أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ مِن ذُرِّيَّةِ ءَادَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِن ذُرِّيَّةِ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْرَٰٓءِيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَٱجْتَبَيْنَآ إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُ ٱلرَّحْمَٰنِ خَرُّوا۟ سُجَّدًا وَبُكِيًّا

“Das sind diejenigen, denen Allah Gunst erwiesen hat, unter den Propheten aus der Nachkommenschaft Adams und von denjenigen, die Wir mit Nuh trugen, und aus der Nachkommenschaft Ibrahims und Isra'ils, und von denjenigen, die Wir rechtgeleitet und erwählt haben. Als ihnen die Zeichen des Allerbarmers verlesen wurden, fielen sie ehrerbietig und weinend nieder.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî'ye göre bu ayette Allah, kendilerine nimet verip hidayet ettiği peygamberlerden bahsetmektedir; bunlar Âdem soyundan İdris, Nuh ile gemide bulunanların soyundan İbrahim, İbrahim'in soyundan İshak, Yakub ve İsmail, İsrail'in soyundan Musa, Harun, Zekeriya, İsa ve annesi Meryem'dir. Allah kendilerine ayetleri okunduğunda bu peygamberlerin secdeye kapanıp ağladıklarını bildirmektedir; 'bükiyyâ' kelimesi 'bâkî'nin çoğulu olup ağlayarak secde ettiklerini ifade eder.

وقوله تعالى ذكره: بكل واحدة علماء من القراء بالقرآن بكيا وعتوا بالضم، وبكيا وعتيا بالكسر. وقد يجوز أن يكون البكي هو البكاء بعينه
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre metinde geçen 'الذين' ifadesi, atıf açısından iki farklı ihtimal taşımaktadır: birinci veya ikinci 'من' üzerine atfedilebilir. Eğer 'الذين' 'أولئك' işaret isminin haberi olarak kabul edilirse, cümlenin yapısı bu ihtimale göre şekillenir.

يحتمل العطف على من الأولى والثانية . إن جعلت الذين خبرا لأولئك كان
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Râzî'ye göre bu ayette geçen 'âyetler', peygamberlere münzel kitapları ifade eder ve onların bu ayetler okunduğunda secdeye kapanıp ağlamaları, Allah'a duydukları huşû, haşyet ve korkudan kaynaklanır. Ebu Müslim'in görüşünü, yalnızca azap ayetlerine hasretmesi bakımından zayıf bulur; çünkü cennet-cehennem ve vaad-vaîd içeren her ayet aynı şekilde secde ve ağlamayı gerektirir. Secdenin namaz mı, tilavet secdesi mi yoksa sadece huşû ve haşyet mi olduğu konusunda farklı görüşler nakleder ve zâhir lafzın tilavet anında özel bir secdeyi gerektirdiğini belirtir.

فيجب حمله على كل آية تتلى مما يتضمن الوعد والوعيد والترغيب والترهيب ، لأن كل ذلك إذا فكر فيه المتفكر صح أن يسجد عنده وأن يبكي
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî, ayetteki secde ifadesinin çoğu âlime göre gerçek secde anlamına geldiğini, İbn Abbas'tan gelen görüşe göre ise rükû anlamına gelebileceğini nakleder. Peygamberlerin Allah'ın ayetlerine karşı gösterdikleri bu secde ve ağlama halinin, Rahman'ın ayetlerinin kalplere olan etkisine delil olduğunu belirtir. Ayrıca âlimler arasında bu ayetin âyetü's-secde (tilavet secdesi) hükmüne delil olup olmadığı konusunda ihtilaf bulunduğunu, Ebû Bekir er-Râzî'nin bu ayetle secdenin vücubuna delil getirdiğini fakat Kıyâ'nın bunu zayıf bulduğunu aktarır.

قال بن عباس : ركعا قال المهدوي : وهذا على مذهب من يرى الركوع عند قراءة السجدة واستدل بقوله تبارك وتعالى : وخر راكعا وأناب وقيل : المراد به السجود وعليه أكثر العلماء
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, Sûre-i Meryem'de zikredilen peygamberlerin nesep sıralamasını Sedî ve İbn Cerîr'den nakille açıklar: Âdem neslinden kastedilen İdris, Nuh ile birlikte gemide taşınanlardan kastedilen İbrahim, İbrahim neslinden kastedilenler İshak, Yakub ve İsmail, İsrail (Yakub) neslinden kastedilenler ise Musa, Harun, Zekeriya, Yahya ve İsa'dır. Ayrıca ayette geçen secde ve ağlama ifadelerinden hareketle âlimlerin bu makamda secde etmenin (peygamberlere tabi olarak) meşru olduğuna icma ettiğini belirtir.

قال السدي وابن جرير رحمه الله فالذي عنى به من ذرية آدم إدريس والذي عنى به من ذرية من حملنا مع نوح إبراهيم والذي عنى به من ذرية إبراهيم إسحاق ويعقوب وإسماعيل والذي عنى به من ذرية إسرائيل موسى وهارون وزكريا ويحيى وعيسى ابن مريم
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre bu ayet, Zekeriyya'dan İdris'e kadar sayılan peygamberlerin Allah'ın kendilerine dini ve dünyevi nimetler bahşettiği kimseler olduğunu belirtir; 'min zürriyyeti' ifadeleri Âdem, Nuh ile birlikte taşınanlar, İbrahim ve İsrail'in zürriyetlerine dönük bedel veya kısmilik (min't-teb'îz) ilişkisiyle açıklanır. Ayetteki 'İsrail' lafzı İbrahim'e atıftır ve Musa, Harun, Zekeriyya, Yahya, İsa'nın bu zürriyetten olduğu, bunun da kız çocuklarının da zürriyetten sayıldığına delil olduğu belirtilir. Ayrıca 'huddû succeden ve bukiyyâ' ifadesi, bu peygamberlerin yüksek nesep şerefi ve nefis kemaline sahip olmalarına rağmen Allah'a olan huşû ve tevazularını göstermek için verilmiş bir haber veya sıfat olarak yorumlanır.

وفيه دليل على أن أولاد البنات من الذرية. وممن هدينا ومن جملة من هديناهم إلى الحق. واجتبينا للنبوة والكرامة.

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Müfessirler ayette zikredilen peygamberlerin (İdris, İbrahim, İshak, Yakub, İsmail, Musa, Harun, Zekeriya, İsa vb.) Allah'ın nimet ve hidayetine mazhar kılınmış kimseler olduğunda ve 'huddû succeden ve bukiyyâ' ifadesinin bu peygamberlerin ayetler okunduğunda secdeye kapanıp ağladıklarını bildirdiğinde birleşirler. Ayrıca çoğu, bu halin Allah'a duyulan huşû, haşyet ve tevazuyu yansıttığını kabul eder.

Unterschiede

Zemahşerî konuyu daha çok gramer/i'rab açısından ('الذين'in atıf ihtimalleri) ele alırken, Taberî ve İbn Kesîr nesep sıralamasını rivayetlerle detaylandırmaya odaklanır. Râzî ve Kurtubî ise secdenin mahiyeti (gerçek secde mi, rükû mu, tilavet secdesi mi, yoksa sadece huşû mu) ve bunun fıkhi sonuçları (secde-i tilavetin vücubu) üzerinde daha çok durur; Kurtubî ihtilafları nakletmekle yetinirken İbn Kesîr âlimlerin icmaından bahseder. Beydâvî ise dilbilimsel bedel-sıfat ilişkisi ve kıraat farklılıklarına vurgu yaparak daha teknik bir okuma sunar. Bu farklar, müfessirlerin ağırlıklı yöntemlerinden (dil analizi, rivayet, fıkhi çıkarım) kaynaklanmaktadır.

Historischer Kontext

Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte peygamberlerin secde ve ağlama hali konusundaki temel anlayış sabit kalmış, fakat zamanla tefsir yöntemi çeşitlenmiştir: erken dönemde rivayet ve nesep tahlili ön plandayken, sonraki dönemlerde dilbilimsel/i'rab tahlilleri ve fıkhi çıkarımlar (secde-i tilavetin hükmü) daha sistemli hale gelmiştir. Bu, tefsir ilminin zamanla rivayetten dil ve fıkıh disiplinlerine doğru genişlediğini gösterir.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayet, ilim ve iman sahibi büyük şahsiyetlerin bile ilahi mesaj karşısında büyük bir tevazu ve içtenlikle (ihlas) boyun eğmesini hatırlatır. Günümüzde bu, bilgi ve makam sahibi olmanın kibre değil, daha derin bir huşû ve mütevazı bir duruşa vesile olması gerektiği şeklinde düşünülebilir. Ayrıca ibadetin sadece şekilden ibaret olmayıp kalbî bir duyarlılıkla (ihlasla) beslenmesi gerektiği fikri, günümüz ibadet anlayışına ilham verebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben