مَّنِ ٱهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِى لِنَفْسِهِۦ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّىٰ نَبْعَثَ رَسُولًا
“Wer der Rechtleitung folgt, der ist nur zu seinem eigenen Vorteil rechtgeleitet. Und wer irregeht, der geht nur zu seinem Nachteil irre. Und keine lasttragende (Seele) nimmt die Last einer anderen auf sich. Wir strafen nicht eher, bis Wir einen Gesandten geschickt haben.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre Allah bir kavmi, kendilerine peygamberler göndererek özürlerini ortadan kaldırmadan ve mazeretlerini kesecek delilleri (âyetleri) getirmeden helâk etmez; yani hiç kimse kendisine bir uyarı ulaşmadan azaba çarptırılmaz. Bu bağlamda aktarılan rivayette, fetret döneminde ölenler, akli engelliler, sağırlar, dilsizler ve İslam geldiğinde bunamış yaşlılar gibi kimselere kıyamet günü ayrıca bir elçi gönderilip denenecekleri, itaat etmesi gerekenlerin itaat edeceği belirtilir.
وما كنا مهلكي قوم إلا بعد الإعذار إليهم بالرسل، وإقامة الحجة عليهم بالآيات التي تقطع عذرهم
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Râzî bu ayeti, Allah'ın hiçbir topluluğu kendilerine bir peygamber/şeriat gelmeden önce cezalandırmayacağını, azabın ancak risalet ulaştıktan ve tekzip gerçekleştikten sonra hak olacağını bildiren bir ilke olarak açıklar. Bu yorumu, Kâ'bî'nin görüşüne ve özellikle Mu'tezile'nin görüşüyle uyumlu olan Kaffâl'ın iki izah tarzına dayandırarak nakleder; buna göre Allah'ın bir kimsede bulunan bilgiyi, o kimse fiilen işlemedikçe aleyhine delil kılmayacağı ve vücûbun (yükümlülüğün) mahiyetinin ancak şeriat gelip terk üzerine ceza tertip edilmesiyle gerçekleşeceği belirtilir. Ayrıca akli bir izah olarak, Allah'ın âdetinin bir asrın halkı tamamen dalâlete düştüğünde onlara lütfedip bir resul göndermesi olduğu, resul gelmeden azabın vaki olmayacağı ifade edilir.
واعلم أن أحسن الناس كلاما في تأويل هذه الآية على وجه يوافق قول المعتزلة : القفال . فإنه ذكر فيه وجهين : الوجه الأول : قال إنه تعالى أخبر أنه لا يعذب أحدا بما يعلمه منه ما لم يعمل به
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre bu ayet, Allah'ın hiçbir topluluğu peygamber göndermeden bırakmadığını, dolayısıyla hükümlerin ancak şeriat/peygamber gönderilmesiyle sabit olduğunu göstermektedir; bu, akıl kendiliğinden iyiyi-kötüyü belirler diyen Mu'tezile'ye karşı bir delildir. Cumhura göre bu ilke dünya hayatına ilişkindir; yani Allah hiçbir ümmeti elçi göndermeden azapla helak etmez. Bazı âlimler ise bunu ahireti de kapsayacak şekilde genel görmüş, İbn Atıyye de risalet ulaşmamış fetret ehli konusuna ayetin muhtemel anlamı olarak işaret etmiştir.
أي لم نترك الخلق سدى بل أرسلنا الرسل وفي هذا دليل على أن الأحكام لا تثبت إلا بالشرع خلافا للمعتزلة القائلين بأن العقل يقبح ويحسن ويبيح ويحظر
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr, ayetin ilahi adaletle ilgili olduğunu, Allah'ın kendisine peygamber gönderilerek hüccet ikame edilmeden hiç kimseyi azaplandırmayacağını belirtir. Bu bağlamda müşrik çocukları, delilik veya bunama sahibi kişiler, fetret döneminde ölenler ve pir-i fani gibi kendilerine risalet ulaşmamış kimselerin durumuna dair çok sayıda hadis rivayeti nakleder. Bu kimselerin kıyamet günü kendilerine mazeret sunma imkânı verileceği, ateşe girmeleri emredilerek imtihan edilecekleri ve bu imtihan sonucuna göre cennet veya cehenneme gireceklerine dair rivayetler zikredilir.
إخبار عن عدله تعالى وأنه لا يعذب أحدا ألا بعد قيام الحجة عليه بإرسال الرسول إليه
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî, 'كفى بنفسك اليوم عليك حسيبا' ifadesindeki bâ harfinin zâid olduğunu, 'حسيب' kelimesinin ise ya 'hesap eden' anlamında ism-i fâil ya da 'yeterli olan' anlamında olup şahit (şehîd) yerine konduğunu açıklar. Ayrıca kişinin hidayeti veya sapkınlığının sonucunun yalnız kendisine ait olacağını, kimsenin başkasının günahını yüklenmeyeceğini belirtir. Son olarak 'resul gönderilmedikçe azap etmeyiz' ifadesinden, şeriat gelmeden önce hiçbir yükümlülüğün (vücûb) bulunmadığı sonucunu çıkarır.
كفى بنفسك اليوم عليك حسيبا أي كفى نفسك، والباء مزيدة وحسيبا تمييز وعلى صلته لأنه إما بمعنى الحاسب كالصريم بمعنى الصارم
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî'ye göre her nefis kendi günahını yükler, başkasının günahını yüklemez; ilahi hikmet gereği bir topluma azap edilmesi ancak onlara bir resul gönderildikten ve delil ikame edildikten sonra sahih olur. Bir itiraza cevap olarak, akıl delillerinin resul gelmeden önce de mevcut olduğu ve bu yüzden hüccetin zaten lazım olduğu söylenebilir; ancak Zemahşerî, resul gönderilmesinin insanları gaflet uykusundan uyandırıp akıl delillerine bakmaya sevk eden bir uyarı işlevi gördüğünü, böylece 'biz gafildik, bize akıl delillerine bakmayı hatırlatan bir resul gönderilseydi' diyemeyeceklerini belirtir.
بعثة الرسل من جملة التنبيه على النظر والإيقاظ من رقدة الغفلة
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler ayeti aynı temel ilke etrafında okur: Allah hiçbir topluluğu peygamber göndermeden, hüccet/delil ikame etmeden azaba çarptırmaz. Taberî, Kurtubî ve İbn Kesîr bu ilkeyi fetret ehli, akli engelliler, sağırlar, dilsizler ve bunamış yaşlılar gibi risalet ulaşmamış kimselerin kıyamette ayrıca imtihan edileceğine dair rivayetlerle somutlaştırır. Zemahşerî ve Beydâvî ise aynı ilkeyi daha çok dil ve kelam çerçevesinde, vücûbun şer'î mahiyeti üzerinden ele alır.
Unterschiede
Taberî ve İbn Kesîr ağırlıklı olarak rivayet/hadis nakline dayanırken, Râzî, Kurtubî, Beydâvî ve Zemahşerî meseleyi kelami-akli tartışmaya taşır; özellikle Mu'tezile'nin 'akıl kendiliğinden iyi-kötüyü bilir' görüşüne karşı ehl-i sünnet çizgisinde bir cevap üretirler. Kurtubî bu ilkenin dünya hayatına mı yoksa ahirete de şamil mi olduğu konusunda âlimler arası ihtilafı aktarır. Zemahşerî ise resulün işlevini akıl delillerini hatırlatan bir uyarıcı olarak yorumlayıp, akli hüccetin resulden önce de var olabileceği itirazına özgün bir cevap geliştirir; bu yönüyle diğerlerinden biraz ayrışır.
Historischer Kontext
Taberî'nin erken dönem rivayet ağırlıklı yaklaşımı, sonraki müfessirlerde (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî, Kurtubî) kelami tartışmaların gelişmesiyle birlikte akli istidlal ve Mu'tezile'ye karşı cevaplarla zenginleşmiştir; İbn Kesîr ise yine rivayete dönerek daha çok hadis temelli bir senteze yönelmiştir. Temel ilke sabit kalmış, ancak izah yöntemleri dönemin kelami tartışmalarına göre çeşitlenmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, bilgiye ve uyarıya erişimi olmayan kimseler hakkında hüküm vermede ihtiyatlı ve adil bir tutum takınmayı; kişiyi sorumlu tutmadan önce ona doğru bilgiyi ulaştırmanın önemini hatırlatabilir. Günlük hayatta bu, eğitim ve doğru bilgilendirmenin bir hizmet ve sorumluluk bilinciyle yürütülmesi gerektiğine, ayrıca başkalarını yargılarken onların bilgi ve şartlarını dikkate alan bir hoşgörü anlayışına işaret edebilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben