lânetlenmesi- sabit kalmış, ancak izah yöntemleri dönemin ilmî eğilimlerine göre çeşitlenmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırmalı okuma, hakkı gizlemenin veya inkârda ısrarın ağır bir ahlaki sorumluluk taşıdığını hatırlatırken, aynı zamanda müfessirlerin belirli bir kişi hakkında kesin hüküm vermekte gösterdiği temkin, günümüzde de başkaları hakkında yargıda bulunurken ihtiyatlı ve hoşgörülü bir dil kullanmayı teşvik edebilir. Ayrıca farklı yöntemlerin (rivayet, dil, akıl, fıkıh) aynı ayeti zenginleştirmesi, ilim ile iman arasındaki uyumlu ve çok yönlü düşünme çabasına örnek gösterilebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben