وَكَانَ لَهُۥ ثَمَرٌ فَقَالَ لِصَٰحِبِهِۦ وَهُوَ يُحَاوِرُهُۥٓ أَنَا۠ أَكْثَرُ مِنكَ مَالًا وَأَعَزُّ نَفَرًا
“Er hatte (daraus reichlich) Früchte. Da sagte er zu seinem Gefährten, während er mit ihm einen Wortwechsel führte: "Ich habe mehr Besitz als du und auch eine mächtigere Schar."” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre 'ثمر' kelimesinin okunuşunda kıraat farkı vardır; bir grup bunu 'para/altın-gümüş' olarak yorumlamış, ancak Taberî kendisi bu kelimeyi çeşit çeşit meyveler (ثمار) anlamında, iki bahçenin ürünleri olarak anlamayı tercih eder. Ayrıca ayetteki 'daha güçlü topluluk/akraba' ifadesini, zenginlerin fakirleri küçümseyerek kendilerini üstün görmesiyle ilişkilendirir ve bunu Hz. Peygamber döneminden bir örnekle açıklar.
وأولى القراءات في ذلك عندي بالصواب قراءة من قرأ «وكان له ثمر» بضم الثاء والميم لإجماع الحجة من القراء عليه وإن كانت جمع ثمار، كما الكتب جمع كتاب.
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre 'sermer' ifadesi mal çeşitlerinden herhangi birini kapsar; Mücahid'in görüşünü nakleder ki bu da altın ve gümüştür. Yani adamın iki bahçesinin yanında ayrıca bol miktarda altın, gümüş ve diğer mallardan zenginliği vardı, her yönden geniş imkâna sahipti ve dilediği şekilde arazi işletebilecek adam ve hizmetçileri (ya da bir görüşe göre erkek çocukları) vardı, çünkü onunla birlikte harekete geçebilenler kadınlar değil erkeklerdi.
وعن مجاهد : الذهب والفضة ، أي : كانت له إلى الجنتين الموصوفتين الأموال الدثرة من الذهب والفضة وغيرهما ، وكان وافر اليسار من كل وجه
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre âyette geçen 'sümür/simer' kelimesi kıraat farklılıklarına göre iki farklı anlama gelir: fetha ile okunuşta ağaç meyvesi/hasılat, ötre ile okunuşta ise altın-gümüş gibi çeşitli mal türleri kastedilir. Râzî'ye göre kâfir, mal ve evlat çokluğuyla övünerek mümine karşı büyüklük taslamış, Allah da bu durumu haber vermiştir.
ذكر أهل اللغة : أنه بالضم أنواع الأموال من الذهب والفضة وغيرهما ، وبالفتح حمل الشجر
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî bu bölümde ayette geçen 'ثمر/ثُمُر' kelimesinin farklı kıraatlerini ve dilbilimsel anlamlarını tartışır; bazı kıraatlere göre kelimenin 'meyve' anlamına, bazılarına göre 'artan mal, servet' anlamına geldiğini nakleder. Nihai olarak, 'kilte'l-cenneteyni âtet ükülehâ' ifadesinin bahçenin meyve verdiğine işaret etmesi sebebiyle 'meyve' anlamının verilen bağlama daha uygun olduğu sonucuna varılır.
قال النحاس : فالتقدير على هذا القول أنه جمع ثمرة على ثمار ثم جمع ثمار على ثمر وهو حسن في العربية إلا أن القول الأول أشبه والله أعلم لأن قوله كلتا الجنتين آتت أكلها يدل على أن له ثمرا
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr, ayette geçen ifadenin 'mal' mı yoksa 'meyveler' mi olduğu konusundaki görüşleri aktarır; İbn Abbas, Mücahid ve Katade'den mal olduğu rivayet edilmiş olsa da, kendisi burada meyveler anlamının daha açık (ezher) olduğunu belirtir. Bu görüşünü farklı kıraatlerle destekler: 'sümür' şeklindeki okuyuş 'semere'nin çoğulu olarak meyveleri işaret eder. Ayrıca bahçe sahibinin arkadaşıyla övünüp çokluk (hizmetçi, adam, evlat) konusunda üstünlük tasladığını, Katade'nin bunu 'facir kişinin emeli: çok mal ve çok adam' şeklinde yorumladığını nakleder.
وقيل الثمار وهو أظهر ههنا ويؤيده القراءة الأخرى بضم الثاء وتسكين الميم فيكون جمع ثمرة كخشبة وخشب
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre 'كلتا الجنتين آتت أكلها' ifadesi her iki bahçenin de meyvesini tam verdiğini, hiçbir eksiklik olmadığını anlatır; bu durum diğer bahçelerin aksine bir yıl bol bir yıl kıt ürün vermesi âdetinin dışında, olağanüstü bir bereketi ifade eder. Aradan akan nehir ise bu bahçelerin sulanmasının sürekliliğini ve güzelliklerinin artmasını sağlamak içindir. Sahibin 'benden daha çok maldır' sözü ise bahçeler dışında sahip olduğu başka mal çeşitlerine ve çokça hizmetçi/yardımcıya (veya bazı görüşe göre erkek evlatlara) işaret eder.
ولم تظلم منه ولم تنقص من أكلها. شيئا يعهد في سائر البساتين فإن الثمار تتم في عام وتنقص في عام غالبا. وفجرنا خلالهما نهرا ليدوم شربهما فإنه الأصل ويزيد بهاؤهما
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler 'ثمر/ثُمُر' kelimesindeki kıraat farkının anlamı etkilediğini kabul eder; kelimenin ya 'meyve/ürün' ya da 'çeşitli mal, altın-gümüş' anlamına gelebileceği ortak zemin olarak tekrarlanır. Ayrıca hepsi bahçe sahibinin mal ve adam/evlat çokluğuyla övünüp karşısındakine üstünlük tasladığı temasını, doğrudan veya dolaylı olarak paylaşır.
Unterschiede
Taberî ve İbn Kesîr 'meyve' anlamını tercih ederken, Zemahşerî Mücahid rivayetine dayanarak 'altın-gümüş' yorumuna ağırlık verir; Râzî ve Kurtubî her iki okuyuşu da aktarıp bağlamsal/dilsel gerekçelerle bir tercihe yönelir, Kurtubî özellikle ayetin bütünlüğünden (ükülehâ ifadesi) hareketle meyve anlamını güçlendirir. Beydâvî ise meseleyi daha çok bahçenin bereketi ve sulama sürekliliği üzerinden ele alıp mal çokluğunu ayrı bir unsur olarak işler; bu farklar büyük ölçüde dilbilimsel/kıraat tercihleri ile rivayet kaynaklarının farklı kullanımından kaynaklanır.
Historischer Kontext
Taberî'den Beydâvî'ye kadar geçen süreçte kıraat farklılıklarının nakli ve tabiin rivayetleri (Mücahid, Katade, İbn Abbas) sabit bir referans kaynağı olarak kalmış, ancak zamanla dilsel/belâgat analizleri (Râzî, Kurtubî, Beydâvî) daha sistematik hale gelmiş ve bağlamsal okuma yöntemleri (ayetin bütünlüğüne dayanan yorum) daha belirgin şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Temel anlam çerçevesi değişmemiş, sadece hangi unsurun (dil verisi, rivayet, bağlam) öncelendiği farklılaşmıştır.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, sahip olunan imkânların (mal, evlat, başarı) bir üstünlük vesilesi değil, şükür ve hizmet vesilesi olması gerektiğini hatırlatan bir çağrışım taşır. Zenginlik veya çokluğun kibre dönüşmesi yerine, elde edilen nimetlerin tevazu, sabır ve toplumsal dayanışma ile dengelenmesi, günümüz insan ilişkilerinde de üzerinde durulabilecek bir noktadır. Ayrıca kıraat farklarının bile dikkatle incelenmesi, ilim ile metne saygılı yaklaşımın imanla nasıl uyum içinde yürütülebileceğine dair ihtiyatlı bir örnek sunar.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben