وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ

“Und die Erde haben Wir gedehnt und darauf festgegründete Berge gesetzt und auf ihr von allen zu wiegenden Dingen wachsen lassen.” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî, ayette yeryüzünün yayılması ve üzerine sabit dağların (revâsî) yerleştirilmesini açıklar; ardından 'her şeyden mevzûn/ölçülü bir şey bitirdik' ifadesini 'belirli bir miktar ve bilinen bir ölçüyle' olarak yorumlar. Bazı müfessirler bu ifadeyi dağlarda bulunan altın, gümüş, bakır, kurşun gibi tartılabilen madenlere hamletmiştir.

وكان بعضهم يقول: معنى ذلك وأنبتنا في الجبال من كل شيء موزون، يعني من الذهب، والفضة، والنحاس، والرصاص، ونحو ذلك من الأشياء التي توزن
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre ayette geçen "mevzun" ifadesi öncelikle Allah'ın yeryüzünde bitirdiği şeylerin insanların ihtiyacına göre belirli bir ölçüyle takdir edilmiş olduğuna işaret eder; ayrıca yerden çıkan şeylerin maden ve nebat olarak ikiye ayrıldığı, madenlerin bütünüyle tartılabilir nesneler olduğu, nebatın da tohum ve meyve itibariyle sonuçta tartıya (vezne) döndüğü belirtilir. Ayrıca dağların (revâsî) yeryüzü için sabit alâmetler olup insanları yolları konusunda yönlendirdiği ve bu sayede sapmaktan korunduğu ifade edilir.

وأما النبات فيرجع عاقبتها إلى الوزن ، لأن الحبوب توزن ، وكذلك الفواكه في الأكثر والله أعلم
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî bu ayeti Allah'ın nimetleri ve kudretinin kemaline delil olarak ele alır. Yerin döşenmesi (medd) İbn Abbas'a dayanarak açıklanır ve yerin küre şeklinde olduğunu iddia edenlere karşı bir delil olarak sunulur. Dağların sabit kılınması yerin sarsılmaması içindir, 'mevzûn' kelimesi ise miktarı belli, tartılabilir, ölçülü veya dizili anlamlarıyla farklı âlimlerden (Katade, Mücahid, Hasan, İbn Zeyd) nakledilen görüşlerle açıklanır.

وهو يرد على من زعم أنها كالكرة وقد تقدم جبالا ثابتة لئلا تتحرك بأهلها
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, ayetteki 'ma'lûm' ifadesinin 'belirli bir ölçüyle takdir edilmiş' anlamına geldiğini, bu görüşün Said b. Cübeyr, İkrime, Ebu Malik, Mücahid ve diğer selef alimlerinden nakledildiğini belirtir. Ayrıca İbn Zeyd'den, bu ifadenin pazarlarda ölçülüp tartılan şeylere işaret ettiği rivayetini aktarır. Devamında yerin döşenip yayılması ve dağların yeryüzünü sarsıntıdan koruması konusuna geçerek, dağların yeri sabitleyip etrafını kuşatan denizin dalgalanmasına karşı dengede tuttuğunu açıklar.

أي معلوم وكذا قال سعيد بن جبير وعكرمة وأبو مالك ومجاهد والحكم بن عيينة والحسن بن محمد وأبو صالح وقتادة ومنهم من يقول مقدر بقدر
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî, yeryüzünün yayılıp döşenmesini, sabit dağların yerleştirilmesini ve içinde 'ölçülü/dengeli' her şeyin bitirilmesini anlatır; 'mevzûn' kelimesini hikmetin gerektirdiği belirli bir ölçüye, güzel ve uyumlu olana, ya da tartılıp değer verilen ve fayda bakımından kıymeti olan şeye yorar. 'Sizin için orada geçim vasıtaları kıldık' ifadesini yiyecek-giyecek gibi yaşam kaynakları olarak açıklar, 'rızkını vermediğiniz kimseler' ifadesini de aile, hizmetçi ve köleler ile insanların rızıklandırdığını zannettiği fakat gerçekte Allah'ın rızıklandırdığı diğer varlıklar olarak yorumlar. Ayetin özünün, yerin belirli ölçü ve şekilde yayılması, farklı yaratılış ve tabiatta bitki-hayvan türlerinin var edilmesi üzerinden Allah'ın kudretinin kemaline, hikmetinin sonsuzluğuna ve ilahlıktaki tekliğine delil getirmek, kullara verdiği nimetlerle O'nu birlemeye ve ibadete yöneltmek olduğunu belirtir.

من كل شيء موزون مقدر بمقدار معين تقتضيه حكمته، أو مستحسن، مناسب من قولهم كلام موزون، أو ما يوزن ويقدر أو له وزن في أبواب النعمة والمنفعة

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler yerin yayılıp döşenmesi ve sabit dağların yerleştirilmesini Allah'ın kudretine delil sayar; 'mevzûn' kelimesini genel olarak 'belirli bir ölçüyle takdir edilmiş' şeklinde anlarlar ve bu yorumu büyük ölçüde İbn Abbas, Mücahid, Katâde gibi selef alimlerinden nakledilen rivayetlere dayandırırlar.

Unterschiede

Taberî ve İbn Kesîr daha çok rivayet nakline dayanarak 'mevzûn'u madenlerin tartılabilirliğiyle ilişkilendirirken, Râzî ve Beydâvî dil/belağat ve akli-hikmet temelli bir yaklaşımla kelimeyi insan ihtiyacına uygunluk, güzellik ve fayda değeri gibi daha kapsamlı anlamlara açarlar; Kurtubî ise rivayetleri aktarırken ayrıca yerin şekline dair dönemin bir tartışmasına (küresellik meselesi) da değinir; bu farklar müfessirlerin ekolü (rivayet tefsiri/kelam-belagat tefsiri) ve yazıldıkları dönemin ilmî meseleleriyle ilişkilidir.

Historischer Kontext

En eski müfessir Taberî'den itibaren rivayet temelli açıklama sabit bir zemin oluştururken, sonraki müfessirler (özellikle Râzî ve Beydâvî) zamanla dil tahlili ve akli istidlali daha fazla işleyerek yorumu genişletmiş, Kurtubî ise rivayet ile dönemin bilimsel tartışmalarını bir arada sunarak ara bir konum oluşturmuştur; temel anlam (ölçülü yaratılış) boyunca değişmeden kalmıştır.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayet, tabiattaki her şeyin bir ölçü ve düzen içinde yaratıldığı fikriyle, ilim ile iman arasındaki uyumu düşünmeye davet edebilir. Yeryüzündeki denge ve ölçünün fark edilmesi, insanı hem doğaya karşı sorumlu ve ölçülü davranmaya hem de sahip olduğu nimetler için şükür ve hizmet bilinciyle yaşamaya yöneltebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben