وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَسْتَ مُرْسَلًا قُلْ كَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًۢا بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِندَهُۥ عِلْمُ ٱلْكِتَٰبِ
“Diejenigen, die ungläubig sind, sagen: "Du bist nicht gesandt." Sag: Allah genügt als Zeuge zwischen mir und euch und derjenige, der das Wissen der Schrift hat'.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre bu ayette geçen 'ومن عنده علم الكتاب' ifadesi hakkında iki okuyuş rivayet edilmiştir: birincisi 'ومن عنده' şeklinde olup Allah'ın adına bağlı isim (mecrûr) kabul edilerek 'kendi katında kitap ilmi olan kimseler' (Tevrat ve İncil bilginleri, örneğin Abdullah b. Selam) anlamına gelir; ikincisi ise 'ومن عنده علم الكتاب' şeklinde okunup 'kitabın ilmi Allah katındandır' anlamına gelir. Taberî, şehir kıraat imamlarının üzerinde ittifak ettiği ilk okuyuşu tercih etmekte ve bunu doğruya daha yakın bulmaktadır.
كان التأويل الذي على المعنى الذي عليه قراء الأمصار أولى بالصواب ممن خالفه، إذ كانت القراءة بما هم عليه مجمعون أحق بالصواب
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî bu ayette 'yanında Kitab'ın ilmi olan' ifadesinin kime işaret ettiği konusunda birden fazla görüş nakleder: Kur'an'ın mucizevi nazmını bilen kimse, kitap ehlinden Müslüman olmuş âlimler, ya da Allah'ın kendisi (Hasen'den nakille). Ayrıca 'Kitab' kelimesinin Levh-i Mahfûz olarak yorumlanabileceğini de belirtir ve farklı kıraatlerin bu anlamları nasıl desteklediğini dil bakımından tartışır.
وقيل : هو الله عز وعلا والكتاب : اللوح المحفوظ وعن الحسن : لا والله ما يعني إلا الله . والمعنى : كفى بالذي يستحق العبادة وبالذي لا يعلم علم ما في اللوح إلا هو ، شهيدا بيني وبينكم .
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre âyetteki 've men indehû ilmu'l-kitâb' ifadesi hakkında birden fazla görüş nakledilmektedir: Bir görüşe göre bu, Abdullah b. Selâm, Selmân-ı Fârisî ve Temîm ed-Dârî gibi Ehl-i Kitap'tan iman edenlerin şahitliğine işaret eder; başka bir görüşe göre 'kitab'dan maksat Kur'an'dır ve onun mucize olduğunu bilenlerin şahitliğidir; bir başka görüşe göre Tevrat ve İncil'i bilip Hz. Muhammed'in geleceğine dair müjdeleri tanıyanların şahitliğidir; dördüncü görüşe göre ise 'men indehû ilmu'l-kitâb' ifadesiyle bizzat Allah Teâlâ kastedilmektedir (Hasan, Said b. Cübeyr ve Zeccâc'ın görüşü). Müfessir ayrıca Said b. Cübeyr'in sûrenin Mekkî olmasından dolayı ilk görüşü reddettiğini, buna karşı bu âyetin istisna olarak Medenî olabileceği cevabının verildiğini aktarır.
القول الأول : أن المراد شهادة أهل الكتاب من الذين آمنوا برسول الله صلى الله عليه وسلم وهم : عبد الله بن سلام ، وسلمان الفارسي ، وتميم الداري . ويروى عن سعيد بن جبير : أنه كان يبطل هذا الوجه ويقول : السورة مكية فلا يجوز أن يراد به ابن سلام وأصحابه ، لأنهم آمنوا في المدينة بعد الهجرة .
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre ayetteki 'ومن عنده علم الكتاب' ifadesindeki kişi hakkında çeşitli görüşler nakledilmektedir: Abdullah b. Selâm, Cebrail, Allah Teâlâ, Ali b. Ebî Tâlib veya tüm müminler. Müellif, sûrenin Mekkî olması sebebiyle Abdullah b. Selâm'ın Medine'de Müslüman olduğu itirazını nakletmekte, ancak Tirmizî hadisine dayanarak bu ayetin Abdullah b. Selâm hakkında inip lafız olarak tüm müminleri kapsayabileceğini de belirtmektedir. Sonuçta 'kitap bilgisine sahip olanlar'ın, putperestlerden ziyade nübüvvet ve kitaba daha yakın olan Ehl-i Kitap'tan iman edenler olabileceği görüşü tercih edilir gibi sunulmuştur.
وليس يمتنع أن ينزل في عبد الله بن سلام شيئا ويتناول جميع المؤمنين لفظا ويعضده من النظام أن قوله تعالى : ويقول الذين كفروا يعني قريشا فالذين عندهم علم الكتاب هم المؤمنون من اليهود والنصارى الذين هم إلى معرفة النبوة والكتاب أقرب من عبدة الأوثان
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr, 'kim şahitlik ediyor' ifadesindeki şahidin Allah olduğunu; Allah'ın hem peygamberin tebliğine hem de yalanlayanların iftiralarına şahit olduğunu belirtir. Ayetin Abdullah b. Selam hakkında indiği görüşünü zayıf bulur, çünkü ayet Mekkîdir ve Abdullah b. Selam ancak Medine'de Müslüman olmuştur. Sahih olan görüşün, kendi kitaplarında Hz. Muhammed'in vasfını bulan Ehl-i Kitap alimlerini kapsayan genel bir isim olduğunu ifade eder.
وهذا القول غريب لأن هذه الآية مكية وعبد الله بن سلام إنما أسلم في أول مقدم النبي صلى الله عليه وسلم المدينة والأظهر في هذا ما قاله العوفي عن ابن عباس قال هم من اليهود والنصارى
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre 'seni yalanlayanlar' ile kastedilenler Yahudilerin ileri gelenleridir ve Allah'ın şahitliği, peygamberliğin delillerinin apaçık ortada olması sebebiyle başka bir şahide ihtiyaç bırakmayacak kadar yeterlidir. 'Kendinde kitap ilmi olan' ifadesi ile Kur'an'ın mucizevi nazmını bilen kişi, ya da Tevrat'ı bilen Abdullah b. Selâm gibi biri, ya da Levh-i Mahfuz'u bilen Allah kastedilmiş olabilir; bu son yorumda anlam, ancak Allah'ın bildiği gizli bilgiyle yalancıyı rezil edecek şahitliğin yeterliliğidir.
قل كفى بالله شهيدا بيني وبينكم فإنه أظهر من الأدلة على رسالتي ما يغني عن شاهد يشهد عليها. ومن عنده علم الكتاب علم القرآن وما ألف عليه من النظم المعجز، أو علم التوراة وهو ابن سلام وأضرابه، أو علم اللوح المحفوظ وهو الله تعالى
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler 'yanında kitap ilmi olan' ifadesinin kime işaret ettiği konusunda çok anlamlılığı kabul eder ve temelde üç ana yorumda buluşurlar: Abdullah b. Selâm gibi Ehl-i Kitap'tan iman edenler, Allah Teâlâ'nın kendisi, veya Kur'an'ın mucizevi niteliğini bilen kimseler. Ayrıca çoğu müfessir kıraat farklılıklarının bu anlam çeşitliliğini beslediğini ve sûrenin Mekkî/Medenî oluşu meselesinin yorumu doğrudan etkilediğini vurgular.
Unterschiede
Taberî dilbilimsel/nahiv gerekçelerle şehir kıraat imamlarının ittifak ettiği okuyuşu tercih ederken, Zemahşerî ve Beydâvî belagat ve kıraat çeşitliliğini tartışmayı önceleyip kesin bir tercihte bulunmaktan çekinir. Râzî ve Kurtubî, sahâbe-tâbiîn rivayetlerini genişçe nakledip Mekkî/Medenî tartışmasını derinleştirir; Kurtubî hadis nakline dayanarak Abdullah b. Selâm yorumuna nispeten sıcak bakar. İbn Kesîr ise tarihsel çelişki gerekçesiyle bu yorumu açıkça zayıf bulup Allah'ın şahitliğini ve Ehl-i Kitap âlimlerini genel bir kapsamda birleştirir. Bu farklar, dilcilik/nahiv ağırlıklı (Taberî), belâgat/kıraat ağırlıklı (Zemahşerî, Beydâvî) ve rivayet/tarihsel tenkit ağırlıklı (Râzî, Kurtubî, İbn Kesîr) yöntem farklılıklarından kaynaklanır.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessiri Taberî, kıraat ve dil odaklı bir tercih sunarken; sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî belâgat inceliğine ağırlık vermiş, Râzî ve Kurtubî ise rivayetleri daha sistemli karşılaştırarak tarihsel tutarlılığı sorgulamıştır. İbn Kesîr'e gelindiğinde tarihsel-rivayet tenkidi daha belirgin hale gelmiş, böylece yorum çeşitliliği zamanla azalmamış, aksine daha eleştirel bir süzgeçten geçirilmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, farklı bilgi ve inanç geçmişinden gelen insanların hakikate şahitlik edebileceği fikrini hatırlatır; bu da bilgiye ve ilme dayalı bir yaklaşımın, önyargısız bir şekilde hakikati tanımaya nasıl katkı sağlayabileceğini düşündürür. Günümüzde de farklı geçmişlere sahip kişilerin ortak bir hakikat veya değer etrafında buluşabilmesi, hoşgörü ve diyalog ruhuna örnek gösterilebilir. Ayrıca ilmin, ister dini ister başka bir alandan gelsin, imanla çelişmediği; tam tersine onu destekleyebileceği yönünde ihtiyatlı bir okuma yapılabilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben