إِنَّ ٱلصَّفَا وَٱلْمَرْوَةَ مِن شَعَآئِرِ ٱللَّهِ فَمَنْ حَجَّ ٱلْبَيْتَ أَوِ ٱعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ أَن يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ ٱللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ
“Gewiß, as-Safa und al-Marwa gehören zu den (Orten der) Kulthandlungen Allahs. Wenn einer die Pilgerfahrt zum Hause oder die Besuchsfahrt vollzieht, so ist es keine Sünde für ihn, wenn er zwischen ihnen (beiden) den Umgang macht. Und wer (von sich aus) freiwillig Gutes tut, so ist Allah Dankbar und Allwissend.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre Safâ ve Merve, Allah'ın kullarına ibadet mahalli olarak belirlediği alâmetlerinden (şeâir) olup, kulların dua, zikir veya farz kılınan amelleri (sa'y) burada yerine getirmeleri için işaretlenmiş yerlerdir. Ayette geçen Safâ ve Merve ifadesi, cahiliye döneminde üzerlerinde put bulunan ve bu putlar için tavaf edilen aynı iki tepeyi işaret etmekte olup, Hz. Peygamber'in umretü'l-kaza sırasında bazı kişilerin bu tavaftan tereddüt etmesi üzerine ayetin haber değil emir anlamında indiği belirtilir. Ayrıca hac farz, umre ise tatavvu (nafile) olarak nitelendirilir ve kim farz haccını yerine getirdikten sonra gönüllü olarak umre yaparsa Allah'ın buna şükredici ve bilici olduğu ifade edilir.
وإنما أعلم الله تعالى ذكره بقوله: عباده المؤمنين أن السعي بينهما من مشاعر ا
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre metinde geçen ifade, Allah'ın koyduğu şeriat nişanelerinden (şeair) birine işaret etmektedir. Bu nişanenin Allah'ın ismine izafe edilmesi, onu yüceltmek ve önemini vurgulamak amacı taşımaktadır.
أي من أعلام الشريعة التي شرعها الله . وإضافتها إلى اسمه : تعظيم لها
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu metinde Râzî, Safâ ve Merve arasında sa'y yapmanın hükmü ve bunun neden meşru kılındığı meselelerini ele alır. Sa'y ibadetinin hikmeti olarak Hâcer ile İsmail'in susuzluk sırasında Allah'ın onlara zemzem ile yardım etmesi kıssasını aktarır ve bu olayın, sıkıntıya sabredenlerin en yüce mertebelere ulaşacağına delil olduğunu belirtir. Ayrıca ayetteki 'cünah yoktur' ifadesinin sa'yin vücûbuna delalet etmediğini, çünkü bu ifadenin vacip-mendup-mübah arasında ortak bir anlam taşıdığını çeşitli vecihlerle tartışır.
قال ابن عباس : كان على الصفا صنم وعلى المروة صنم وكان أهل الجاهلية يطوفون بهما ويتمسحون بهما فلما جاء الإسلام كره المسلمون الطواف بينهما لأجل الصنمين فأنزل الله تعالى هذه الآية
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî, ayetteki 'şeâir' kelimesinin Allah'ın kulluk için nişâne kıldığı yerler (Merve, Safa gibi Hac menâsikinin işaretleri) anlamına geldiğini açıklar. Ayrıca 'la cünâh' ifadesinin Hz. Âişe'nin yorumuna dayanarak Safa-Merve arasında tavaf etmenin terkinin cevazına delil olmadığını, bilakis tavafın yapılmasının caiz olduğuna delalet ettiğini belirtir. Şafiî'nin görüşünün bu konuda tercih edildiğini vurgular.
فقالت له عائشة : ليس قوله : فلا جناح عليه أن يطوف بهما دليلا على ترك الطواف إنما كان يكون دليلا على تركه لو كان فلا جناح عليه ألا يطوف بهما فلم يأت هذا اللفظ لإباحة ترك الطواف ولا فيه دليل عليه
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre âyet, Cahiliye döneminde Ensâr'ın Menât putuna tapması ve Safâ ile Merve arasında bulunan İsâf ve Nâile heykellerine el sürülmesi âdeti nedeniyle, İslam'a girdikten sonra bu iki tepe arasında say yapmaktan çekinmeleri üzerine inmiştir. Hz. Peygamber bu tavâfı (sa'yi) sünnet kılmış, dolayısıyla artık kimsenin bunu terk etme hakkı yoktur. Ayrıca Hz. Âişe, Urve'nin âyeti yanlış yorumlayarak sa'yi terk etmenin cevazına delil getirmesine karşı çıkmış ve âyetin asıl inişi sebebini açıklamıştır.
ولكنها إنما أنزلت أن الأنصار كانوا قبل أن يسلموا كانوا يهلون لمناة الطاغية التي كانو يعبدونها عند المشلل وكان من أهل لها يتحرج أن يطوف بالصفا والمروة فسألوا عن ذلك رسول الله صلى الله عليه وسلم فقالوا يا رسول الله إنا كنا نتحرج أن نطوف بالصفا والمروة في الجاهلية فأنزل الله عز وجل قالت عائشة ثم قد سن رسول الله صلى الله عليه وسلم الطواف بهما فليس لأحد أن يدع الطواف بهما
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre Safa ve Merve, Mekke'deki iki tepe olup Allah'ın nişanelerindendir; hac veya umre yapan kişinin bunlar arasında tavaf etmesinde (sa'y) günah yoktur. Cahiliye döneminde bu tepelerde İsaf ve Naile isimli putlar bulunduğundan, İslam gelip putlar kırılınca müslümanlar bu iki tepe arasında sa'y etmekten çekinmişler, bunun üzerine bu ayet inmiştir. Sa'yin hac ve umrede meşru olduğu icma ile sabittir, ancak vücûbu konusunda ihtilaf vardır: Ahmed'e göre sünnet, Ebû Hanîfe'ye göre vacip (terkedilirse kanla telafi edilir), Mâlik ve Şâfiî'ye göre ise rükündür.
وكان أهل الجاهلية إذا سعوا مسحوهما. فلما جاء الإسلام وكسرت الأصنام تحرج المسلمون أن يطوفوا بينهما لذلك فنزلت. والإجماع على أنه مشروع في الحج والعمرة، وإنما الخلاف في وجوبه.
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler Safâ ve Merve'nin Allah'ın şeâirinden (dinî nişaneler) olduğunda birleşir; cahiliye döneminde bu tepelerde put bulunması nedeniyle Müslümanların sa'y yapmaktan çekindiği ve ayetin bu tereddüdü gidermek üzere indiği rivayetine ortaklaşa yer verilir. Ayrıca 'lâ cünâh' ifadesinin sa'yin terkine değil, yapılmasının cevazına/gerekliliğine işaret ettiği yönünde genel bir eğilim vardır.
Unterschiede
Taberî dil tahlili ile rivayeti birlikte kullanırken hac-umre ayrımına dair fıkhi bir çıkarımla ayeti bağlar. Zemahşerî daha çok belâgat odaklı kısa bir izah sunar, tazim vurgusuna yoğunlaşır. Râzî meseleyi fıkhi tartışmaya taşıyıp sa'yin vücûb-nedb-mübah arası hükmünü dilsel delillerle derinlemesine tartışır. Kurtubî, Hz. Âişe rivayetine dayanarak Şâfiî görüşünü tercih eder. İbn Kesîr ağırlıklı olarak hadis ve esbâb-ı nüzul rivayetlerine dayanıp Hz. Âişe'nin Urve'ye itirazını aktararak sa'yin terkedilemeyeceğini vurgular. Beydâvî ise mezhepler arası (Ahmed, Ebû Hanîfe, Mâlik, Şâfiî) hüküm farklılıklarını sistematik biçimde özetler. Bu farklar, müfessirlerin yöntemsel ağırlık noktalarından (dil analizi, rivayet, fıkhi çıkarım) ve mensup oldukları fıkhi yaklaşımlardan kaynaklanır.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessiri Taberî, rivayet ve dil tahlilini dengeli kullanırken, sonraki dönemlerde (Râzî, Kurtubî, Beydâvî) fıkhi mezhep tartışmalarının daha belirgin şekilde metne dahil edildiği görülür. İbn Kesîr'de ise hadis merkezli bir yöntem öne çıkar. Temel anlam (şeâir olması, sa'yin meşruiyeti) dönemler boyunca sabit kalırken, tartışmanın ayrıntıları (özellikle sa'yin hükmü) zamanla mezhepler arası fıkhi bir meseleye dönüşmüştür.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, ibadetlerin sadece şekli bir uygulama değil, sabır ve teslimiyetin sembolik bir hatırlatıcısı olarak anlaşılabileceğini düşündürür. Hâcer'in sıkıntı anındaki sabrı ve arayışı, günümüzde zorluklar karşısında ihlasla çaba göstermenin kıymetine dair genel bir ilham sunabilir. Ayrıca farklı müfessirlerin aynı ayete dair farklı vurgularının bir arada var olabilmesi, ilim geleneğinde çeşitliliğin ve saygılı diyaloğun mümkün olduğuna dair yumuşak bir örnek teşkil eder.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben