وَيَٰقَوْمِ لَا يَجْرِمَنَّكُمْ شِقَاقِىٓ أَن يُصِيبَكُم مِّثْلُ مَآ أَصَابَ قَوْمَ نُوحٍ أَوْ قَوْمَ هُودٍ أَوْ قَوْمَ صَٰلِحٍ وَمَا قَوْمُ لُوطٍ مِّنكُم بِبَعِيدٍ
“Und, o mein Volk, meine Feindseligkeit soll euch ja nicht dazu bringen, daß euch das Gleiche trifft, was das Volk Nuhs oder das Volk Huds oder das Volk Salihs traf. Und das Volk Luts liegt euch nicht fern.” — Bubenheim & Elyas
Zemahşerî12. Jh.✓ Zitat verifiziert
Zemahşerî 'bein' kelimesinin fetha ile okunuşunu, gayr-i mütemekkin bir kelimeye izafet edilmesiyle açıklar; ayrıca 'karib' ifadesinin Semûd kavminin helakinin zaman olarak yakın bir dönemde gerçekleştiğini veya onların küfür ve kötülükte muhataplara yakın/benzer olduklarını ifade ettiğini belirtir. Ayrıca 'ba'îd' kelimesinin müennes bir isme ('qawm' değil ama bağlamdaki dişil unsura) neden müzekker lafızla geldiği sorusuna, bunun helak, şey, zaman veya mekân gibi takdir edilen bir müzekker unsura racî olabileceği cevabını verir. Son olarak bu tür kelimelerin (karib, ba'îd, kalil, kesir) mastar vezninde gelmesi sebebiyle müzekker-müennes ayrımı yapılmaksızın kullanılabileceğini ekler.
فإن قلت : ما لبعيد لم يرد على ما يقتضيه قوم من حمله على لفظه أو معناه قلت : إما أن يراد : وما إهلاكهم ببعيد ، أو ما هم بشيء بعيد أو بزمان أو مكان بعيد
Kurtubî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Kurtubî'ye göre bu metin, Lût kavminin diyarının Şuayb kavminden 'uzak olmadığı' ifadesini, hem zaman hem mekân açısından açıklar; Lût kavminin helakinin yakın zamanda gerçekleştiğine ve yurtlarının onlarınkine mekânen yakın olduğuna işaret eder. Ayrıca 'بعيد' kelimesinin müzekker/tekil gelişinin sebebi 'بمكان بعيد' takdiriyle açıklanır.
وذلك أنهم كانوا حديثي عهد بهلاك قوم لوط وقيل : وما ديار قوم لوط منكم ببعيد أي بمكان بعيد فلذلك وحد البعيد قال الكسائي : أي دورهم في دوركم
İbn Kesîr14. Jh.✓ Zitat verifiziert
İbn Kesîr'e göre bu ayette, kavimlerin peygamberlerine düşmanlıklarının onları küfür ve fesat üzere ısrar etmeye sürüklememesi, aksi halde Nûh, Hûd, Salih ve Lût kavimlerine gelen azabın benzerinin kendilerine de gelebileceği uyarısı yapılmaktadır. Ayrıca 'karib' ifadesinin zaman veya mekân açısından yakınlığa işaret edebileceği, her iki ihtimalin de mümkün olduğu belirtilmiştir. Metinde ayrıca Medyen'de Musa'yı çalıştıran kişinin Şuayb olup olmadığı meselesi tarihsel ve rivayet verileriyle tartışılmaktadır.
أي لا تحملنكم عدواتي وبغضي على الإصرار على ما أنتم عليه من الكفر والفساد فيصيبكم مثل ما أصاب قوم نوح وقوم هود وقوم صالح وقوم لوط من النقمة والعذاب
Beydâvî13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Beydâvî'ye göre Şuayb kavmine seslenerek kendisine muhalefetlerinin onları Nûh, Hûd ve Sâlih kavimlerinin başına gelen helak türlerine (boğulma, rüzgar, sarsıntı) maruz bırakmaması gerektiğini uyarmaktadır. Lût kavminin de zaman veya mekan bakımından kendilerinden uzak olmadığı, dolayısıyla onlardan ibret alınması gerektiği; ayrıca küfür ve kötülüklerde onlara benzedikleri için başlarına gelenin kendilerinden de uzak olmayacağı belirtilmiştir. Son olarak ayet, ısrar edenlere yönelik tehditten sonra, tevbe edenlere yönelik bir vaad içerir: Allah tevbe edenlere karşı çok merhametli ve onları seven, kendilerine iyilikte bulunandır.
فإن لم تعتبروا بمن قبلهم فاعتبروا بهم، أو ليسوا ببعيد منكم في الكفر والمساوي فلا يبعد عنكم ما أصابهم
Taberî9-10. Jh.✓ Zitat verifiziert
Taberî'ye göre Şuayb kavmine, kendisine olan düşmanlıkları ve dininden ayrılmaları sebebiyle küfür, put ibadeti, ölçü ve tartıda hile üzerinde direnmemelerini, aksi halde Lut kavmi gibi helake uğrayan kavimlerin başına gelen azabın kendilerine de gelebileceğini bildirmiştir. Bu kavimler yakın zamanda helak olmuş olduklarından, onlardan ibret alınması istenmektedir.
لا يحملنكم عداوتي وبغضي وفراق الدين الذي أنا عليه، على الإصرار على ما أنتم عليه من الكفر بالله وعبادة الأوثان
Fahreddin er-Râzî12-13. Jh.✓ Zitat verifiziert
Şuayb'ın kavmine, kendisine karşı gösterecekleri düşmanlığın onları dünyada bir helak azabına uğratabileceğini söylediği belirtilir; bu, Nûh, Âd, Salih ve Lût kavimlerine gelen azaplar gibi bir sonuç olabilir. Ayrıca Lût kavminin diyarının Medyen'e mekân veya zaman olarak yakınlığının, bu yakınlığın ibret alma ve durumları iyice bilme bakımından bir fayda taşıdığı, dolayısıyla Allah'a muhalefetten sakınmaları gerektiği vurgulanır.
أي يصيبكم عذاب الاستئصال في الدنيا مثل ما حصل لقوم نوح عليه السلام من الغرق
Vergleich
Gemeinsamkeiten
Tüm müfessirler ayetin Şuayb kavmine yönelik bir uyarı içerdiğinde ve Lût kavminin helakinin zaman veya mekân açısından onlara 'yakın' olduğu yorumunda birleşir; bu yakınlığın ibret alınması gereken bir husus olduğu ortak vurgudur. Ayrıca 'karib' ve 'ba'îd' kelimelerinin hem zamansal hem mekânsal yakınlık/uzaklık anlamına gelebileceği, her iki ihtimalin de mümkün görüldüğü noktasında da fikir birliği vardır.
Unterschiede
Zemahşerî, Kurtubî ve Râzî ağırlıklı olarak dil ve belağat tahliline (kelimenin cinsiyet uyumu, i'rab, kıraat farklılıkları) odaklanırken, Taberî rivayet zincirlerine (Katade, İbn Cüreyc) dayanarak tarihsel-nakli bir okuma sunar. İbn Kesîr rivayet ile bağlamsal okumayı birleştirip ayrıca Medyen'deki Şuayb-Musa ilişkisi gibi tarihsel bir meseleyi de tartışmaya katar. Beydâvî ise dil analizinin yanına ayetin sonundaki tevbe-merhamet vaadini ekleyerek metnin tehdit-vaad dengesine dikkat çeker; bu fark, müfessirlerin ekolsel yönelimlerinden (dilci/belagatçi, rivayetçi, kelamcı) kaynaklanır.
Historischer Kontext
En eski müfessir Taberî'nin rivayet temelli yaklaşımından, sonraki dönemde Zemahşerî ve Râzî'nin daha çok dilbilimsel ve mantıksal tahlile yönelmesine geçiş görülür; Kurtubî ve Beydâvî bu iki eğilimi (rivayet ve dil analizi) birleştiren bir çizgide durur. Temel yorum -Lût kavminin yakınlığı ve ibret alma çağrısı- zaman içinde sabit kalmış, ancak bunu temellendirme yöntemi rivayetten dilbilimsel/kelamî çözümlemeye doğru zenginleşmiştir.
Bezug zur Gegenwart
Bu karşılaştırmalı okuma, geçmiş toplumların akıbetinden ders çıkarmanın ve haksızlık, hile gibi tutumlardan uzak durmanın önemine işaret eder; bu da bugün de toplumsal dayanışma ve ahlaki duyarlılık açısından düşündürücü olabilir. Ayrıca ayetin sonundaki tevbe ve merhamet vurgusu, hatalardan dönüşün ve içten bir çabanın (ihlas) her zaman bir kapı olarak durduğunu hatırlatır. Farklı müfessirlerin aynı ayete dil, tarih ve bağlam açısından farklı katkılar sunması, ilim ile iman arasındaki çok yönlü uyumun bir örneği olarak görülebilir.
KI-Analyse — keine Fatwa oder Urteil, noch nicht durch Fachprüfung freigegeben