إِنَّمَا سُلْطَٰنُهُۥ عَلَى ٱلَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُۥ وَٱلَّذِينَ هُم بِهِۦ مُشْرِكُونَ

“Seine Macht erstreckt sich nur über diejenigen, die ihn zum Schutzherrn nehmen und die ihn (Allah) beigesellen.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî, ayetteki zamirin 'Rab'be döndüğünü belirtir; şeytanın gücünün, kendisine itaat edip Allah'a şirk koşan kimseler üzerinde geçerli olduğunu, iman edip Allah'a sığınanlar üzerinde ise sultanı bulunmadığını söyler. Müfessirler arasında 'يعدلون' ifadesinin anlamı konusunda ihtilaf nakleder; kimi bunun şeytanı Rabbü'l-âlemîn'e denk tutmak, kimi ise şeytanı amellerinde Allah'a ortak kılmak olduğunu söylemiştir. Taberî, Mücahid'in görüşünü -şirk koşanların şeytanı Allah'a ibadetlerinde, kesim ve yiyip-içmelerinde ortak kılmaları anlamı- Rabî'in görüşüne (şeytana ortak kılınmaları) tercih eder.

والقول الأول، أعني قول مجاهد أولى القولين في ذلك بالصواب، وذلك أن الذين يتولون الشيطان إنما يشركونه بالله في عبادتهم، وذبائحهم، ومطاعمهم، ومشاربهم، لا أنهم يشركون بالشيطان
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Zemahşerî bu ifadedeki zamirin, kendisine itaat edip peşinden gidenlere göre Rablerine ait olduğunu belirtir; ancak zamirin şeytana da racî olabileceğini, bu durumda anlamın şeytanın sebep olması, aldatması ve vesvesesi yoluyla gerçekleştiği şeklinde olacağını ifade eder.

على من يتولاه ويطيعه الضمير يرجع إلى ربهم . ويجوز أن يرجع إلى الشيطان ، على معنى : بسببه وغروره ووسوسته
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Râzî, ayetteki 'به' zamirinin merciine dair iki görüş nakleder: Birincisi zamirin 'Rabb'lerine' raşi olduğu, ikincisi ise şeytana raşi olup 'onun sebebiyle/yüzünden' anlamına geldiğidir. İkinci görüşe göre, kişinin küfre sürükleyen bir söz söylediğinde 'bu sözle küfre girdim' demesi gibi, burada da şeytanın kendilerini şirke sevk etmesi sebebiyle müşrik oldukları kastedilmektedir.

الضمير في قوله : ( به ) إلى ماذا يعود ؟ فيه قولان : الأول : أنه راجع إلى ربهم . والثاني : أنه راجع إلى الشيطان والمعنى بسببه
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî bu ifadeyi 'يتولاه' fiilinin 'ona itaat eder' anlamına geldiğini belirterek açıklar; 'tevellâhu' itaat etmek, 'tevellâ anhu' ise ondan yüz çevirmek anlamındadır. Zamirin kime döndüğü hususunda iki görüş nakleder: Mücahid ve Dahhak'a göre bu zamir Allah'a râcidir; Rabî' b. Enes ve Kutebî'ye göre ise şeytana râcidir. İkinci görüşe göre anlam, insanların şeytan yüzünden/onun sebebiyle Allah'a şirk koşmalarıdır.

يقال : توليته أي أطعته وتوليت عنه أي أعرضت عنه أي بالله قاله مجاهد والضحاك وقيل : يرجع به إلى الشيطان قاله الربيع بن أنس والقتبي
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, bazı kıraat âlimlerinin âyetin zâhirî sırasına dayanarak istiâzenin okuyuştan sonra yapıldığını söylediklerini, bunun ibadetin bitiminde ucbdan (kendini beğenmişlikten) korunmak için olduğunu naklediyor. Hamza, Ebû Hâtim es-Sicistânî, İbn Sîrîn, İbrahim en-Nehaî ve Dâvûd b. Ali gibi isimlerin bu görüşte olduğunu belirtiyor. Ayrıca Mâlik'ten nakledilen ve istiâzenin Fâtiha'dan sonra yapılacağına dair üçüncü bir görüşü, hem önce hem sonra istiâze yapılmasını birleştiren görüşü de zikrediyor. Sonunda cumhurun görüşünün istiâzenin kıraatten önce yapılması olduğunu, bunun vesveseyi tilâvetten defetmek amacıyla olduğunu belirtiyor.

قالت طائفة من القراء وغيرهم يتعوذ بعد القراءة واعتمدوا على ظاهر سياق الآية ولدفع الإعجاب بعد فراغ العبادة
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre 'Kur'an okuduğunda Allah'a sığın' ifadesi, okumaya başlamadan önce şeytandan Allah'a sığınılmasını emreder ve bu emir cumhura göre istihbâb (mendup) ifade eder. Ayrıca şeytanın müminler üzerinde gerçek bir hâkimiyeti veya velayeti olmadığı, onun sultasının ancak kendisine tâbi olup ona itaat eden ve bu yüzden şirke düşenler üzerinde geçerli olduğu belirtilir.

والجمهور على أنه للاستحباب. وفيه دليل على أن المصلي يستعيذ في كل ركعة لأن الحكم المترتب على شرط يتكرر بتكرره قياسا

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Taberî, Zemahşerî, Râzî ve Kurtubî ortak biçimde ayetteki zamirin merciini tartışır: zamir ya 'Rab' ya da 'şeytan'a racidir. Ayrıca müfessirlerin çoğu şeytanın gücünün/sultasının ancak kendisine itaat edip şirke düşenler üzerinde geçerli olduğunu, iman edenler üzerinde gerçek bir hakimiyeti bulunmadığını vurgular. İbn Kesîr ve Beydârî ise istiazenin okumadan önce yapılmasının cumhur görüşü olduğunu ve bunun vesveseyi savuşturma amaçlı olduğunu belirtir.

Unterschiede

Taberî ve Kurtubî meseleyi tabiîn rivayetleri (Mücahid, Dahhâk, Rabî', Kutebî) üzerinden nakilci bir yöntemle ele alırken, Zemahşerî ve Râzî daha çok dil/belağat analizine, zamirin gramer açısından hangi ismi işaret ettiğine odaklanır. İbn Kesîr ve Beydâvî ise ayetin bu kısmından ziyade istiaze pratiğinin zamanlaması (okumadan önce mi sonra mı) konusuna eğilerek farklı bir eksene kayar; bu fıkhî/amelî bir tartışmadır. Râzî ayrıca dilsel örnekle (bir sözün kişiyi küfre sürüklemesi meselesi) konuyu somutlaştırır.

Historischer Kontext

En eski müfessir Taberî rivayet nakli ve tabiîn görüşleri arasında tercih yaparken, sonraki dönem müfessirleri (Zemahşerî, Râzî) daha sistematik bir dil/belağat analizine yönelmiş, Kurtubî ise rivayet ile dilsel analizi birleştirmiştir. İbn Kesîr ve Beydâvî'de ise ayetin lafzı meselesinden istiaze pratiğinin fıkhî boyutuna geçiş görülür; bu, tefsirin zamanla hem dilsel hem amelî/fıkhî sorulara açılan bir disiplin haline geldiğini gösterir. Temel mesele -şeytanın sultasının sınırlı oluşu- boyunca sabit kalmıştır.

Bezug zur Gegenwart

Bu karşılaştırmalı okuma, kişinin kendi seçimleri ve teslimiyeti ile şeytanın etkisi arasındaki ilişkiye işaret eder; bu da bireyin ahlaki sorumluluğunu ve iradesini hatırlatır. Günümüzde bu, insanın kötülüğe sürüklenmesinde dış etkenlerin bahane olamayacağı, asıl belirleyicinin kişinin Allah'a sığınma ve bağlılık tutumu olduğu şeklinde, sabır ve ihlas temaları etrafında düşünülebilir. Ayrıca istiaze pratiğine dair farklı görüşlerin var olması, ibadet ruhunda farklı uygulamaların hoşgörüyle karşılanabileceğine dair ihtiyatlı bir örnek sunar.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben