فَبَدَأَ بِأَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَآءِ أَخِيهِ ثُمَّ ٱسْتَخْرَجَهَا مِن وِعَآءِ أَخِيهِ كَذَٰلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ أَخَاهُ فِى دِينِ ٱلْمَلِكِ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ نَرْفَعُ دَرَجَٰتٍ مَّن نَّشَآءُ وَفَوْقَ كُلِّ ذِى عِلْمٍ عَلِيمٌ
“Er begann (zu suchen) in ihren Behältern vor dem Behälter seines Bruders. Hierauf holte er es aus dem Behälter seines Bruders hervor. So führten Wir für Yusuf eine List aus. Nach dem Gesetz des Königs hätte es ihm nicht zugestanden, seinen Bruder (als Sklaven) zu nehmen, außer daß Allah es wollte. Wir erhöhen, wen Wir wollen, um Rangstufen. Und über jedem, der Wissen besitzt, steht einer, der (noch mehr) weiß.” — Bubenheim & Elyas
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre Yûsuf, kardeşini Mısır kralının hukuk ve yargı sistemine göre alıkoyamazdı, çünkü o kralın hukukunda hırsızlık suçu karşılığında kişinin köleleştirilmesi yoktu; bunun yerine Allah'ın Yûsuf için tertip ettiği bir tuzak (keyd) sayesinde kardeşleri kendi hükümleriyle (sirkat cezası olarak alıkoyma) bunu kabul edip gönül rızasıyla teslim olmuşlardır. Ayrıca metin, ayetteki müennes zamirin (تأنيث) sıvâ' (su kabı) mı yoksa sikaye mi olduğu konusunda Basra dilcilerinin görüşlerini de nakletmektedir.
ما كان يوسف ليأخذ أخاه في حكم ملك مصر وقضائه وطاعته منهم، لأنه لم يكن من حكم ذلك الملك وقضائه أن يسترق أحد بالسرق، فلم يكن ليوسف أخذ أخيه في حكم ملك أرضه إلا أن يشاء الله بكيده الذي كاده له
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî bu ayette Yusuf'un kardeşlerinin eşyalarının aranması sahnesini anlatır: Şüpheyi bertaraf etmek için önce diğer kardeşlerin yükleri, sonra Bünyamin'in yükü aranmış ve kap ondan çıkarılmıştır. Ayrıca metinde 'sikaye' ve 'sûvâ' kelimelerinin kullanımı ile bunların müzekker-müennes oluşu tartışılır; bu durumun Yusuf'un dilinde 'sikaye', kölelerinin dilinde 'sûvâ' denmesinden kaynaklanabileceği belirtilir. Son olarak bu 'hile'nin (keyd) Mısır kralının dinine göre hırsızlık cezasının kölelik değil çift misli tazminat olduğu hatırlatılarak izah edilir; hilenin nasıl 'hasen' olabileceği sorusu da tartışmaya açılır.
فإن قلت : لم ذكر ضمير الصواع مرات ثم أنثه ؟ قلت : قالوا رجع بالتأنيث على السقاية ، أو أنث الصواع لأنه يذكر ويؤنث ، ولعل يوسف كان يسميه سقاية وعبيده صواعا
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Bu müfessire göre âyette geçen ifade, Allah'ın zâtıyla âlim olduğuna dair Mu'tezile'nin görüşüne karşı, Ehl-i Sünnet'in Allah'a ilim sıfatının sabit olduğu görüşünü desteklemektedir. Râzî, âyetin 'ذا علم' ile 'عليم' arasında fark bulunduğunu, birinin başkasını ilim sahibi kılarken diğerinin Allah'ı fiille nitelediğini belirterek bu ayrımın delil olduğunu aktarır.
واعلم أن أصحابنا قالوا دلت سائر الآيات على إثبات العلم لله تعالى وهي قوله : ( يوسف : 76 ) فجعل غيره ذا علم ووصف نفسه بالفعل فبين ذي العلم والعليم فرق وكذلك بين ذي القوة والقوي
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre Yûsuf, kardeşlerinin kalbinden şüphe ve suçlamayı uzaklaştırmak için önce kardeşlerinin torbalarını aramaya başlamış, Bünyamin'in torbasına en son gelmiştir. Ayrıca 'كدنا' kelimesinin 'yaptık/tedbir ettik' anlamına geldiğini belirtir ve buradan hareketle şeriata aykırı olmayan hilelerle amaçlara ulaşmanın caiz olduğu sonucunu çıkarır; bu meseleyi zekattan kaçmak için mal üzerinde tasarruf (hile-i şer'iyye) tartışmasına bağlar.
إنما بدأ يوسف برحالهم لنفي التهمة والريبة من قلوبهم إن بدأ بوعاء أخيه والوعاء يقال بضم الواو وكسرها لغتان وهو ما يحفظ فيه المتاع ويصونه يعني بنيامين
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr, ribâ konusunun ilim ehli için en müşkil bâblardan biri olduğunu, haram olan her şeye ulaştıran vesilenin de haram hükmünde olduğunu belirtir. Yûsuf kıssasındaki hükmün Mısır kralının hukukunda geçerli olmayıp kardeşlerin kendi şeriatlarında kabul ettikleri bir ilzam olduğunu, bunun Allah'ın sevip razı olduğu bir tedbir (keyd-i mahbûb) olduğunu aktarır. Ayrıca ilmin nihayetinde Allah'a döndüğünü, her âlimin üstünde daha âlim birinin bulunduğunu ve en sonunda ilmin Allah'a ait olduğunu vurgular.
والشريعة شاهدة بأن كل حرام فالوسيلة اليه مثله لأن ما أفضى إلى الحرام حرام كما أن ما لا يتم الواجب إلا به فهو واجب
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre Yûsuf'un su kabını Bünyâmin'in yükünde bulup çıkarması bir 'keyd' (tedbir/hile) idi ve bunu Allah'ın kendisine öğretmesiyle gerçekleştirmişti; Mısır kralının dini gereği hırsızlığa verilen ceza köle edinme değil dövme ve iki katını tazmin ettirme olduğundan, Yûsuf kardeşini ancak Allah'ın dilemesiyle -kralın dinine göre değil- alıkoyabilmiştir. Ayrıca 'her ilim sahibinin üstünde daha bilgili biri vardır' ifadesi, Allah'ın zâtıyla âlim olduğunu iddia edenlere karşı, buradaki 'her ilim sahibi'nin yaratılmışlara mahsus olduğu ve 'Alîm' isminin özellikle Allah'a ait olduğu belirtilerek cevaplandırılmıştır.
ما كان ليأخذ أخاه في دين الملك ملك مصر لأن دينه الضرب وتغريم ضعف ما أخذ دون الاسترقاق وهو بيان للكيد. إلا أن يشاء الله أن يجعل ذلك الحكم حكم الملك، فالاستثناء من أعم الأحوال
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Taberî, Zemahşerî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî; Yûsuf'un kardeşini alıkoymasının Mısır kralının hukukuna göre değil, Allah'ın tertip ettiği bir keyd (tedbir) ve kardeşlerin kendi şeriatlarına göre kabul ettikleri bir hüküm olduğu noktasında birleşir. Ayrıca sikaye/sûvâ kelimesinin müennesliği ve dil tahlili de birden çok müfessirde (Taberî, Zemahşerî) ortak bir konu olarak işlenir. Râzî ve Beydâvî ise âyetteki ilim ifadesinden hareketle Allah'ın ilim sıfatına dair kelamî bir vurguyu paylaşır.
Unterschiede
Taberî ve Zemahşerî ağırlıklı olarak dil/belağat ve rivayet eksenli kalırken; Kurtubî bu keyd meselesini fıkhi hile-i şer'iyye ve zekat bahsine taşıyarak daha ameli bir çıkarıma yönelir. İbn Kesîr rivayet ve vesilelerin hükmü meselesini işlerken, Râzî ve Beydâvî âyeti Mu'tezile'ye karşı Ehl-i Sünnet'in ilim sıfatı savunusuna dönüştürerek kelamî bir eksene taşır. Bu farklılıklar, müfessirlerin ait olduğu ekol (dil/rivayet ekolü, fıkıh ekolü, kelam ekolü) ve dönemin öne çıkan tartışma konularıyla ilişkilidir.
Historischer Kontext
Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ve dil analizine odaklanırken, sonraki dönemlerde Zemahşerî belağat ve dilbilimsel derinliği artırmış, Kurtubî fıkhi çıkarımları öne çıkarmış, Râzî ve Beydâvî ise kelamî tartışmaları metne dahil etmiştir. İbn Kesîr rivayet temelli yaklaşımı sürdürmekle birlikte fıkhi vesile meselesini de işlemiştir. Temel olay örgüsü (keyd, kralın hukuku, kardeşlerin rızası) sabit kalmış, ancak zamanla metne eklenen kelamî ve fıkhi katmanlar çoğalmıştır.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, meşru ve ahlaki sınırlar içinde kalan tedbirli, sabırlı bir yaklaşımın toplumsal ilişkilerde güven ve rızayı koruyabileceğine dair bir hatırlatma sunar. Ayrıca ilmin nihai kaynağının Allah olduğu vurgusu, bilimsel çalışmalarda alçakgönüllülük ve öğrenmeye açıklığın önemine işaret edebilir. Aile içi meselelerde şüpheyi gidermeye çalışan, adil ve sabırlı bir tutum, günümüz toplumsal ilişkilerinde de yapıcı bir örnek olarak düşünülebilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben