وَلَمَّا فَتَحُوا۟ مَتَٰعَهُمْ وَجَدُوا۟ بِضَٰعَتَهُمْ رُدَّتْ إِلَيْهِمْ قَالُوا۟ يَٰٓأَبَانَا مَا نَبْغِى هَٰذِهِۦ بِضَٰعَتُنَا رُدَّتْ إِلَيْنَا وَنَمِيرُ أَهْلَنَا وَنَحْفَظُ أَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَعِيرٍ ذَٰلِكَ كَيْلٌ يَسِيرٌ

“Und als sie ihre Sachen öffneten, fanden sie, daß ihre Ware ihnen zurückgegeben worden war. Sie sagten: "O unser Vater, was begehren wir (mehr)? Das ist unsere Ware, sie ist uns zurückgegeben worden. Wir werden Vorrat für unsere Angehörigen bringen, unseren Bruder behüten und das Maß (der Last) eines Kamels mehr haben. Das ist ein leicht(erhältlich)es Maß."” — Bubenheim & Elyas

Tafsire

Von KI erstellt
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert

Taberî, Yusuf'un kardeşlerinin babalarına 'ma nebğî' (daha ne isteyelim/arayalım) sözünün, sermayelerinin kendilerine geri verilmesiyle babalarının gönlünü hoş tutmaya yönelik bir ifade olduğunu, bu durumda 'ma'nın 'nebğî' fiiliyle mansub bir istifham edatı olduğunu belirtir. Ayrıca 'nemîru ehlenâ' ifadesinin ailelerine yiyecek satın alıp getirme anlamına geldiğini, kardeşlerini gönderdikleri takdirde yüklerine bir deve yükü daha eklenip fazladan tahıl alacaklarını açıklar.

وإذا وجه الكلام إلى هذا المعنى كانت «ما» استفهاما في موضع نصب بقوله: {نبغي} وإلى هذا التأويل كان يوجهه قتادة
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu metin, Yusuf'un kardeşlerinin 'mâ nebğî' ifadesini kardeşleri Bünyamin ile geri döndüklerinde meliğin yanında korktukları şeyin gerçekleşmeyeceğini, ayrıca fazladan bir yük zahire kazanacaklarını anlatarak, artık aramaları gereken başka bir menfaat kalmadığını belirtmek şeklinde açıklar. Zemahşerî, 'bağy' kelimesinin 'talep etme' anlamına gelebileceği gibi 'yalan söyleme, sözde aşırı gitme' anlamına da gelebileceğini, buna göre cümlenin farklı şekillerde tefsir edilebileceğini gösterir. Ayrıca cümlenin müstakil bir başlangıç cümlesi olarak 'ailemize zahire getirmemiz gerekir' anlamında da okunabileceğini, ya da kardeşlerin görüşlerinde haksız olmadıklarını, doğru söylediklerini beyan etmek üzere söylenmiş olabileceğini belirtir.

فأي شيء نبتغي وراء هذه المباغي التي نستصلح بها أحوالنا ونوسع ذات أيدينا : وإنما قالوا : لما ذكرنا أنه كان لا يزيد للرجل على حمل بعير للتقسيط
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Bu müfessire göre 'ردت' kelimesinin okunuşunda kıraat farkı vardır (çoğunluk ötreli, Alkame kesreli okumuştur). Asıl tartışma 'ما نبغى' ifadesindeki 'ما' harfinin anlamıdır: bu nefy (olumsuzluk) için olabilir, bu durumda kardeşlerin Yûsuf'un cömertliğini yalanlamadıklarını veya erzak bedelinin geri verilmesiyle artık başka bir şey istemediklerini ifade eder; ya da 'ما' istifham (soru) için olabilir, bu durumda 'bu kadar ikramdan sonra daha ne isteyebiliriz' anlamına gelir.

وأما قوله : { ما نبغى } ففي كلمة { ما } قولان : القول الأول : أنها للنفي ، وعلى هذا التقدير ففيه وجوه
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Kurtubî, 'مَا نَبْغِي' ifadesini iki ihtimalle açıklar: birincisi 'مَا' istifham (soru) edatı olup 'bundan başka ne isteyebiliriz, ölçek bize tam verildi, sermayemiz de geri verildi' anlamındadır ve bununla babalarının gönlünü hoş tutmak istemişlerdir; ikincisi 'مَا' olumsuzluk edatı olup 'senden dirhem veya başka bir mal istemiyoruz, bize geri verilen bu sermaye yeter' anlamındadır. Ayrıca 'رُدَّتْ إِلَيْنَا' ifadesindeki 'ردت' kelimesinin Alkame'den 'ra' harfinin kesreli okunduğu rivayet edilir, çünkü aslı 'رددت' olup idgam sonucu 'dal' harfinin harekesi 'ra'ya geçmiştir. Son olarak 'نمير' fiilinin 'onlara yiyecek getiririz' anlamına geldiği belirtilir ve Sülemî'nin bu kelimeyi nun harfi ötreli okuduğu, bunun da 'onlara zahire konusunda yardım ederiz' anlamına geldiği nakledilir.

ما استفهام في موضع نصب والمعنى : أي شيء نطلب وراء هذا وفي لنا الكيل ورد علينا الثمن أرادوا بذلك أن يطيبوا نفس أبيهم وقيل : هي نافية أي لا نبغي منك دراهم ولا بضاعة بل تكفينا بضاعتنا هذه التي ردت إلينا
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert

İbn Kesîr, Yusuf'un her adama bir deve yükü zahire verdiğini, Mücahid'in bunun bir eşek yükü olduğunu söylediğini ve bazı dillerde eşeğe de 'bair' denildiğini nakleder. Bu bilgiyi, kardeşlerin sözünün tamamlayıcısı ve güzelleştirici bir unsuru olarak sunar; yani kardeşlerini yanlarına almalarının karşılığında bu kadar bir yükün önemsiz kalacağını ifade eder.

وذلك أن يوسف عليه اسلام كان يعطي كل رجل حمل بعير وقال مجاهد حمل حمار وقد يسمى في بعض اللغات بعيرا كذا قال هذا من تمام الكلام وتحسينه
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert

Beydâvî'ye göre 'mâ nebğî' ifadesi kardeşlerin, babalarına sundukları malın kendilerine geri verilmesinin, kralın kendilerine gösterdiği ikram ve iyi muamelenin apaçık bir delili olduğunu, bundan öte artık ne isteyebileceklerini soru şeklinde ifade etmesidir; 'hâzihî bidâatunâ ruddet ileynâ' cümlesi de bu isteksizliklerinin açıklaması olarak gelir. Ayrıca 'nemîru ehlenâ' ve 'nahfezu ehânâ' ifadeleri, kralın yanına dönmekle ailelerine erzak taşıma ve kardeşlerini yol boyu tehlikelerden koruma isteğine bağlanır. 'Zâlike keylün yesîr' ifadesi de, ya kendilerine ölçülen malın az olup yeterli gelmediğine, ya kralın kardeşleri için ölçeceği ek yükün kral için önemsiz bir şey olduğuna, ya da Yakub'un sözü olarak bir deve yükünün oğlunu tehlikeye atmaya değmeyecek kadar önemsiz olduğuna işaret eder.

قالوا يا أبانا ما نبغي ماذا نطلب هل من مزيد على ذلك أكرمنا وأحسن مثوانا وباع منا ورد علينا متاعنا. أو لا نطلب وراء ذلك إحسانا أو لا نبغي في القول ولا نزيد فيما حكينا لك من إحسانه.

Vergleich

Gemeinsamkeiten

Tüm müfessirler 'mâ nebğî' ifadesinin dil açısından iki temel ihtimal taşıdığında hemfikirdir: 'mâ' istifham edatı olarak 'daha ne isteyebiliriz' anlamında ya da nefiy edatı olarak 'başka bir şey istemiyoruz' anlamında okunabilir. Ayrıca çoğu müfessir bu sözün kardeşlerin babalarının gönlünü hoş tutmaya, sermayenin geri verilmesi ve kralın ikramını vurgulamaya yönelik bir ifade olduğunu, 'nemîru ehlenâ' ifadesinin de ailelerine zahire getirme anlamına geldiğini kabul eder.

Unterschiede

Taberî ve İbn Kesîr daha çok rivayet ve selef nakillerine (Katade, Mücahid, deve/eşek yükü tartışması) dayanırken; Zemahşerî, Râzî, Kurtubî ve Beydâvî dilbilimsel-belâgat odaklı, 'mâ' edatının istifham/nefiy ihtimallerini sistematik şekilde tartışan bir yaklaşım sergiler. Kurtubî ve Râzî ayrıca 'ruddet' kelimesindeki kıraat farklılıklarına (Alkame'nin kesreli okuyuşu) girerek dilbilimsel derinliği artırır; Zemahşerî ise 'bağy' kökünün 'talep' dışında 'yalan/aşırılık' anlamına da gelebileceğini ekleyerek anlam çeşitliliğini genişletir. Bu farklar, erken dönem rivayet ağırlıklı tefsirden sonraki dönemlerde dilbilim ve kıraat ilminin daha sistematik işlenmesine geçişin bir yansımasıdır.

Historischer Kontext

Taberî ve İbn Kesîr'de rivayet ağırlıklı yaklaşım öne çıkarken, Zemahşerî, Râzî, Kurtubî ve Beydâvî gibi sonraki müfessirlerde dil ve belâgat tahlili, kıraat farklarının sistematik değerlendirilmesiyle derinleşmiştir; temel anlam çerçevesi (istifham/nefiy ayrımı) ise dönemler boyunca sabit kalmış, sadece işleniş biçimi zenginleşmiştir.

Bezug zur Gegenwart

Bu ayet, bir ailede güven ve şefkatin sözlerle nasıl yeniden inşa edilebileceğine dair ince bir örnek sunar; kardeşlerin babalarını rahatlatma çabası, aile içi iletişimde nazik ve yapıcı dilin önemini hatırlatır. Ayrıca müfessirlerin aynı ifadeyi farklı dil incelikleriyle yorumlaması, ilim geleneğinde çok yönlü düşünmenin ve farklı okumalara açık olmanın bir tür hoşgörü ve entelektüel alçakgönüllülük örneği olduğunu düşündürebilir.

KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben