وَجَعَلُوا۟ لِلَّهِ أَندَادًا لِّيُضِلُّوا۟ عَن سَبِيلِهِۦ قُلْ تَمَتَّعُوا۟ فَإِنَّ مَصِيرَكُمْ إِلَى ٱلنَّارِ
“Und sie haben Allah andere als Seinesgleichen zur Seite gestellt, um (die Menschen) von Seinem Weg abirren zu lassen. Sag: Genießt nur, euer Ausgang wird ja in das (Höllen)feuer sein.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî, 'ليضلوا' kelimesindeki kıraat farklılığını ele alarak Kûfe kurralarının bunu 'insanları Allah yolundan saptırmak için' anlamında, Basra kurralarının ise 'kendileri (Allah'a şirk koşanlar) Allah yolundan sapmak için' anlamında okuduklarını nakleder. Ardından 'تمتعوا' emrinin gerçek bir izin veya ibadet emri olmadığını, aksine bir tehdit, azarlama ve tehdit ifadesi olduğunu belirtir. Bu dünyadaki faydalanmanın geçici olduğunu, sonunda ateşe döneceklerini ve orada günahları ile küfürlerinin sonucunu göreceklerini açıklar.
قل يا محمد لهم: تمتعوا في الحياة الدنيا وعيدا من الله لهم لا إباحة لهم التمتع بها ولا أمرا على وجه العبادة، ولكن توبيخا وتهددا ووعيدا
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî bu ayette geçen ifadenin, Allah'ın kulunu kendi haline bırakması, yardımından ve desteğinden mahrum etmesi (hızlan) anlamında yorumlanabileceğini belirtiyor. Bu, ifadenin taşıdığı muhtemel bir anlam olarak sunulmuştur, tek ve kesin anlam olarak takdim edilmemiştir.
ويجوز أن يراد الخذلان والتخلية ونحوه
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu metinde Râzî, ayetteki 'liyudıllû/liyedıllû' fiilindeki lam harfinin 'lam-ı akıbet' mi yoksa 'lam-ı ta'lil (key)' mi olduğunu tartışır; müşriklerin asıl amacının başkalarını saptırmak olmadığını, fakat putlara tapmalarının sonuç itibariyle sapkınlığa yol açtığını belirtir. Kıraat farklarına göre (fetha/damme) fiilin 'dâll' (sapan) veya 'muzill' (saptıran) anlamına geldiğini, damme okuyuşunun kınamada daha kuvvetli olduğunu açıklar. Ayrıca 'ligayrihim'i saptırmak isteyenlerin Amr b. Luhay ve ondan sonraki müşrikler olduğunu nakleder.
وتحقيق القول في لام العاقبة أن المقصود من الشيء لا يحصل إلا في آخر المراتب كما قيل أول الفكر آخر العمل . وكل ما حصل في العاقبة كان شبيها بالأمر المقصود في هذا المعنى ، والمشابهة أحد الأمور المصححة لحسن المجاز
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî bu ayette geçen 'ليضل/ليضلوا' okuyuşundaki kıraat farkına işaret eder; İbn Kesir ve Ebû Amr'ın fetha ile okumasına göre anlam, kişinin dalâletinin kendi başına gelen bir sonuç (âkıbet) olduğu; diğer kurrânın zamme ile okumasına göre ise başkalarını Allah yolundan saptırdığı şeklindedir. Ayrıca bu durumun bir tehdit (vaîd) taşıdığını, dünya zevklerinin geçici olduğuna işaret ettiğini ve dönüşün cehennem azabına olacağını belirtir.
وأما من فتح فعلى معنى أنهم هم يضلون عن سبيل الله على اللزوم أي عاقبتهم إلى الإضلال والضلال فهذه لام العاقبة
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr, müşriklerin Allah'a ortaklar edinip bunları O'nunla birlikte kulluk ettiklerini ve insanları da buna çağırdıklarını belirtir. Ardından Allah'ın, Peygamber'in diliyle onları tehdit ederek dünyada güçlerinin yettiği her şeyi yapmalarını, ancak sonunda dönüşlerinin yine O'na olacağını bildirdiğini aktarır. Es-Süddî'nin bu tehdidi, kendilerine yıl, ay, gün ve saatlerin sayılıp hesaplandığı şeklinde açıkladığı rivayeti de nakleder.
أي مهما قدرتم عليه في الدنيا فافعلوا فمهما يكن من شيء أي مرجعكم وموئلكم إليها
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre ayetteki 'Allah'ın nimetini küfre değiştirenler' ifadesi iki şekilde anlaşılabilir: ya nimetin şükrünü küfre çevirdiler ya da nimetin kendisini küfür yüzünden kaybettiler. Bu müfessire göre bu tabir Mekke halkına işaret eder; Allah onları Harem'de yerleştirip Hz. Muhammed ile şereflendirdiği halde onlar bu nimeti nankörlükle karşılamış, sonuçta kıtlık, esaret ve Bedir'de öldürülmekle cezalandırılmışlardır. Ayrıca Hz. Ömer ve Hz. Ali'den rivayet edilen bir görüşe göre bunlar Kureyş'in iki fasık kolu olan Benî Mahzum ve Benî Ümeyye'dir.
خلقهم الله تعالى وأسكنهم حرمه وجعلهم قوام بيته ووسع عليهم أبواب رزقه وشرفهم بمحمد صلى الله عليه وسلم، فكفروا ذلك فقحطوا سبع سنين وأسروا وقتلوا يوم بدر وصاروا أذلاء
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Müfessirlerin çoğu 'ليضلوا' fiilindeki kıraat farklılığının (fetha/damme) anlam üzerindeki etkisine dikkat çeker: bir okuyuşa göre kişi kendi sapkınlığının sonucuna uğrar, diğerine göre başkalarını saptırır. Taberî, Râzî ve Kurtubî bu dilbilimsel ayrımı benzer şekilde işler. Ayrıca 'temettü' (dünyada faydalanma) ifadesinin bir izin değil tehdit ve azarlama taşıdığı, dünya zevklerinin geçici olup sonunda cehenneme dönüleceği vurgusu Taberî, Kurtubî ve İbn Kesîr'de ortaktır.
Unterschiede
Taberî ve Kurtubî kıraat farkını Kûfe/Basra kurraları ve İbn Kesir/Ebû Amr gibi isimlere dayandırarak dilbilimsel temelde ele alırken, Râzî bunu 'lam-ı akıbet/lam-ı ta'lil' tartışmasıyla daha derin bir belağat analizine taşır ve Amr b. Luhay rivayetini ekler. Zemahşerî farklı bir yönde, ifadeyi 'hızlan' (Allah'ın kulunu kendi haline bırakması) olarak yorumlar; bunu kesin değil muhtemel bir anlam olarak sunar. İbn Kesîr rivayet ağırlıklı bir okuma sunarak Süddî'nin tehdit yorumunu nakleder. Beydâvî ise farklı bir ayet bağlamında (nimeti küfre değiştirme) tarihsel-sahâbe rivayetine dayanarak Mekke halkı ve Kureyş kabileleriyle ilişkilendirir; bu farklılık müfessirlerin yöntem tercihinden (dilbilim, rivayet, tarihsel bağlam) kaynaklanır.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessirleri (Taberî, İbn Kesîr) rivayet ve kıraat verilerine daha çok yaslanırken, sonraki dönem müfessirleri (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) dilbilim ve belağat inceliklerini daha sistematik işlemiş; kıraat farkının anlam üzerindeki etkisi konusunda temel çizgi sabit kalmış, ancak yorumlama derinliği ve kullanılan araçlar (belağat kategorileri, tarihsel rivayetler) zamanla çeşitlenmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, dilin ve kıraatin anlamı nasıl çeşitlendirebileceğini, buna rağmen temel ahlaki mesajın (dünya nimetlerinin geçici olduğu, nankörlüğün ve başkalarını yanlış yola sevk etmenin olumsuz sonuçları) sabit kaldığını gösteriyor. Bu bağlamda, ilim ile iman arasındaki uyumun, metni anlama çabasında farklı yöntemlerin bir zenginlik olarak görülebileceğini hatırlatabiliriz. Toplumsal düzeyde ise nimetlere karşı şükür bilinci ve sabırla yapıcı bir tutum geliştirmenin önemine dair ihtiyatlı bir hatırlatma çıkarılabilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben