قَالَ مَعَاذَ ٱللَّهِ أَن نَّأْخُذَ إِلَّا مَن وَجَدْنَا مَتَٰعَنَا عِندَهُۥٓ إِنَّآ إِذًا لَّظَٰلِمُونَ
“Er sagte: "Allah schütze uns (davor), daß wir einen anderen nehmen als denjenigen, bei dem wir unsere Sachen gefunden haben! Wir würden sonst wahrlich zu den Ungerechten gehören."” — Bubenheim & Elyas
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre 'meâzallah' ifadesi, 'suçsuz kişi yerine başkasını almaktan Allah'a sığınırız' anlamındaki bir istiaze kalıbıdır; buradaki mastar (meâz), fiilin gerçek mef'ûlüne (min) izafe edilmiş ve 'min' harfi hazfedilmiştir. 'İzen' kelimesi ise onların sözüne cevap ve ceza mahiyetindedir, çünkü mana 'eğer onun yerine başkasını alırsak zulmetmiş oluruz' şeklindedir.
فأضيف المصدر إلى المفعول به وحذف من . و { إذا } جواب لهم وجزاء ؛ لأن المعنى : إن أخذنا بدله ظلمنا
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Râzî, Yusuf'un kardeşini alıkoymasının hukuken bir haksızlık (zulüm) teşkil edeceğini, ancak burada Allah'ın onu bu şekilde davranmaya sevk etmiş olabileceğini belirtir. Bu, Yakub'a yönelik imtihanı şiddetlendirmek ve bağışlama/bedel alma yoluna gitmesini önlemek amacıyla olmuş olabilir; bu durum Musa'nın yol arkadaşının, yaşarsa azgınlaşıp kâfir olacak çocuğu öldürmesine emredilmesine benzetilir.
والجواب : لعله تعالى أمره بذلك تشديدا للمحنة على يعقوب ونهاه عن العفو والصفح وأخذ البدل كما أمر تعالى صاحب موسى بقتل من لو بقي لطغى وكفر
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre bu ifade, kardeşlerin masum olanı (Bünyamin'i) suçlu yerine tutmaktan Allah'a sığınmalarını, yani kendi aralarında yaptıkları ahde aykırı davranarak başkasını almaktan kaçınmalarını dile getirmektedir.
أي معاذ الله أن نأخذ البريء بالمجرم ونخالف ما تعاقدنا عليه أي أن نأخذ غيره
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre ilgili ibare, kişilerin kendi söyledikleri ve itiraf ettikleri bir hususa atıfla, masum birinin suçlu ile birlikte tutulup cezalandırılmasının kabul edilemez olduğunu ifade etmektedir.
أي كما قلتم واعترفتم أي إن أخذنا بريئا بسقيم
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre kardeşler, Yusuf'a babalarının çok yaşlı olduğunu söyleyerek onu merhamete davet etmişler ve kayıp kardeşleri yerine kendilerinden birini rehin almasını teklif etmişlerdir; bunu ya Yusuf'un kendilerine gösterdiği iyiliği tamamlaması ya da her zaman iyilik yapan biri olarak alışkanlığını bozmaması gerekçesiyle söylemişlerdir. Yusuf ise, ancak eşyasını (su kabını) yanında bulduğu kişiyi alabileceklerini, başkasını almanın kendi fetvalarına göre bile zulüm olacağını belirtmiştir. Müfessir ayrıca Yusuf'un asıl kastının, Allah'ın kendi rızası ve maslahatı için kimin yükünde ölçek bulunduysa onun alınmasına izin verdiği, dolayısıyla başkasını alsaydı bunun zulüm olacağı yönünde olduğunu aktarır.
قال معاذ الله أن نأخذ إلا من وجدنا متاعنا عنده فإن أخذ غيره ظلم على فتواكم فلو أخذنا أحدكم مكانه. إنا إذا لظالمون في مذهبكم هذا
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre bu ifade, suçsuz birini suçlu yerine tutmaktan Allah'a sığınmayı ifade eder; malın bulunduğu kişiden başkasını almanın kişiye ait olmayan bir işi yapmak ve insanlara zulmetmek anlamına geleceği belirtilir.
أستجير بالله من أن نأخذ بريئا بسقيم
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Zemahşerî 'meâzallah' ifadesinin, suçsuz birini suçlu yerine tutup cezalandırmaktan Allah'a sığınma anlamı taşıdığında birleşir; bu okumada Yusuf'un kardeşlerinin kendi ahitlerine bağlı kalarak zulümden kaçınmaları ön plandadır.
Unterschiede
Zemahşerî ve Kurtubî meseleyi ağırlıklı olarak dil/belağat (i'rab, mastarın izafeti, harf-i cerrin hazfi) düzeyinde ele alırken, Taberî rivayet temelli bir açıklama sunar. Beydâvî bağlama daha geniş bir anlatı ekleyip kardeşlerin merhamet talebi ve Yusuf'un fetvasını detaylandırır. Râzî ise farklı bir eksende, Yusuf'un davranışının hukuken zulüm sayılıp sayılmayacağı sorununu ele alarak bunu ilahi bir sevk/imtihan çerçevesinde, Musa kıssasıyla kıyas yoluyla temellendirir; bu, diğerlerinden daha kelami/teolojik bir yaklaşımdır.
Historischer Kontext
En eski müfessir Taberî'nin rivayet ağırlıklı yöntemi, sonraki dönemlerde (Zemahşerî, Kurtubî, Beydâvî) dilbilimsel/belâgat analizine evrilmiş; İbn Kesîr yine rivayet ve dil izahını birleştirmiştir. Râzî'nin kelami sorgulama tarzı, peygamberlerin masumiyeti gibi teolojik meselelerin tefsire dahil olmasıyla farklı bir katman eklemiş, ancak temel anlam (suçsuzu suçlu yerine tutmama ilkesi) tüm dönemlerde sabit kalmıştır.
Bezug zur Gegenwart
Bu ayet, adaletin kişiye özgü sorumluluk ilkesine dayanması gerektiğini; bir kişinin hatası veya borcu yüzünden başka birinin mağdur edilmemesi gerektiğini hatırlatır. Aile ve toplum ilişkilerinde vicdanlı, hakkaniyetli davranmanın, verilen sözde durmanın ve haksız yere başkasını sorumlu tutmaktan kaçınmanın önemine dair ihtiyatlı bir ahlaki ders çıkarılabilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben